Mısır çöl gezisi: Çölün kutsal kalbinde

Çöl genellikle insanlara pek çekici gelmez. Ancak keşif dürtüleri gelişen seyyahlar, çöl ve gizeminin peşinde harika bir serüvene çıkmıştır.

Mısır çöl gezisi: Çölün kutsal kalbinde

Benim Mısır sevdamın yolları da çöllere düşmeye başladı çoktandır. Tüm piramitleri görüp tapınakları tanıdıktan sonra başka kapılar açılmaya başlıyor ve çöl davetinin zamanı geliyor. Birçok kişi bu kapıların farkına varmadan Mısır’dan ayrılır,  tam her şeyi gördüm derken Mısır kalbini açmaya başlar ve sizi çöllerine davet eder.

İlk çöl gecemi 2014 yılında, Giza’da piramitlere uzaklardan göz kırpan bir mesafede, 21 Aralık soğuğunda, Orion buluşmasında yaşamıştım. Daha sonra 2016’da Fayyum çölüne giderek çöl keyfini yaşamayı öğrenmiştim. Buralardan sonra da hep adını duyduğum Beyaz Çöl sıraya girmişti. Ancak buraya gitmek hiç kolay değildi, her şeyden önce Mısır turizm polisi buraya gitmek için izin vermiyordu uzun süredir.

Ayrıca bu kadar özel ve uzak bir yere herhangi bir turla gitmeyi asla düşünmüyordum, onun için güvenli kadim rehberim ve artık aile dostum olan Hosny’nin işaretini beklemem gerekecekti. Çünkü o da henüz değil, şimdi değil, diyerek yeşil ışık yakmıyordu.

Sonunda zamanı geldi ve işte bu sefer Beyaz Çöl’e gidiyoruz. Beyaz Çöl, Bahariye Oasis (Bahariye Vahası) olarak anılan bir bölgede. Kahire’den yaklaşık 400 km güneyde, çölün içinde sanki bir çizgi gibi çizilmiş bir otoyolun üstünde.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi

Buraya ancak özel bir organizasyonla gitmek mümkün

Uçak bağlantısı yok, güvenli otobüs veya tren de yok. Zaten Mısır’da toplu taşıtları hiçbir zaman tercih etmem. Gideceksem özel organize olmalı ve mutlaka Hosny de yanımda olmalı.

Bunun için hem onun ruh halini hem de en iyi şartları beklemekten başka bir yolu yok benim için. Hiç beklemediğim ve de aklımda olmadığı bir günde Beyaz Çöl yoluna çıkıyoruz.

Bunun için sabah erkenden yola çıkmak gerekecek, sabah 07.00 de bizi almak için bir şoför özel araçla geliyor. Molalarla birlikte çölün içinde dümdüz devam eden bir otoyolda 5 saat gideceğiz. Erkenden hareket ediyoruz, Hosny önde, şoförün yanında oturuyor, ben arkada. Biraz şoförle konuşması ve onu uyanık tutması gerekecek, çünkü bu araç gece yarısı Bahariye Oasis’ten bizi almak için geldi ve şimdi tekrar geri dönüyor. Sürücü için oldukça yorucu bir program. Çünkü böyle olması gerekiyor. Kahire’den bir araç bu bölgeye gitmiyor, gidince zaten orda konaklaması gerekeceği için bu oldukça külfetli. Sonuç olarak kolay olmayan bir seyahat.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz çöl safarisi

Ben arkada oturuyorum. Çöl arabalarında araç camlarında siyah cibinlik dokumasında gölgelikler var güneşten korumak için. Ben her şeyi daha net görmek için gölgelikleri çıkarıyorum. Sağım solum çöl. Kehribar renginde, sarı bir kum. Sonsuzluktan gelip sonsuzluğa gider gibi, içinden geçip gidiyoruz. İlk önce ilginç geliyor, sonra tek düze. Çünkü hiç bir şey değişmiyor. Ara sıra, ne olduğu tam anlaşılmayan birkaç kırık dökük tesis.

Birçok kamyon ve yük aracı karşı yönden geliyor ve gidiş yönünde de trafik var. Sonra geriye kalan kum ve çöl. Yol oldukça geniş ve yeni sayılabilecek nitelikte. Belli bir hızla dümdüz gidiyoruz. Karşı yönden gelenler hızla yanımızdan geçiyor. Sürekli dümdüz bir yolda hiç engebe olmadan gitmek, çevremdeki manzaranın değişmemesi bir süre sonra beni meditatif bir hale sokmaya başlıyor. Aynı hız, aynı kum, aynı tempo.

Çok geçmeden aracın sesi “çöl-çöl-git-git-çöl-çöl” gibi bir mantraya dönüşüp çölün rengi beni sakinleştiren bir iksir gibi içime işlerken, gevşemeyle birlikte her bir geçen saat modern, güvenli dünyadan ne kadar uzaklaştığımızı da fark ediyorum. Uzaklaşıyoruz. Mısır Sahra’sının batı bankı denilen bölgeye doğru, daha aşağılara iniyoruz.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Hosny uykusuzluktan gözleri ara sıra kapanmaya meyilli şoförü lafa tutuyor. Mola zamanı. Burada her şey daha fakir ve salaş. Mola için duruyoruz. Kahire’nin ılık havasına güvenip kolsuz bluzla yoldayım ancak burası sabah saatlerinde hiç de sıcak değil. Arabadan montumu alıyorum. Tadı oldukça kötü olan bir kahve içiyoruz. Hala uyanmış değilim, içim uyuyor ve uyuşturan çöl ayılmamı geciktiriyor. Kahve pek işe yaramıyor, yolda devam derken düşünceler geliyor, geçiyor. Nereye gidiyoruz? Adı Bahariye Oasis.

Resimlerini gördüm. Çok güzel ve ilginç. Bu kadar yola değer mi? Cevap veremiyorum. Hosny’ ye soruyorum. “Bu yol nereye gidiyor? ” Üç saat geçti herhangi bir kasaba veya köy görmedik. Ara sıra tek tük evler görünüyor, sonra kayboluyor. Honsy “Burası Bahariye Oasis’ e gidiyor,” diyor. Tamam, bunu biliyorum. Kilometrelerce uzunlukta düzgün bir yol, bu yolun bir yere gitmesi gerekir. “Hayır,” diyor “Bu yol sadece vahaya gidiyor.”

Fayyum çölü yolu da böyle upuzun ve dümdüzdü ancak o Nil nehri kenarından geçiyordu ve birçok yerleşim yeri vardı. Ancak bu yol, git git bitmeyen bir yol. Artık dört saati geçtik, yakınlarda ulaşmış olmamız gerekir. Bir kuş geçiyor arabanın üstünden.  Bir an silkiniyorum ve burada bir kuş nasıl olabilir? Neyle yaşar çölde, diyorum içimden. Diğer camdan kuşu takip ediyorum. Arabanın üstünde tur atıyor, bir şahine benziyor, sonra gözden kayboluyor. Demek bizden başka canlılar da var yakınlarda, bu sonsuz gibi görünen kum okyanusunda.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi

Sonunda artık iyice yorulduğumda Bahariye’ye varıyoruz. Vardığımızı anlamak için hiçbir işaret yok.  Tek işaret çöl kumunun sarı renginin yeşilliğe dönüşmesi. Uzaktan yemyeşil bir vaha görünüyor. Sonsuz gibi görünen kum vadisinin ortasında, palmiye ve hurma ağaçları arasında bir yerleşim alanı. İçine girince zeytin ağaçları, okaliptüs ve akasyalar bizi karşılıyor. Vaha gerçekten Tanrının bir mucizesi.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi

Bu kadar uzak ve büyük bir çölün ortasında bu yeşillik nasıl oluşur?

Bunun için su olması gerekiyor ve suyu görüyorum. Daha iyi görmem için arabayı durduruyorlar. Dev bir borudan pompalanan masmavi bir su. Üstelik kükürtlü. Bir havuzda birikiyor. Havuzda bir hoş geldin molası veriyoruz. Su gürül gürül akıyor. Havuza ayaklarımızı sokuyoruz. Çölde bir kükürtlü su havuzu.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Mayomu yanıma almadığım için hayıflanıyorum. Gerçekten burası yüzmek için harika bir yer. Uzaklarda kum tepeleri nöbet tutuyor ancak yakın çevremiz yemyeşil ve suyun ılık, serin enerjisi bizi canlandırıyor.   Çölün ikramları bununla kalmıyor, hemen yanımızda bir karpuz tarlası var. Şoför gidip bir tane alıyor tarladan, kesip bize ikram etmek için bedevi lokaline gidiyor. Daha sonra orada bir şeyler atıştıracağız.

Bu diriltici moladan sonra çöl programımızı yapacağımız vaha oteline gidiyoruz. Burası otelden daha çok, Alaattin’in lambasındaki fantastik mimarilere benzeyen, tavanları yuvarlak küresel yapılar, içinde odalar var. Geniş bir bahçede, bedevi süslemeleriyle dekore edilmiş, gerçekten çölün ortasında hiç beklemediğim bir yer.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi

Tesisin sahibi bedevi elbisesiyle bizi karşılıyor. Burada çoğunlukla erkekler uzun bir elbise giyiyorlar, sıcakta çok rahat olduğunu sanıyorum. Bizimle bir hoş geldin sohbetine ihtiyacı var. Sonuçta bu sıralar çok fazla turist yok buralarda. Burada konaklamayacağız, burası bir ara istasyon ve asıl diğer çöllere götürecek cip buradan hareket edecek.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Bizden başka Tayvanlı bir çift var. Onlarla küçük bir grup olacağız.  Buraları oldukça ıssız, otelde bizden başka kimse yok. İnsanlar buralara gelmeye korkuyorlar. Daha sonra yollarda birkaç turist cipine daha rastlayacağız ancak hepsi bu kadar. Çöl bize kalmış oluyor. Kısa bir hazırlıktan sonra bizi çölün kalbine götürecek aracımıza yerleşiyoruz. Benim yerim en önde, her şeyi yüksekten rahatlıkla görebiliyorum. Hava çok güzel, ılık ve hafif esintili.

Yanımıza ihtiyacımız olacak malzemeleri alıyoruz, en çok da su tabii. Cipin üstü yüklü. Neler olduğunu seçemiyorum, denk yapılmış ve iplerle sıkıca bağlanmış. Sonra anlayacağız. Yola çıkıyoruz. Yeşil vahanın içinde bir süre yol alıyoruz. Uzaktan kum tepeleri ve yeşillik muhteşem bir kontrast yapıyor.

Cipin motor sesi gürlüyor, şiddetli bir hızla kuma giriyoruz. Çöl safarimiz başlıyor. Kumda cip oldukça enerjik. İnsan yerinde rahat oturamıyor, zıp zıp yerinden fırlıyor. Yanımdaki tutma yerine asılıyorum, ara sıra kafamı kolluyorum tavana çarpmaması için. Çölde bir yol yok, sürücü hissiyatına göre yolu seçiyor. Arkamızda kumdan bir toz yığını oluşturarak ilerliyoruz. ilk öce altın kumuna geliyoruz. Bu, yol boyunca bize eşlik eden kumdan çok farklı. Yumuşacık, sanki altın tozu. İnsanın mutlaka avucuna alıp, şöyle bir hissetmek isteyeceği hafif, dalga dalga, incecik bir kum. Hafif altın sarısı tonunda.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Cipten inip kumlarda koşuyorum. Oturuyorum, yatıyorum, karda oyun oynarken yaptığım aynı şeyleri yapıyorum. Hiç ayak basılmamış karda da ayak izleriniz kalır, kumda da öyle. Kuma yatıp kollarımla melek yapıyorum bir aşağı bir yukarı. Kum meleği. Kumları alıp savuruyorum. Bunlar neden yapıyorum, bilmiyorum. Kumda başka ne yapılır?  İçimden gelen bu. Uzaklara bakıyoruz. Rehber “haydi  yallah,”diyor, daha gideceğimiz çok yer var. Geceyi de çölde geçireceğiz. Bu günün artık bir dönüşü yok. Bu günün kaderi çöl.

Sırada kara çöl var

Gerçekten de her yerde sarı, kehribar renginde olan kumun üzerine sanki bir yerden kömür tozu serpilmiş, üstünde incecik bir tabaka oluşturmuş gibi, çölün rengi değişmeye başlıyor. Yine hızla olmayan çölün içinde hızla yol alıyoruz. Kömürümsü tabaka gittikçe daha yoğunlaşıyor. Şimdi kumlar siyah kömür parçacıklarına dönüşmeye başladı. Biraz kum, kömür tozu ve kömürümsü taşlar. Bu nasıl olabilir? Sanki göksel bir ateş çölün bu tarafına ateş püskürmüş. Çöl yanmış, kavrulmuş ve kömüre dönmüş.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Daha da yol aldıkça artık tamamen kapkara bir çölün içindeyiz. Böyle bir görüntü inanılmaz. Çok güzel olduğunu söyleyemem ancak oldukça garip bir doğa olayı ve şaşırtıcı. Sonra karşımıza kömürleşmiş bir dağ çıkıyor. Uzaktan yavaş yavaş yanına yaklaşıyoruz. Dağın alt tarafındaki kumun sarı rengi hala belirgin ancak tepeye doğru kömürleşme artıyor ve tam tepesi sanki fırında yanarak kömür olmuş bir pastaya benziyor. Şaşkınlıkla izliyoruz.

Burada da bir keşif molası yapmadan olmaz. Araçtan inip dağa doğru yürüyorum. Hemen elime kömür parçalarından birini alıyorum. Obsidyen yumuşaklığında, hala sıcak olan bir taş ve hepsi öyle. İçlerinde kızgın, sımsıcak güçlü bir enerji var. Bu kum dağlarını ne yaktı? “Güneşten böyle oldu, aşırı ısıda yanmış” diye açıklıyor rehber.

Biraz ilerimizdeki çöl niye yanmadı. Çevredeki çöller yanmamış ancak bu bölge yanmış. Açıklamasını yapacak kimse yok. Kara çöl deyip geçiyorlar. Bu çölün nasıl bir hikâyesi var acaba? Hangi sıra dışı doğa olayında yandı, ya da uzaydan mı gelip bilinmeyen ateş araçlarıyla yakıtlar. Cevabı yok. Sır.

Kara çöl ilginç ancak her yeri yanmış bir çölde fazla vakit geçirmek istemiyoruz. Devam edelim. Sırada daha çok çeşitli çöller var.

Mısır’ın Batı Sahra bankı denilen bu bölgesinde renkleri ve dokularıyla bu kadar çeşitli karakterde çölün olması inanılmaz bir doğa harikası. White Desert (Beyaz Çöl) bunlardan en özeli. Çünkü ulaşılmaz ve gizli kalbinde bir kristal dağ saklıyor.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Bu kristal dağ, çölün hazinesi, en kutsal alanı

Sırada kristal dağ var ve burası gerçekten kristal bir dağ. Yaklaştıkça kremsi beyazlıkta parlıyor. Üzerinde birkaç turist var, fotoğraf çekiyorlar. Yanlarından durmadan geçip gidiyoruz.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz kristaller

“Neden durmadık,” diye soruyorum Hosny’ye. “Sizi gizli, özel bir yere götürüyorum,” diyor. Şoför daha önceden aldığı talimat doğrultusunda cipi daha içlere doğru sürüyor. Sonunda durduğumuz yerde önce Hosny atlıyor araban  ve yolu gösteriyor. Biz şimdi asıl kristal çölün kalbine gidiyoruz. Birden tüm çevremizin, tepelerin kristal olduğunu ve beyazımsı güneşin beyaz ışıkları altında parladıklarını fark ediyorum. Böyle bir şey beklemiyordum.

Bu bölgede kristal tarlalarının fotoğraflarını görmüştüm ama burası geçekten Ali Baba’nın kırk haramisinin hazinesine benziyor. Tayvanlı çift de şaşkın şaşkın uzaklaştılar kristal tepelerin arkasında. Bir mağara var kristalden. İçine giriyorum, zaten ancak bir kişi girebilir. Beni yumuşak ipek bir yorgan gibi sarıyor ancak mağaranın dış kabuğu sivri çıkıntılı kristallerden oluşuyor. Her yer kristal, minik sivri uçlu, blok halinde, kum ve kristal parçaları birbirine karışmış.

Hemen birkaç tane yerden alıyorum, Hosny çok büyük bir blok kristal bulmuş, bana gösteriyor. “Alacak mısın?” diyorum. “Buna izin yok” diyor. “Buraya gelmek bile yasak. Bu bize özel. Biraz küçük olanlardan toplayabiliriz.”Böyle bir yerin nasıl hala talan edilmediğine şaşıyorum. Çünkü çok güvendikleri kişiler dışında buraya kimseyi getirmiyorlar. Honsy burada bilinen ve tanınan bir kişi ve ona yolu açtılar. Ben de buna dahil oldum. Kristal topluyorum. Bazısını beğenmeyip bırakıyorum. O kadar çok ki hangisini seçeceğimi şaşırıyorum. Hosny, “bir avuç karar,” diyor. Ben iki avuç almak için aç gözlülük ediyorum. İnsanların hazine bulduklarında nasıl çıldırdıklarını hatırlıyorum hikâyelerde.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Kristaller sessiz, sakin çölün derinliklerinde kutsal yaşamlarını sürdürüyorlar. Kaç milyon yıldır buradalar? Kristaller, biz kendi çılgın dünyamızda, onlar kendi sessiz dünyalarında her şeyi kaydediyorlar. Neleri kaydettiler. Nasıl kristal oldular? Önce kömür müydüler? Cevapsız sorular. Çöl ne kadar gizemli. Önce sonsuzluğa uzanan kum, sonra vaha, ağaçlar, su, karpuz tarlası, kömürleşmiş bir çöl, şimdide kristal vadisi. Çöl geçekten bir mucize. Mucize. Her yer kristal, insan algısını zorlayan bir gerçeklik.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Bir kristal tepede oturmak, kristal bir mağarada meditasyon, burası çölün devası olmalı. Ayrılmadan kristal mağaraya tekrar giriyorum ve bir meditasyon yapıyorum.  Kristal mağaraya soruyorum: ‘Neden çağırdın beni buraya? ” Çölden gelen davet üzerine geldim, bana bir şey söylemek ister misin? Söylemek istediği sadece avuç avuç bana sunduğu saf kristaller. Bunlarla nasıl çalışacağım, daha sonra keşfedeceğim bir cevap olacak. Buraya gelebilmek büyük bir hediye. Gezegen mucizelerle kutsanmış.

Bembeyaz, tertemiz, uzak ve gizli, saf ve parlak!

White Desert-Beyaz Çöl. Bambaşka.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Geceleyeceğimiz çöl Beyaz Çöl olacak ve oraya varmak için zamanı hesaplı geçirmemiz gerek. Ayrıca güneşin batışını da seyredeceğiz,  belki de bir defalık hayatıma giren şaşırtıcı ve çok etkileyici bu kutsal alandan ayrılıyoruz. Bu kadar muhteşem oldukları ve burada gizlendikleri için ben de tüm kristallere kendi kutsal kalbimden sevgilerimi sunuyorum. Gezegende böyle zenginliklerin  olması ve bir gün karşımıza çıkmaları içimi yumuşatan ve okşayan bir duygu. Bu güzelliğin karşısında hangi söz yeterli olabilir? Sadece minnet duyabilirim.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Kutsal kristal vadisini geride bırakıp diğer çöle doğru yola çıkıyoruz. Acaba buraya tekrar gelebilir miyim? Şu an muhteşem bir keşif benim için. Daha sonra acaba bir rüya mıydı, diyeceğim. Bolca fotoğraf çekip bu anıyı gerçekliğe taşımayı seçiyorum. Hep hatırlamak. Buraya bu rehberler olmadan asla gelemeyeceğimi biliyorum. Onlar ne kadar özeller, burayı koruyorlar, satıp talan edebilirlerdi. Ancak onlar da Mısır hazinelerinin ruhsal koruyucuları.

Cipimiz kumda zikzaklar çizer, kumları savura savura bir yön ve rota olmadan ilerlerken renkler yine değişmeye başlıyor. Bu sefer renkler krem-bej, somon ve kırık beyaz arası olmaya başlıyor ve çevremizdeki tepelerin yapısı ve dokusu da değişiyor. Bir rampa çıkıyoruz ve sonra yokuş aşağı iniyoruz. Aman Tanrım, diyesim geliyor gördüğüm manzara karşısında. Göz alabildiğine geniş bir alanda dünyanın en el değmemiş yumuşak kumları ve yumuşacık kavisleri olan tepecikler silsilesi, pembe çöl ve tepecikler.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Bu tepeler birbirini izleyerek sonsuzluğa doğru uzanıyorlar. Sanki başka bir gezegen üstündeyiz. Göz alabildiğine bir sonsuzluk. Biz ve sonsuzluk, bir de çöl. Çöl burada çok güçlü kendini hissettiriyor. Ne kadar uzak, güçlü ve muhteşem olduğunu işte burada tekrar anlatıyor bize. Rehber şoför bizi rampanın başında indiriyor. Aşağıya inin, kumlarda koşun, yuvarlanın, oynayın, ne yaparsanız yapın, der gibi.

Sonra aşağı sürüyor cipi. Biz her ayrıntıya şaşkın bir hayranlıkla bakarak arkadan geliyoruz. Kum, kum, kum… Sanki sevgi dolu. Bu kumun içinde sevgi var. Evet, şimdi keşfettim ve doğru ismi buldum. Keyif duygusu dorukta. Aşağı doğru iniyoruz rampayı. Her aşamadan bir tepenin arkasında başka bir boyut ve görkem karşımıza çıkıyor.

Ancak aşağı inip cipin yanına varınca bizi bir sürpriz bekliyor. Arka tekerlek çok yumuşak bir yerde tamamen kuma girmiş ve çıkmıyor. Şoför uğraşıyor, elinden geleni yapıyor ancak lastik kumun içinde debelenip patinaj yapıyor. Lastiklerin altına çevrede bulduğumuz kireç taşlarını koyup deniyoruz, arkasından itiyoruz, olmuyor. Zaten ikisi Tayvanlı olan bir gruptan nasıl bir itici güç beklenir. Sonunda telefonlar açılıyor ve yardım istiyoruz. En erken yardım iki saat sonra gelecek. Çünkü çölün dibindeyiz.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz güt batımı

O zamana kadar güneş batacak, karanlıkta kalacağız. Hosny yine harika bir rehber olduğunu bu durumda da gösteriyor. Son derece neşeli ve kendinden emin. Bizi yardım gelinceye kadar bir tepeye çıkartıyor, tepenin içinde bir oyuk var, oyuktan geçince sanki başka bir boyuta çıkar gibi başka bir manzaraya çıkıyoruz. Oturup güneşin batışını izliyoruz. Bize şarkı söyletiyor.

Türkçe, Çince ve Arapça. Sonra açıklıyor: Gece çölde kalacağız, bizim randevumuz Beyaz Çöl’leydi ama demek ki burada kalacağız bu gece. Çünkü yardım gelinceye kadar karanlık olacak ve karanlıkta çalışmak hem zor hem de kampı kurmak zorundayız. Ayrıca burada hiç konaklamadığını ve aslında içinden burada kalmak istediğini, çölün bizi seçtiğini ekliyor. Demek çöl bizi seçti. Burada kalacağız. Bu çölün ismi Akabat. Yani Tanrı.

çöl gecesi

Evet, gelsin çöl gecesi.

Şoförümüz hem rehber, hem aşçı, hem de  kampçı. Çöle özel, tek taraflı tenteyi monte ediyor. Tente tavanı kapatmıyor, sadece bir paravan gibi rüzgâr nereden geliyorsa o tarafa konuyor. Tepemiz açık, yıldızları seyredeceğiz. Cipin üstünde merak ettiğim eşyalar aşağı iniyor. Neler yok. Tencere, tüp ocak, lamba ve onu yakacak enerji. Yere kilimler ve her birimize birer minder, uyku tulumu. Yemek yapıyor, biz de geniş çöle yayılmış arkadaşlar, hava karardıkça bir araya toplanıp cipe monte olmuş tenteli küçük alana büzüşüyoruz.

Bu sabah tanıdığım ve balayına çıkmış Tayvanlı çiftle omuz omuza yakın bir mesafede çöl kaderimizi paylaşıyoruz. Tencereden yemek kokuları geliyor. Öyle sandviç falan değil, gerçek bir yemek yapıyor. Önce bir ateş yakıyor. Cipin arkası odun doluydu, şimdi geceyi aydınlatıyor. Odunlar iyice tutuştuktan sonra folyo kâğıdında piliç, tencere içinde de bana kabak ve pilav yapıyor, bir de çorba. Kaşık bile var.

çöl tilkisi

Bu arada artık tamamen kararmış olan havada minik bir gölge hızla yer değiştirerek çevremizde oynuyor. “Tilki geldi” diyorlar. Sonra yanımızdaki ışıklı alana biraz daha yaklaşınca ben de görüyorum. Bu bir çöl tilkisi ama çok küçük, neredeyse bebek. Kokumuzu almış, onun da karnı aç. Çevrede dolaşıp oturuyor, oldukça heyecanlı. Ben hemen bir şey verelim, diyorum ama rehber “Beklesin,” diyor.

Aslında cipteki çantamda poğaçalar var, onları verebilirim ama şimdi çevrede tilki varken karanlıkta cipe gitmeyi göze alamıyorum. Beklesin, diyorum ben de. Sonra yiyecekler elimize verilince hepimiz bir şeyler atıyoruz. Hepsine temkinli ama sevinçli bir koşuyla geliyor, alıp kaçıyor. Yedikleri bitince yine geliyor ve her seferinde bize yaklaşma halkası daha daralıyor. Neredeyse elimden yiyecek.

İyice karnını doyurdu. Biraz kabak, biraz ekmek ve piliç parçaları. Tilkiyle iyice vakit geçiriyoruz. O da karnını doyurduktan sonra kayboluyor. Yemekler bitince ateşin başına geçiyoruz, artık lambamızı da söndürüyoruz ki milyonlarca yıldızları daha iyi görelim. Çaylarımızla ateşin başındayız ve tepemizde samanyolu. Çöl zifiri karanlık, ateş, pırlanta yıldızlardan bir gökyüzü.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Sonsuzluğun ve yalnızlığın sesi

Ne kadar uzaklarda ve ne kadar tek başınayız burada. Tanrının ellerinde, bir çöldeyiz. İki Mısırlı rehber, iki Tayvanlı  ben ve tilki. Bir de yıldızlar ve ateş. Ne kadar sihirli bir an. Yemek telaşı, tilki derken oyalandık, ama şimdi her şey bitti ve ne kadar korumasız ve naifiz. İlahi teslimiyet işte şimdi şu an ve ne kadar uzaklarda olduğumuzu fark ediyorum, kalbim hızla çarpıyor. Evet diyorum, sen istedin buraya gelmeyi, sen istedin, ne bekliyorsan. Artık hiçbir yere gidemezsin, üstelik hiç kimse de buraya gelemez. Şu an sadece Tanrı’nın elindesin. Her zaman Tanrı’nın elindeyiz ve sanki kontrol hep bizdeymiş sanırız.

Ama burada işte ne istersen yaşa, korku, panik atak, pişmanlık. Olumlu olmayan her türlü düşünceyi davet edebilirsin. Ancak kaçacağın bir yer yok. O zaman şimdi hepsini kabul et. Ne olacaksa olabilir. Ama ben sadece bu geceden güçlenerek, dönüşerek çıkmayı seçiyorum. Her zamankinden daha güçlü ve daha yüksek bir gücü kabul edip teslim olarak.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Oyalanmak gerek, ateş çok muhteşem görünüyor. Fotoğraf çekebilirim. Gece nasıl çıkacak bilmem ama denemek gerekir. İlk fotoğrafımı çekmek için deklanşöre bastığımda bir saniyelik flaş ışığında garip ışıklar görüyorum. Sonra tam anlamak için tekrar bakıyorum. Sanki gökten ışık yağmuru gibi bir şey yağıyor veya akıyor. Sonra tekrar, tekrar. Hosny’ e gösteriyorum. “Evet,” diyor, “burada onlardan var.” O da bir fotoğraf çekiyor ve bir ışık vadisinde olduğumuz anlıyorum.

Orblar milyonlarca, ancak orblardan başka ışık formları da var. Küçük, mini lambalar gibi, akıp gidiyormuşçasına, sanki minik kanatları var gibi. Sürekli hızla hareket ettikleri için tam formlarını yakalayamıyorum, adeta akıp giden ışık seli gibi. Bir tür ışık varlıklar. Triyonlarca. Tüm vadiye akıyorlar. Çepeçevre tüm alan ışık varlıklarla kaplı. Sonra fotoğraf makinemin pilini zorlayıncaya kadar çekiyorum. Yarın da biraz kalmalı, Beyaz Çöl için. Oraya henüz gidemedik. Işık varlıklarla sadece fotoğraf makinası araççılığıyla bağ kurmak çok garip, çünkü insan gözüyle görünmüyorlar, onları sadece makinenin lensi seçebiliyor.

Bu sırada önümüzdeki tepe aydınlanıyor, bu, ışık varlıklar değil, bir araç farı. Yardım geliyor, yeni bir cip geliyor. Ancak başka bir yönden, burada nasıl olsa bir yol olmadığı için her yönden gelebilirler. Yardımla birlikte iki ayrı rehber daha geliyor. Seviniyoruz. Nedense. Artık onlar da bizimle kalacak, gecenin bu saatinde, karanlıkta kurtarma operasyonu olamaz. Yatma vakti diyoruz. Tulumlara girip herkes birbirine yakın mesafede, yer minderlerinin üstünde yatıyoruz.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Üzerimizde gökkubbe, ateş solmaya başlıyor. Hosny’ye soruyorum, buraya yılan, akrep gelmez mi diye. “Bu kadar insanın ve arabanın bulunduğu yerlere artık gelmezler, ayrıca onların kokusunu alırım,” diyor. Bedevi bir aileden geldiği için sürüngenler ona yaklaşmazmış, “ona bir bakarım, gider,” diyor. Şaka mı, yoksa gerçek mi?  ama Hosny şaka olsun diye böyle bir şey söylemez. Tüm sorumluluğumuz onun üzerinde. Ama sonra şaka yapıyor, “Tilki geri gelirse burnunuzu yer,” diyor. Ne gece olacak. Gözerimiz yanıncaya kadar yıldızlara bakacağım.

Tayvanlı çift çoktan uyudu, mırıl mırıl uyku sesleri geliyor. Ben uyumam. Uyumayacağım. Sonra ne zaman bilmiyorum, bir avuç kum atılıyor sanki yüzüme, sıçrıyorum. Uyumuşum. Güneş doğmadan önce çölde oluşan hafif rüzgâr kumun yüzeyini inceden tarayıp hafif bir kum duşu yaptırıyor. Uyumuş olduğumu anlıyorum, kumla uyandırdı beni. Uyku tulumunun kenarını gözlerimi kapatacak şekilde yukarı çekiştiriyorum. Sonra bir kum dalgasının yine uyku tulumunun üstüne savrulduğu duyuyorum. Kum rüzgârıyla sabah oluyor.

Sabah oluyor. Sabah da Arapça bir söz, ‘Sabah hayr,’ diyorlar günaydın niyetine. Gün hafiften ağarmış. Güneş bir yerlerden doğuyor, ancak tepelerin arasında olduğumuz için güneşin doğuşunu yakalayamayacağız, daha sonra bir başka köşeden yükselirken göreceğiz. Hadi kalkın, çöl kahvaltısı zamanı geldi. Kahvaltıda mısır pidesi ve yumurta ve çay var, zulada otelden aldığım kruvasanlar.

Tayvanlılar da tuzlu bir cips getirmiş. Toparlanıyoruz, tenteler, minderler cipe yükleniyor. Biz sabah keşfi yapmak için dolaşırken yeni gelen rehberler aracımızı kurtarıyor. Sonra iki araç yola çıkıyoruz, bize belli bir süre eşlik ediyorlar sonra sonunda biz Beyaz Çöl’e kavuşmak için yönümüzü değiştiriyoruz. Buradaki yönleri bulabilmek için onlar da bir anlamda tilki. Yolları hiç bir yönün bulunmadığı bir yerde nasıl buluyorlar? Burası ayrıca onlarca kilometrelik bir alan. Demek çöl insanı olmak böyle bir şey.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi

Yirmi dakikalık bir yolculuktan sonra Beyaz Çöl’e geliyoruz. Finalin Beyaz Çöl’le olması harika. Burası gerçekten bembeyaz. Çöl tabanı daha sert ve kireçli bir yapıda . Beyaz Çöl, kendi gözlerinizle görmeden önce inanamayacağınız bir manzara, biraz da ürkütücü bir Arktik görünümü var. Burada sanki usta heykeltıraşların elinden çıkmış gibi kireç taşı anıtlar var. Bazıları mantara, bazıları aslan başına benzeyen, kimi anlamsız biçimlerde, kireçten oluşmuş soyut heykeller vadisindeyiz.

Olağandışı kireçtaşı oluşumları ve bazıları on metrelerce yüksek, binlerce yıldır şiddetli esen rüzgâr ve kum karışımından oluşmuş doğal sanat eserleri.  Kubbelerin, minarelerin, kalelerin, kulelerin ve benzeri şekillerin bulunduğu, bir masal vadisi.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Güneş var, ama güneş de bembeyaz. Her yer bembeyaz.

Heykeller güneş ışığı aldığında kar beyazı. O kadar geniş bir alan ki, adeta içinde kaybolup gideceğiz hissi veriyor. Çok beyaz. Burada güneş gözlüğü olmadan uzun süre durmak zor. Bir heykelden diğerine gidiyoruz, hangisine gideceğimizi şaşırıyorum. Aralarındaki mesafe o uzun ki, koşmak zorundayım, yürüyerek çok zaman kaybederim. Aslında ciple daha içlere doğru bir tur yapmamız gerek. Bir de fotoğraf tabii.

Öyle garip ve güzel bir yer ki. Sessizlik ve sadece bize ait olması harika bir duygu. Buranın en büyük özelliği, hiç kimsenin olmaması. Her şey sadece o an bize ait. Paylaşmak zorunda kalacağımız kalabalık ya da tek tük insan bile yok. Etrafta dolaşan Tayvanlı çift bile gözüme fazla geliyor. Burası ve ben. Sanki böyle olmalı nedense. Beyaz Çöl, başka ne diyebilirim ki. Hiç bir yere  benzemiyorsun. Çok yakın bir zamana kadar dünyada böyle bir yer olduğunu bile bilmiyordum, ne kadar gizlisin ve sır dolusun.

Bu çöller nasıl böyle sarı, siyah, krem, somon ve beyaz oldu? Ve hepsi de birbirine yakın. Sanki bir tanrısal çöl sanatçısı bu kadar çeşitli çölü arka arkaya yarattı. Beyaz çölde sonunda kendimi kaybediyorum. Beyaz renk bir süre sonra kaybolmuşluk hissi vermeye başlıyor. Yokluk, hiçlik. Tanrısal bir renk. Beyaz.


Yine de bizi kollayan rehberler artık gitme zamanı olduğunu biliyorlar. Artık çöl maceramızın sonuna yaklaşıyoruz. Geldiğimiz yollardan gün ışığında geri döneceğiz. Çıkış yaptığımız vahadaki tesise en az 50 km yolumuz var. Vaha oteline geldiğimizde hepimiz kum içindeyiz, saçlarımız karmakarışık ve biraz yorgunuz. Ancak çölün derinliklerinde ışık varlıklarla birlikte geçirilen bir gece her şeye değer. Orada görüp tekrar yaşamak istediğim o kadar çok şey var ki. Bir gece aslında hiçbir şey. En az iki üç gece kalmak gerek.

çölün kutsal kalbinde mısır çöl gezisi alea ferhan gürbüz

Bir çöl bedevisi gibi, çölün tüm gizemini açabileceği kadar uzun.  İnsan bilincin en ilahi katmanlarına ulaştığında acaba neler bekler ve bulur bu çöllerde? Aklım burada kalarak döneceğim. Vaha otelinde tekrar şehre dönmek üzere kendimize çeki düzen veriyoruz. Vedalaşıp Kahire yönünde beş saatlik yolumuza koyulacağız. Vaha  geride kalıyor. Anayola çıkıyoruz, arabanın dikiz aynasından gözlüyorum, çöl bir serap gibi gittikçe silinmeye başlıyor, sonra tekrar o kuşu görüyorum. Yine tepemizde, bizi yolcu ediyor şahin. Yoksa Horus mu? Bilmiyorum. Burada bilmek bir işe yaramıyor. Çöl sizi seçiyor, kader yol gösteriyor, Işık varlıklar selamlıyor. Bilmek çok gerilerde kalıyor. Sonra bu bir gerçek miydi yoksa bir rüya mıydı, diye bir anı kalıyor.

Çöl gecemi unutmuyorum. Bazı geceler rüyama giriyor. Kumları avuçlayıp savuruyorum ve rüzgârda uçuşmasını seyrediyorum. Sonra tekrar bir avuç daha alıyorum, altın pembesi rengini rüzgârda uçuruyorum. Konuşuyoruz tepelerle. Ben oradayken konuşmadınız, diyorum. İçimden sesleniyorlar. Birbirleriyle de konuşuyorlar içlerinden. Tilki gelip bakıyor tam gözlerimin içinde. Avuçlarımda sakladığım kristaller kıpırdıyor. Tekrar gel, bekliyoruz, geleceğim. Günün birinde tekrar. Daha derinlere gitmek için.


ayahuasca bitkisi nasıl kafa yapar

Ayahuasca: Peru’dan varoluşun gizemlerine yolculuk