Ruhun Doysun: Fakat iyi tükettik artık ruhumuz doysun!

Her şey büyük boy menü; musluklar ağzına kadar açık. Elektrikler fora, yemekler çöpe, çöpler şehre, şehirler beton madenlere… Burada seni rahatsız eden bir şeyler var mı? Varsa yalnız değilsin, bundan sonra da olmayacaksın.

Fakat iyi tükettik: Artık ruhun doysun!

Artık midemizi değil de ruhumuzu doyuracak bir program geldiğine göre elimizdeki fazla yemekleri yavaşça geri dönüşüme bırakıp sade yaşama doğru hızla kaçabiliriz. İşte tüm detaylarıyla Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en kaliteli sosyal sorumluluk projesi: Ruhun Doysun.

24 Eylül’de Youtube’de olmayacak bir şey oldu. Birbirine eşek şakaları yapan, kaç tane pizza yiyeceğine dair birbirini çelınc eden, yüzünü makyajla yazlık, kışlık badana boya yapan içeriklere inat bir program yayınlandı. İsmi Ruhun Doysun. Çekimleri, arkasında yatan felsefe, sunucusu Mehmet Gürs ve arkasında çalışan koca ekibiyle, “Nereden düştü bunlar internete?” dedirten, şaşırtıcı bir içerik.

Çılgınlık!

Ben burada konuyu bir basın bülteni gibi, “Grundig markasının sofistike duruşuyla, tüketim bilincini pekiştiren programın sunuculuğunu, Türkiye’nin en iyi şeflerinden Mehmet Gürs yapıyor. Bıdı bıdı bıdı…”

mehmet gürs kimdir ruhun doysun
Mehmet Gürs

Gerçekten bu kadar kolay geçilebilecek bir iş değil. İşin içindeyim oradan biliyorum. Öyle bir bültenle, tek nefeste kimsenin işin özünü anlayacağını düşünmüyorum. Sadece bir Youtube içeriği ya da televizyon programı gibi bakarsan, yapılan yemekler ve çekimlerdeki manzaralardan en fazla bir arpa boyu kadar ileri gider düşünceler.

Ruhun Doysun bir hareket…

Hem de tüm dünyanın artık yüzünü dönmeye çalıştığı, “Yahu galiba dünyayı tükettik. Milyonlarca insan açken biz tonlarca yemeği çöpe atıyoruz. İnsanlar içmeye su bulamıyor, biz tonlarcasını boşa akıtıyoruz. Çocuklarımıza ne hesap vereceğiz?” demeye başlayan ama elit tavrından da bir türlü taviz veremeyen, “Aman canım benim tükettiğimden n’olcek ya?” diyerek bir anlık hüznünü geçiştiren insanların yüzüne tatlı bir su çarpacak bir hareket… Üstelik hiçbir çıkar amacı gütmeden, herkes, sansürsüz erişebilsin diye sadece Youtube üzerinden yayınlanmasının tek bir karşılığı var: “Çılgınlık!” Ama bugün dünyayı değiştiren tüm fikirlere ve eylemlere en başta böyle denmemiş miydi? Umarım öyle olur…

ruhun doysun mehmet gürs özgür uysal
Ruhun Doysun

Nedir Ruhun Doysun?

Ruhun Doysun şunu söylüyor: “Dünya üzerinde 844 milyon insan açlıkla mücadele ederken, her yıl 1.3 milyar ton gıdanın çöpe gidiyor olmasını önemsiyoruz. Çünkü dünya herkesin ihtiyacına yetecek kadarını karşılar, hırslarına yetecek kadarını değil!” Özeti bu. “Mideni, hırslarını değil ruhunu doyur, gerisi gelir” diyor işte. Sert, evet. Ama Afirka’ya gittiğimde, oradaki bir köyde çocukların mağaranın birinden köye, içmek için 15 kilometre çıplak ayaklarıyla su taşımaları kadar değil. Üstelik su tuzlu… Hele ki o köyde 6 çocuktan 4’ünün bu yüzden ölüyor olması kadar hiç değil. Hele ki G20 zirvesinde açlık konuşurken insanların ıstakoz savaşı yapmaları kadar hiç ama hiç değil.

Program en teknik tabiriyle tüketim bilincini geliştirmeye, insanlara sade bir yaşamın mümkün, hatta bugünün lüksü olduğunu göstermeye çalışıyor. Bunu nasıl yapıyor peki?

Sen al koca şefi, doğanın ortasında, telefonun bile çekmediği bir yere kurduğun konteyner evin içine yerleştir…

Orada günlerce kal. Konukları saatlerce yol getir. Üstelik bir de fazla bilgiye alerjisi olan canım ülkem için Levent Erden, Arda Türkmen, Erdil Yaşaroğlu gibi hem popüler hem de eğlenceli konuları alıp onları da bu zamanın ötesindeki sohbete alet et. Orada belirlediğin konuları konuş. Biraz ciddi, biraz esprili…

Sonra Mehmet Gürs onlara yemek yapsın. Sofrada futbol ve politika muhabbeti yerine, “Çocuklarımıza nasıl bir yer bırakacağız? Küçük üreticiyi, atalık tohumlarımızı nasıl koruyacağız? Yolda ve sofrada gıda israfının nasıl önleyeceğiz?” gibi konular konuş. Ardından konuklara, “Bay bay” diyen Mehmet, ertesi gün de kalan yemeklerden 10 numara bir geri dönüşüm yemeği yapsın. Bunları yaparken de antropoloji, sosyoloji gibi konularla harmanlanmış, arkasında araştırmalar olan verilerle insanlara bir şey anlatmaya çalışsın. Olacak iş değil? Kim izleyecek ya bunu? Marka için de yazanlar için de çekenler ve hazırlayanlar için de büyük cesaret….

Ruhun Doysun programında neler var?

Mesela programda meyveye, sebzeye renginden dolayı ırkçılık yok. Dolapta, “Kararmış bu ıyyy” diyerek attığın yemeklerden Michelin yıldızlı yemek de yapabilirsin bunu biliyor musun? Dünyanın en iyi restoranları arasında yer alan Mikla‘nın mimarı Mehmet Gürs programda yapıyor.

Ruhun Doysun
Bir önceki akşamdan kalmış yiyeceklerle yapılmış bir mantı… Kötü mü?

Tabii ki işin içinde bir şef olunca olay yemek şovuna dönüyor ama yenilen her yemeğin kökeni nereden geliyor, tohumunun nüfus kağıdı ne, anası babası kim bunların hepsi konuşuluyor. Üstelik bizzat üreticisiyle… Bildiğin Duran Emmi, Hatice Teyze filan yani. Orada bir köy vardı ya uzakta. Ona gidiyorlar işte, o köy artık biz şehirlilere uzak olmasın diye.

Markette bir plastik tabak içerisindeki ürünleri satın alırken, “Yalnız ben sadece göğüs yiyorum, yanında kinoa tüketiyorum” diyen market avcısı Berkcan ve avokadolara fısıldayan kızımız Pelinsu, o yediklerinin bir canlı olduğunu, nereden geldiğini ve küçük üreticimiz yerine seri üretime girdiğinde içeriklerinin ne hale dönüştüğünü öğrensin diye.

Geri dönüşüm lafta, dünyada suya ve gıdaya ulaşamayan insan sayısı sadece rakamlarda kalmasın; iki öğün arasında değil, her zaman aklımızda olsun diye. İnsanlık için, barış için, batsın bu dünya… Konu nerelere gitti? Burada gitti ama programda konular belirli bir sırayla ilerliyor.

ruhun doysun seti

Mesela bir avuç yemek yetiyor aslında bir insanı bütün gün doyurmaya biliyor musun?

Çünkü avuçlarımız buna göre tasarlanmış. Biz insanlık olarak bir yerde süper seçim menülere geçmişiz. Her ne kadar uzaktan bakınca bir yemek programının içine tüketim bilinci yerleştirilmiş hali gibi görünse de aslında Ruhun Doysun insanlık tarihinde bu bozulmayı arıyor. Bu yüzden bölümlerdeki konular sırasıyla göç, ateş, avcılık-toplayıcılık, hayvancılık, tarım temaları üzerinden ilerliyor. İlk zamanlar hayatta kalmak için zar zor bulduğu yiyecekleri saygı ve özenle tüketen atalarımızın fazla fazla üretmeye başladığında, “Yahu bu fazla gıdayı biz ne edecouk?” derken bir anda seri üretime, oradan seri tüketime ve daha çok tüketime nerede geçtiğini sorguluyor. Anlayana tabii…

Bir proje nasıl başarılı olur?

Neyse ki projeyi yapan ajans 12 Yapım ve Reklam, prodüksiyon şirketi Norr Film, Mehmet Gürs ve Grundig markası anlamış, hatta özümsemiş. Özümsedik. Bir projenin başarılı olması için arkada gizli kahramanlar gerekir. Kimsenin bahsetmediği, böyle bir beklentisi de olmadan ortaya ruhunu koyan insanlar… Projeyi, programın formatını 12 Yapım adına ben yazdım. Buraya kadar her şey normal.

Tüm süreci de sevgili yol arkadaşım Zafer Yılmaz yürütüyor. Ama bu kadar insanın ve farklı görüşün içinde olduğu bir projeyi yönetmenin, oraya çıkan iş kadar keyifli olmadığını söyleyebilirim. Onlarca farklı işinin arasında uykuyu unutmak, hatta bazen kendini bile unutmak gerekiyor. “-mış gibi yapmamak” adına seti burnumuzun dibine değil de Türkiye’nin Batı’daki sınır kapısının oraya kurmaya karar verdikten sonra yapımcıdan bir inşaat mühendisine dönüşen sevgili Oğuzhan Başoğlu kardeşimin azmini hiç kaybetmeden ormanın ortasına bir yaşam alanı kurması gibi…

Ruhun Doysun ekibi

Üstelik öyle kentsel dönüşümden alıştığımız yık, yap, cebe at şeklinde yürümüyor bu işler.

• Türkiye’de ilk defa yapılan ve içinde hem yemek hem doğa çekimleri olan bir projeyi gece gündüz uyumadan çalışarak, “Ben bu işin profesyoneliyim” diyenlere, “Bunu çeken çocuk kör oldu” dedirten yönetmen Deniz Tarsus

• Setteki mahşer kalabalığını düzenli bir orduya çeviren Sedef Tokatlı’nın adanmışlığı

• 50 kişilik dev ekibin tüm ihtiyaçlarını anında karşılayan Recep’in

• Her gün doğumuyla birlikte dekoru aynı itinayla kuran Sedef’in

•  Markaya sahip çıktığı kadar tüm samimiyetiyle küçük kızını bile arkada bırakıp günlerce bizimle kamp yapan Aybüke’nin

• Set bittikten sonra bile, “Ben daha fazla doğa planı çekmek istiyorum. Tam tatmin olmadım” diyerek hiç üstüne vazife olmadan kampta kalmaya devam eden görüntü yönetmeni Cüneyt’in,

• Manifestosunu tüm sertliğiyle korkmadan hazırlayan İlker’in, logoyu, görselleri ve içerikleri sadece aklıyla değil, gönlüyle de yapan 12 yapım tasarım ekibinin,

• Müzikleri saniye saniye tasarlayan Efe Yılmaz’ın,

• Sebzeler çürümesin diye kendisi geceleri çürüyerek teaser, openning title yapan kardeşi Can Yılmaz’ın,

• Dijital stratejisini yöneten Rıdvan’ın,

• Youtube’a tüm içerikleri inci gibi dizen Samet’in,

• İnternet sitesine güzel kalemiyle destek olan, yemeklere danışmanlık yapan Cemre’nin,

• Tüm o güzel yemekleri kamera arkasında zamana karşı yarışarak yapan Ceren’in, Alican’ın,

• Projeye en başta inanan ve “en iyi fikirler bahsettiğinde çılgınlık olarak görünenlerdir” cümlesine vücut bulduran Grundig marka direktörü Handan Abdurrahmanoğlu’nun

• Ve burada ismini sayamadığım, bizden, onlardan diye ayırmadan çayından, çorbasına, şoföründen, sesine, ışığına, kamerasına kadar sayısız emek veren insanın adanmışlığıyla oluyor ancak bu işler. Üstüne vazife olmayan işlere kalkışanlarla başarılı olunuyor sadece.

Ruhun Doysun: Dünyayı değiştirmek için bir grup inanan, iyi insan yeter

Öyle markanın parasını verip de “Bu sene markamız için bir sosyal sorumluluk projesi yapalım canım yieaa” diyerek tabelalara “Az tüketin ama bizi tüketmeye devam edin” diyen iki afiş çıkmakla değil. Bu insanları proje boyunca izlerken aklımda tek bir şey vardı, “Dünyayı değiştirmek için bir grup inanan, iyi insan yeter.”

Ruhun Doysun da bunu söylüyor işte, arkasındaki kahramanlarından aldığı karakterle:

“Dünyayı değiştirmek için hayatınızda ufak değişiklikler yapmanız yeterli.” Umarım markasından, sunucusuna, arkasındaki onlarca iyi insanın emeklerine karşı program birkaç kişiye dokunabilir. Belki de bir şeyler değişir? Ufak da olsa bir şeyler iyiye gider. Biz de çocuklarımıza, “Vallahi çabaladık” diyebiliriz gururla. Ruhumuz Doysun. Keyifli seyirler…

Detaylı bilgi: ruhundoysun.com

Ruhsal sağırlık: Sesler açık büfe, afiyet olsun!