Televizyona bak ve ne olduğunu gör!

Neredeyse çoğumuzun özellikle son on beş yıldır yıldır müdavimi olmaktan çıktığımız televizyon, yöneten ve kurgulayan bir propaganda aracı olarak sevimsiz bir aygıt haline getirildi. Televizyonu halktan alanlar, halkı televizyon ile yönetmeye başladılar.

Televizyona bak ve ne olduğunu gör!

Televizyona ne oldu?

Aslında “televizyona bak ne olamadığın gör” veya çok daha doğrusu “televizyonun on yıllardır program içeriklerinin değişimine bak ne olamadığını gör” demek daha doğru ama bunun için kıyaslama yapabilecek kadar yaşamış olmak ya da ciddi bir arşiv taraması yapmak gerekir.

Bu nedenle yaşı kırkı, özellikle de elliyi devirmiş olanlar bu kıyaslamayı yapabilecek durumdadırlar. Bu açıdan bakıldığında televizyon programlarının niteliğinden hareketle bugün geldiğimiz noktanın, aslında bir gelişim değil başka bir şey olduğu açık olarak ortaya çıkacaktır.

Örneğin televizyonlarda haftada bir defa da olsa güzel bir sinema, güzel bir dizi, güzel bir söyleşi, güzel bir sanat ve güzel bir müzik programı izlemeyeli neredeyse en az onbeş yıl olmuştur.

Eskiden ne çok izlerdik… Ne çok keyif alırdık… Ve ne çok şey öğrenirdik televizyondan.

Belli bir neslin televizyonu farklı şekilde sevmesi normaldir. Çünkü söz konusu nesil çok şey öğrendi ondan. Örneğin aşkın en romantik olanlarını, yardım severliğin en gizli olanını sevmenin emek vermek olduğunu.

Şimdilerde kabaca izlendiği kadarıyla dahi kabalık, sakillik, yavanlık, hoyratlık, sığlık tüm programların neredeyse ana omurgası olmuş durumda. Toplasan, bunca televizyon kanalına rağmen elli, bilemedin yüz kişi ve onların yüzlerinden oluşan aynı temalı sıradan haberler, sözde tartışma, dizi ve spor programları. Çoğunluğu da bol raconlu, bol küfürlü ve bol argolu.

Neredeyse çoğumuzun özellikle son on beş yıldır yıldır müdavimi olmaktan çıktığımız televizyon, yöneten ve kurgulayan bir propaganda aracı olarak sevimsiz bir aygıt haline getirildi.

Son yirmi, otuz ama ille de seksen öncesi tek veya az kanallı televizyon programlarındaki o çeşitli müzik programları, caz ve klasikler nerede Allahaşkına? Edebiyat, heykel, resim programları nerede? Ya belgeseller? Buz dansı, aletli cimnastik gibi spor yayınlarına ne oldu? Bu sporlar yapılmıyor mu artık? Ya o güzelim sinema klasikleri, tarih, biyoloji, felsefe izlenceleri neredeler? Gezi programları diye kotarılan tıkınma ve görgüsüzlük, röportaj diye sunulan aptalca sorular ve verilemeyen cevaplar. Ya o çocuk programları peki? Onlara ne oldu peki?

Evet… Televizyonlar değişti. Tüplüden plazmaya veya bilmem hangi teknolojilere geçildi. Ama o teknolojileri kendi içini, kendi istediği gibi doldurarak insanın içini boşalttı.

Ruhunu aldı geriye sadece dışkısını bıraktı.

O yüzden ki herkes kaba ve pis konuşuyor artık. Çünkü düşüncenin de ruhunu boşalttı yerini siyaset / yönetme / tüketme dışkısıyla doldurdu. İnsanlar giderek doyma ve boşaltmadan ibaret, ilkel biyolojik metabolizmalara dönüştürüldüler.

Sonuç olarak Televizyon örneğinden hareketle tüm ülke şöyle özetlenebilir;

Televizyonu halktan alanlar, halkı televizyon ile yönetmeye başladılar.

Bize bizi boşaltmak ve tüketmek kaldı. Bir de sadece tüketmeyi ve boşaltmayı sevmek.

TV toplum mühendisliği amacıyla nasıl kullanılıyor?