Yetmez ama Kemal Kılıçdaroğlu!

Birine bir yanlış yapsanız bunu gazeteler yazmaz. En fazla dedikodusu olur. Ama siyasetçi iseniz tüm ülke, hatta tüm dünya bu iddiadan haberdar olabilir. Bu yüzden kirli iştir siyaset.

yetmez ama kılıçdaroğlu adalet

Siyaset kirli iştir

Bu durum siyasetin de kendi içinde evrilmesine, yeniden tanımının yapılmasına neden olur. Bir yerden sonra tarafların her biri bir şekilde bu kirliliğe öyle bir bulaşmıştır ki, kirliliği el altından “kabul edilebilir” görmeye başlar herkes. “O da yaptı” vardır işin içinde. İşte bu kısır döngü içerisinde siyasi liderlerin tanımı ya da kendilerinde bulunması gereken özellikler de yeniden tanımlanır yazısız olarak. Doğruyu söyleyen değil, iyi kavga edendir başarılı lider.

Siyaset kirli iştir derler. İtiraz da etmek gelmez içimizden. Hakikaten, neden kirlidir siyaset?

Loading...

İnsan vardır içinde de ondan. Amaç vardır. Ego vardır. İhtiras vardır. Kıskançlık vardır. Hırs vardır. İntikam duygusu vardır yeri geldiğinde. İnsan vardır siyasette. Bu yüzden de kirli olma potansiyeli her zaman mevcuttur.

Kirliliğin üzerine işlemiş olmasının nedeni ise siyasetin tek ya da birkaç insanı değil toplumu etkilemesidir. Alınan kararlar tüm bir insan topluluğunu ilgilendiren kararlardır. Bu yüzden de karşı çıkanı hep çok olmuştur. Kirli işler yapıldığında ise bunu ortaya çıkarmak için uğraşan da bir o kadar insan vardır karşı tarafta. Yani siyasetin kirliliği, kirli işlerin hep ayyuka çıkmasından dolayı üzerine yapışmıştır.

Birine bir yanlış yapsanız bunu gazeteler yazmaz. En fazla dedikodusu olur. Ama siyasetçi iseniz tüm ülke, hatta tüm dünya bu iddiadan haberdar olabilir.

Tüm bu olanlar siyasetin de kendi içinde evrilmesine, yeniden tanımının yapılmasına neden olur. Bir yerden sonra tarafların her biri bir şekilde bu kirliliğe öyle bir bulaşmıştır ki, kirliliği el altından “kabul edilebilir” görmeye başlar herkes. “O da yaptı” vardır işin içinde. İçten içe “Biz de yaptık zamanında” vardır.

İşte bu kısır döngü içerisinde siyasi liderlerin tanımı ya da kendilerinde bulunması gereken özellikler de yeniden tanımlanır yazısız olarak. Konum bu değil ama bu durumun en son geldiği nokta ise “çalıyor ama çalışıyor” noktasıdır.

Siyasetin geldiği durum

14 senelik eğitmenlik hayatından alışkanlık. Bir örnekle anlatmaya çalışayım:

Sizinle yan yana dükkanlarımız var. Bir bakıyorsunuz ben arabayı sizin dükkanın önüne çekmişim. Siz de esnaf anlayışı olarak bir şey dememişsiniz, itiraz etmemişsiniz. (Eksik olmayın)

Gel zaman git zaman, günlerden bir gün sizin arabanız da benim dükkanın tam önünde. Sizin dükkana gelip “Kardeşim şu arabanı çeksene dükkanın önünde duruyor” şeklinde şikayette bulunuyorum. Bana ilk tepkiniz ne olurdu?

Elbette kişilik, karakter, anlayış ve iletişim penceresinden bakmıyorum. Sadece senaryo olarak odaklanalım.

Muhtemelen ilk cevabınız “E kardeşim geçen gün de sen benim dükkanın önüne park etmiştin” şeklinde olacaktır. İnsan doğası gereği bu gayet anlaşılabilir bir cevap/tepkidir.

Aslında durum 1-1 olmuştur ve taraflar bir daha bunun yaşanmaması üzerine anlaşarak devam edebilirler.

Fakat siyasette bu böyle olmaz. Yaşanan durum, artık her iki dükkan sahibinin de birbirlerinin dükkanının önüne araç bırakabilecekleri şeklinde anlaşılır. Yer bulunamadığında her zaman diğer dükkan önü kabul edilebilir bir seçenektir her iki taraf için de. Bu böyle devam eder. Kimse yapılanın hata olduğunu kabul etmek istemez.

Herkes karşı tarafın hatasını, kendi hatalarına bir bahane olarak görmeye başlar. Bir park yeri örneğinde sıkıntı yok. Ama tüm toplumu etkileyen siyasi taraflar için durum o kadar da basit değildir.

Başarılı siyasetçi kimdir?

İşin iyice çığırından çıktığı nokta ise bir siyasetçinin, kendisine yöneltilen suçlamalara, karşı suçlamalarla cevap verebildiği kadar güçlü ve başarılı olduğunun benimsenmesidir.

Bağıran, azarlayan, alay eden, dalga geçen, ve aslında “sen de o arabayı oraya park ederken iyiydi” diyerek alkış toplayandır güçlü lider. Doğruyu söyleyen değil, kendi doğrusunu bastıran, yanlışını iyi örtendir maalesef.

Örneğimize bir de bu açıdan bakalım:

“E kardeşim geçen de sen park etmiştin benim dükkanın önüne” sözünü günümüzün sözüm ona güçlü, başarılı lider teması ile örnekleyelim.

  • Ne konuşuyorsun sen ya? Geçen arabayı benim dükkanın önüne park eden ben miydim?”
  • Bana park etme diyeceksen önce sen doğru yere park edeceksin!
  • Ben 30 senedir bu mahalledeyim. Dün gelmiş bana nereye park edeceğimi mi söylüyorsun?
  • Aman çok da meraklı değilim senin dükkanına. Ben olmasam dükkanın önünden geçen göremezsin sen”
  • Tamam tamam hadi park et nereye istiyorsan. Ben yaptırdım bu yolu hadi sen de kullan.

Görüldüğü üzere ortada doğruyu yanlıştan ayıran hiçbir şey yok. Bir anlaşma yok. Alttan alma ya da mütevazılık yok. Haydi bunlar kusursuz bir dünyanın hayalleri deyip geçelim bir an için..

Hepsinden öte en olması gereken şey yok burada. Doğru söz yok. Doğruyu göstericilik yok. Örnek olmak yok. Doğru bilgilendirme yok. Birleştiricilik, yol göstericilik yok. Liderlik yok aslında gerçek tanımı ile.

Kabadayılık var burada. Para eden de, oy eden de o maalesef.

İşte bu yüzden başarısız bir liderdir Kemal Kılıçdaroğlu. Aslında en başarılı lider olması gerekirken, başarısız bir liderdir.

Referandum öncesi süreçte Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği her şey doğrudur. Doğruluktan kasıt ispatlanabilir olmasıdır. Akıl ve mantık olarak aksi iddia edilemeyecek doğrulukta konuşmaları olmuştur.

Fakat bir işe yaramaz. Çünkü toplumun bir kesimi tarafından “eksik” ve “beceriksiz” görülür Kılıçdaroğlu. Eksik ve beceriksiz olduğu için değil. Toplumun eksiklik ve beceri tanımları değiştiği için.

Siyasetçinin başarılı olabilmesi için, hiç kuşkusuz toplumun beklentilerini öyle ya da böyle karşılaması gerekir. Fakat beklentileri değiştirmek, yeni algılara yol hazırlamak da eşsiz bir liderlik özelliğidir.

Kemal Kılıçdaroğlu

Geçmişi ile, beyefendiliği ile uzun zamandır hasret kalınan bir siyasetçidir Kemal Kılıçdaroğlu bana göre. Siyasetin ihtiyacı olan ve toplum görgülerini sil baştan belirleyebilecek bir potansiyele sahiptir kanımca.

Gel gelelim üzülerek belirtmeliyim ki Türk siyasetinin, daha doğrusu vatandaş algısının yolu pek bu değildir. Daha doğrusu yeterli değildir. Mücadeleci olmak, kavga etmek gerekir lider olabilmek için. Doğru adımları atmayı bilmek gerekir. Karizma gerekir. İnsanları kendine bağlayabilecek sözleri sarf etmek, hareketleri yapmak gerekir. “Adam doğru söylüyor” dedirtebilmek gerekir. “Helal olsun adama” dedirtmek gerekir.

CHP ve Kılıçdaroğlu’nun bu konularda uzun süredir başarısız olduğunu kabul etmek gerekli bu gidişatı değiştirebilmek için.

Adalet yürüyüşü bu konuda atılan açık ara en somut adımdır.

Keyfi olarak gerçekleştirilebilecek, masa başından yapılabilecek bir eylem değildir öncelikle. Yürümek vardır işin içinde. Yorulmak vardır. Dayanıklılık vardır. İnsanların, vatandaşın içerisine katılmak vardır. Aslında bir nevi sine-i millet vardır. 68 yaşında bir insanın böyle bir yürüyüşü tamamlaması, hiç şüphesiz her kesimden takdir görmüştür. Görmeye de devam edecektir.

Siyasetin bu kadar yıpratılarak çirkinleştirildiği, adeta kabadayılığın başarılı siyasetçilik sayıldığı, insanlarla alay etmenin bu denli destek gördüğü bir ortamda, delikanlıca, onurlu, tertemiz bir yürüyüş gerçekleştirmiştir Sayın Kemal Kılıçdaroğlu.

Kendisini protesto edenlere el sallayarak, bozkurt işareti yapanlara aynı şekilde karşılık vererek, özellikle toplumun her kesimini kucaklayarak bu yürüyüşü gerçekleştirmiştir. Adeta ayrımcılıktan beslenen siyasilere bu işin nasıl yapılması gerektiğini göstermiştir.

Yürüyüş sırası ve sonrasındaki miting sırasında hiçbir şekilde CHP bayrağına izin vermemesi tarihe elbette not düşülecektir. İnsanların eski MHP sloganıyla “hak hukuk adalet” diye bağırarak katılım göstermeleri ise bu yürüyüşü daha da birleştirici kılmıştır. Ve yine Kılıçdaroğlu’nun yürüyüş ve mitingde söylediği her şey doğrudur. Akla ve mantığa uygun, ispatlanabilir sözlerdir.

Peki Kılıçdaroğlu bu atağı ile 2019 seçimlerinde aday olmalı mıdır? Elbette ve kesinlikle hayır.

Kılıçdaroğlu’nun yazının ortalarında bahsettiğim temiz ve babacan tavrı, cevval olmaktan uzak hareketleri bu adaylığa uygun olmadığının belirgin kanıtıdır. (Ne kadar acı değil mi?)

Ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylıktan çok daha önemli bir rolü üstlenebileceği kesin. Bahsettiğim bu özelliklerini toplumda bir birleştiricilik adına kullanması, destekleyeceği aday adına çok daha faydalı olabilir. Bir yol gösterici olabilir.

Kemal Kılıçdaroğlu  Türk Siyaseti için fazla temiz, fazla beyefendi bir insandır. Öyle de kalmalıdır. Bu nezaketinin dışına çıkmaya çalıştığı anlarında da kendisine yakışmadığını bazı örneklerle görüyoruz.

Belki aday olmak için yetmez, belki iktidar olmak için kafi değildir, belki kimilerine göre hala “beceriksiz ve vizyonsuzdur” Kılıçdaroğlu. Ama Türk Siyasi Tarihi’nde hiç unutulmayacak bir adım atmıştır.

Yetmez ama evet deyince oluyordu. Bizleri ne duruma getirdiğini de gördük hep beraber.


O zaman belki yine yetmez ama, yine de Kılıçdaroğlu.

Gerçek liderin ne olduğunu bizlere hatırlattığı için…

Burhan Kuzu bakan olamayınca ‘adalet yok’ dedi