Üniversite meselesi: Diploma raf ömrü

Mesleki eğitim almak için üniversitelere gelen gençlerimiz, gerçekte kim olduklarını keşfetmeden sistemin önerdiği meslek erbabı olmak üzere farkında olmadan evriliyorlar.

Üniversite meselesi diploma raf ömrü

Üniversite meselesi

Değerli okuyucular, pek çok aile üyesinin, komşuydu akrabaydı derken hemen hemen tüm Türkiye’nin gündemindeydi bir aydır üniversite meselesi. Türkiye’de üniversite sayısı aldı başını gidiyor. Bu minvalde, üniversitelerin niteliğinin düşmesi beni son derece kaygılandırıyor. Mesleğim gereği üniversite diploması ve mesleki başarı arasındaki ilişkinin aslında fazlaca anlamlı olmadığını söylemem mümkün. Böyle bakınca tablo daha da vahimleşiyor gözümde. Bunun üzerine, bu yazımda sizlerle biraz güncel kariyer planlama yaklaşımları bakımından şu üniversite meselesini konuşmak istedim.

Diplomanın raf ömrü

Üniversite mecrası, öğrencinin mesleki bilgilerin yanında, hayat görüşü, çok kültürlü çalışma ortamı, bakış açısı, tutkular, hayat amacı gibi pek çok paradigma hakkında fikir edinmesi gereken yerdir. Ne yazık ki ülkemizde diploma dediğimiz kâğıt parçasına çok fazla anlam yüklenmiş durumda. “Bir diplomanı eline al da mezun ol hele bir, hayırlısı ile şu okul bir bitsin, hayata atılmana az kaldı” gibi temenniler, mesleki bilgilerin bu kadar hızlı değiştiği günümüzde üniversite öğrencilerinin diploma alması ile hayatının geri kalanını kolaylamış olması hissiyatına kapılması neden oluyor.

Oysa üniversitelerin niceliğinin artması, mezun niteliğinin düşmesi ve sektörlerin rekabetinin giderek artması ile diploma, hükmünü kısa süre ile sürebiliyor. Ben buna “diplomanın raf ömrü” diyorum. Evet böyle bir kavram kesinlikle olmalı “diploma raf ömrü” Sizce bu kaç yıldır? Benim kanaatime göre en fazla 10 yıl. Değişim hayatımızın her alanında ve değişimin hızı her geçen gün artıyor. Bu hıza 8 yıl önce aldığınız bir diplomanın yetişmesi biraz sizin gayretinize bağlı. Bu hızda bir diploma ile mezun olmak ise -size şaka gibi gelmesin- tamamen sizin gayretinize bağlı.

Bunun bazı sebepleri var; öncelikle mesleki başarı ve hayat başarısını birbirinden ayırarak başlayalım. Mesleki başarı, bilgi birikimiyle kısmi orantılı ilerler. Ama hayat başarısı duygu-durum kontrolü ile ve doğru hedef seçimi ile ilerler. Duygularımızı kontrol ettiğimiz ve hedeflerimizi güncellediğimiz sürece hayat başarısından söz edebiliriz. Mesleki başarının bilgi ve beceri ile alakalı olmayan yaklaşık yüzde kırklık bir kesimi bir önceki cümlede geçen duyguların dengelenmesi ile ilgilidir.

Mesleki eğitim almak için üniversitelere gelen gençlerimiz, gerçekte kim olduklarını keşfetmeden sistemin önerdiği meslek erbabı olmak üzere farkında olmadan evriliyorlar. Gençlerimizin gönüllerinden (ego) gelen ses yükselmeye başladıkça duyguları-kararları-cepleri ve planları arasında sıkışıp kalıyorlar. Eğitim sistemimizin üniversiteye kadar öğrenciye kendini keşfettirememesi çok acı olduğu kadar her gün çoğalan üniversitelerimizin zaten böyle bir misyonla kurulmuyor oluşu bir o kadar acı. Peki bunun diploma raf ömrü ile ne ilgisi var?

Şöyle ki; 2003 yılında mezun olan bir bilgisayar mühendisi android veya ios uygulaması yazmak ile ilgili bir fikri olmadan mezun oldu. Bugün hayatımızı kolaylaştıran telefonların tüm alametifarikası uygulamalardan geliyor. Bu uygulamaların yazarları olan iş profesyonellerinin firmalarda yaş ortalamasının 35 civarı olduğunu düşündüğümüz zaman diploma raf ömrü kavramını anlayabiliriz.

Diploma mı kendini geliştirmek mi?

Diploma; mesleki disiplini, temel bilgileri verdi. Kişi ise kendini geliştirerek bu işi başardı. Dolayısıyla, mesleki başarı sadece diplomadan değil, bilakis en çok kendini geliştirme derecesinden geçer. Bir kişi, kendini ne kadar geliştirmiş olursa olsun iş hayatında makbul olan birtakım yeteneklere sahip değilse başarısız olması yüksek ihtimaldir.

Yukarıdaki mühendis örneğinden yola çıkarsak; bu mühendis kişinin işleri zamanında teslim etmeyerek zamanını yönetemiyor oluşu, toplantılarda en ufak bir problemde alınganlık göstermesiyle öfke kontrolünün olmaması gibi negatif davranışları; kendini geliştirme konusundaki yetersizliğini gösterir. Diğer yandan sadakat, sabır, uyumluluk niyeti, işine değer katıp geliştirmesi vb. pek çok kriter ise iş hayatında kendini geliştirerek deneyim ile kazanılan becerilerdir.

Bu becerileri diploma ile değil çalışarak, gözlem yaparak, karakterini ehlileştirerek, öz eleştiri yaparak, öz motivasyonunu yükselterek vs. yollar ile edinebiliriz. Bundan 10 yıl sonra hekimliğin, eğitimciliğin, avukatlığın hangi koşullarda yapılacağını tam kestiremiyoruz. Ama iş hayatında makbul becerilerin çoğu aynı şekilde var olacak ve hatta bazılarının önemi artacak.

Arabayı ehliyet değil, biz süreriz

Konuyu temellendirmek için sık kullanılan bir örnek daha vermek isterim; biz arabayı sürmek için ehliyet alırız. Ancak arabayı ehliyet değil biz süreriz. Ehliyeti aldığınız sürücü kursunun niteliği sizin sürücülüğünüzün ilk zamanlarında avantaj sağlayabilir. Ama sürüş becerilerinde ustalık için dikkat, uyum, nezaket, gözlem, refleks, öngörü vb. pek çok yetkinliği kazanmak ve tecrübe gerekli. Tıpkı mesleki başarı için diploma dışında gereken ve esas fark yaratan yetkinlikler gibi.

Bu sebeple, üniversiteyi kazanan tüm öğrencilerimizin en az dersleri kadar önem göstermesi gereken şey iş yapabilme yetkinliklerine odaklanmaktır. Hatta bu yetkinlikleri arttırmak daha da faziletlidir. Mesleki eksikleri saha da tamamlamak nispeten kolaydır. Diploma bir kader değil bir basamaktır. Mezun olduğu alan ve çalıştığı alan arasında ciddi farklar olan çalışanların sayısı giderek fazlalaşıyor.

Zaten günümüzde makbul olan takımlar farklı disiplin, kültür ve bakış açılarından gelen kişilerden kurulmalıdır.  Bu sebeple bir üniversitenin esas odaklanması gereken eğitim yaklaşımı kişiye kendini keşfettirmek, potansiyelinin farkına vardırmak, fütürist bir bakış açısı vermek ve sürekli gelişim refleksini kazandırmaya yönelik olmalıdır. Yoksa hayat üniversitesini tamamlayamayan daha çok insanımız ya istediği ekonomik refah seviyesine gelemeyecek ya da istediği refah seviyesine gelse bile hayatının bir bölümünü parayla sağlayamadığı saadetin nedenleri araştırmak üzerine psikoloji seanslarında geçirmesi muhtemeldir…

Liderlik meselesi (1): Ustalık