Annemin yastığına sarılarak uyudum!

13 yaşındaki küçük bir kızın, annesi ve 3 ablası ile yaşamına devam ederken yaşadığı gerçek bir olay sonrası söylediği bir söz: “Annemin yastığına sarılarak uyudum!”…

Annemin yastığına sarılarak uyudum!

Yaşanmış bir gerçek anı, hikaye…

Önce kahramanımızın hayat hikayesine bir gidelim…

Kahramanımızın adı Ceren…

2000’li yılların ilk yarısında Anadolu’nun küçük bir ilinde yoksul bir ailede gözünü açar… Ailesinin dünyaya gelmiş son ferdidir. Maalesef, erkek olur ümidiyle yapılan son çocuk. Aile önce 6 kişiliktir. Anne, baba ve 4 kız kardeş. Sonra aile üyelerinden biri yaşama veda edecektir…

Ceren bu kardeşlerin en küçüğüdür. Küçük bir anekdot, ilginçtir ki aile bireyleri birbirine benzemesine rağmen bu ailenin tek renkli (mavi) gözlü üyesi kendisidir. Herhalde genlerle alakalı bir durum olsa gerek…

Kardeşlerin en küçüğü olmasına rağmen o da kardeşleri gibi Türkiye’nin kara ekonomik tablosundan nasibini almıştır…

Ceren, yüksek bir dağ eteğinde tuğladan bozma tek gözlü bir evde dünyaya gözünü açar…

Kendisi hatırlamasa da önce annesinin babasını kaybeder, yani dedesini… Dedesi önemli bir figürdür. Çünkü aileye maddi ve manevi olarak kol kanat geren dededir…

Hayat şartları serttir, acımasızdır, çetindir kendisi için! Çünkü 4 kardeş ve anne, baba tek göz evde yaşamını sürdürmek zorundadır. Çünkü Anadolu’nun birçok yerinde olan yaşamın zorlukları bu aile içinde geçerlidir…

Babanın sürekli bir işi yoktur ve sigortasız olarak odun – kömür işleri uğraşıp evlere taşırken, anne ev temizliklerine giderek hayatlarını idam ettirmeye çalışırlar. Ceren’in kimi ortaokula, kimi liseye giden ablaları okula gider okuldan gelirler… Yaşamları böyle sürüp giderken yolunda gitmeyen şeyler baş gösterir…

Artık, gözyaşı dökülecektir…

Baba rahatsızlanır, iş yapamaz hale gelir, çalışamaz…

Çalışmanın ötesinde artık bu rahatsızlık can sıkmaya başlar. Doktora gidildiğinde ciğerlerin (odun – kömür işinden dolayı) bittiği doktor tarafından aileye söylenir. Hayatın ekonomik zorlukları devam ederken aile, bir yandan da artık bu sıkıntı ile de mücadele etmek zorundadır. Büyük kızlar, babaları için üzülmeye başlarlar ama Ceren o günlerde küçük olduğu için olayın farkında değildir…

Gel zaman git zaman bir süre sonra babanın durumu kötüye gitmeye başlar, durumu ağırlaşır. Artık fazla zaman yoktur!

Bir süre sonra beklenen kara tablo gerçekleşir ve baba, (2009 yılı itibariyle) artık hayatta değildir…

Bu ailenin hikayesi bir yere kadar böyle…

Bu arada diğer kız kardeşlerden ikisi evlenip yuvadan uçarken biri üniversitede okumaya başlar…

Ceren’in kendisinden bir büyük ablası üniversitede okumaya başlamış, anne ve Ceren ise o tek gözlü evden taşınıp dededen kalan biraz daha hallice evde yaşamlarını sürdürür…

Bu kez Ceren’in annesi, babasının ölümünden yıllar sonra bir rahatsızlığa yakalanır. Ceren büyümüş, babasının ölümünü hayal mayel hatırlarken bu kez annesinin rahatsızlığını apaçık yaşar, hem de tüm duygularıyla hissederek yaşar…

Anne ameliyat masasına yatarken Ceren, okulla hastane arasında mekik dokur…

Akrabalar tabi Ceren’e annesizliğini hissettirmezler ama Ceren’i hüzün kaplar…

“Acaba babamdan sonra annem de mi?..”; “Annem olmazsa ben 13 yaşında ne yapacağım?” gibi akla gelen sorular birbirini kovalar…

Neyse, anne sağlığına kavuşur ve annenin rahatsızlığında geçen o kötü günlerde Ceren’in ne yaptığı, ne hissettiği (annesinin yanında) Ceren ile konuşulur…

“Ceren kızım, annenle birlikteyken gece ne yapıyorsun, nasıl uyuyorsun?”

“Ne yapabilirim ki, evde yalnız ikimiz varız; ona sarılarak uyuyorum.”

“Annen yokken o, hastanede kaldığı sürede nasıl uyudun?”

“Annemin yastığına sarılarak uyudum”.

Annemizin kıymetini bildiğimiz ve hiçbir çocuğun, bu ve buna benzer sözler söylemediği günler yaşamak dileğiyle…

Not: Hikayeleştirilerek anlatılan bu gerçek olayın kahramanın ismi değiştirilerek verilerek verilmiştir.

15’inde evlenmiş çocuk gelin Seher

Kişioğlu, zıt düşüncelere sahip kişilerle tartışmayı seven ve her olaya bilimsel olarak yaklaşıp, olaylara septik yaklaşmaktan kaçınmayan biridir. Olayları derinlemesine incelemeyi ve yanlışın ortaya çıkarılıp doğruya nasıl ulaşılacağı konusunda fikir üretilip bunun üzerinden felsefe yapılmasını arzulayan biridir. Etik, ahlaki ve hukuki sınırları aşmadan herkesin, her ortamda eleştirilmesi taraftarıdır. Dogmatik düşüncelerden uzak; sormayı, sorgulamayı kendisine görev edinmiş ve bunun çabası içerisindedir… Her türlü bilgi alışverişine açık; farklı görüşlerin çarpıştıkça büyüyebileceğine ve kolektif düşünsel ürünlerin ikamesinin de olabileceğine inanmakta; halk için, halk yararına olan her şeyin de yanındadır…