Öztürk Yılmaz ÖSO konusunda haklı olabilir mi?

Öztürk Yılmaz HaberTürk’te katıldığı bir programda Türkiye’nin Afrin’e ortak operasyon düzenlediği Özgür Suriye Ordusu için, ÖSO’nun kaynağı El-Kaide terör örgütüdür diyerek ÖSO’nun bir terör örgütü olduğunu, Türkiye’nin terör örgütüne destek verdiğini ima etti. Peki gerçekten ÖSO’nun El-Kaide bağlantısı var mı, kimlerden oluşuyor, amaçları ne, bir terör örgütü mü?

Öztürk Yılmaz ÖSO konusunda haklı olabilir mi?

Türkiye, Öztürk Yılmaz’ı nasıl tanıdı?

Türkiye, Öztürk Yılmaz’ı 2014’te IŞİD’in esir aldığı Musul büyükelçimiz olarak tanıdı. 102 gün boyunca 43 elçilik personeli ile birlikte IŞİD’in elinde rehin tutulan Yılmaz, 20 eylül 2014’te IŞİD’in elinden kurtarıldı. Türkiye’ye geldiğinde, kendisini dönemin  başbakanı Ahmet Davutoğlu karşıladı. Öztürk Yılmaz gülücükler saçıyordu, defalarca teşekkür etti, defalarca sarıldılar, Davutoğlu Öztürk Yılmaz’ı alnından öptü.

O gün şunları söyledi Öztürk Yılmaz:

“Geldiğimizi haber vermek için başbakanımızı aradığımda, başbakanımız ‘Öztürk hoş geldin’ dedi. Demek ki benden daha yakın takip ediyorlarmış, her şeyi biliyorlardı, her şeyi en iyi şekilde takip ettiler sağ olsunlar. Devletimle, ülkemle gurur duydum…”

CHP’den milletvekili oldu

Uzun süre gündemde kalan Büyükelçi, sürecin sonunda CHP’den milletvekili adayı oldu ve 2015 yılında meclise girdi.

Şah Fırat Operasyonu

Öztürk Yılmaz millet vekili olduktan 3 ay sonra, kendisini alnından öperek karşılayan başbakan Ahmet Davutoğlu’nun talimatıyla IŞİD tehdidi altına giren Süleyman Şah türbesi, Şah Fırat operasyonu ile Suriye’den Türkiye sınırına taşındı. Operasyonun ardından muhalefet, Türkiye’nin kendi toprağından, terör örgütünden kaçtığını, türbenin savunulması gerektiğini söyleyerek tepki gösterdi. CHP’nin tepkisini ortaya koyma görevini ise Öztürk Yılmaz üstlenmişti ve Türkiye bir terör örgütünün tehdidi ile kendi toprağını terk edemez diyordu.

Şah Fırat Operasyonunda Türk askeri yeni Süleyman Şah türbesi arazisine bayrak dikiyor.

Buraya kadar hiçbir problem yok. Türkiye’yi temsil eden bir büyükelçinin, 102 gün IŞİD’e esir olduktan sonra kurtarılması elbette ki onu sevindirecek; elbette ki emeği geçen insanlara teşekkür edecek veya onlar da Yılmaz’ı kucaklayarak karşılayabilecektir. Bu tablo aslında her kesimden insanı da mutlu etmişti o günlerde. Siyasete katılımı da, CHP’yi tercih etmesi de bunlardan bağımsız olarak kendi tercihiydi. Hatta Şah Fırat operasyonunu eleştirmesi de esir düşmüş bir büyükelçiden beklenilecek bir tavırdı.

mete yarar öztürk yılmaz tartışması

Mete Yarar ile tartışma

İki yıl sonra TekeTek programında canlı canlı şu tartışmaya şahit olduk. Programa konuk olan Mete Yarar şunu söyledi:

“Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu, Musul başkonsolosluğunu arayarak, konsolosluğun boşaltılıp boşaltılmama kararını konsolosluğa bıraktı; konsolosluk ayrılmama yönünde karar verdi.”

Öztürk Yılmaz yayına telefonla bağlanarak şunları söyledi:

“16 tane kripto yıldırım telgraf yazdım. Bunlardan 2 tanesi tahliye ile ilgili; Uçak istedim, helikopter istedim. Bu şerefsizliği kim dillendiriyorsa benimle yüzleşmeli. Biz vatanını, milletini seven, ülkesinden dolayı başına bir şey geldiğinde bunu dert edinmeyen insanlarız… Ben orada ölseydim herhalde birileri her şeyi üzerime yıkıp konuyu kapatacaktı… Ben orada teröre eğilmedim ama Ankara’da birileri eğildi… Ben uçak istedim gelmedi, helikopter istedim gelmedi, ne istediysem gelmedi…”

Yani diyordu ki; Konsolosluğu boşaltmak için, Musul’dan kaçmak için her şeyi yaptım ama kimse yardımcı olmadı.

Hollanda krizi

Gelelim anayasa referandumu öncesi Hollanda Rotterdam konsolosluğunda yaşanan olaylara. Aile ve sosyal politikalar bakanı Fatma Betül Sayan Kaya o günlerde Rotterdam konsolosluğuna gitmiş ve Hollanda güvenlik görevlileri tarafından konsolosluğa sokulmamış, yollar kesilmiş, protestoculara müdahale edilmişti.

O günlerde de hayır cephesi, yurt dışında propaganda yapılamayacağını, konsolosluğun bunun için kullanılamayacağını, yabancı ülkelerin buna izin verip vermemesinin kendi inisiyatifinde olduğunu savunuyorlardı. Ama Hollanda’nın bunu bu şekilde şiddet uygulayarak ve temel hakları da çiğneyerek; bakanın konsolosluğa alınmamasını da eleştiriyorlardı.

CHP’de bunu savunan isimlerden birisi de yine Öztürk Yılmaz’dı ve bunlara ek olarak diyordu ki;

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir bakanı bir ülkeden sınır dışı edilmiştir. Dışişleri Bakanı’na uçuş izni ve o ülkeye giriş izni verilmemiştir. Başkonsolos ve Maslahatgüzar gözaltına alınmıştır. Korumalar gözaltına alınmıştır. Biz elbette ki buradaki alçak muameleyi kınıyoruz. Hollanda’nın yapmış olduğu tamamen Viyana Diplomatik Sözleşmesi’ne, uluslararası diplomatik teamüllere, iyi niyete ve dostluğa aykırıdır.”

Yani, Viyana Diplomatik Sözleşmesine göre ülkemize tahsis edilmiş ve hiçbir şekilde çalışanlarına ve bulunduğu alana müdahale edilemeyecek olan konsoloslukta bunlar yaşanmıştı ve buna tepki gösterilmemeliydi.

Sanıyorum buraya kadar bazı şeyler yerine oturmuştur.

Musul’da IŞİD’e esir düşen ve kurtarıldığında “her şey yakından takip ediliyormuş, devletimle ülkemle gurur duydum” diyen ve bizim o günlerde de kahraman olarak gördüğümüz, Süleyman Şah türbesinin taşınmasına da o kimliği ile karşı çıkıp “ülke toprağından kaçıyorsunuz, orada kalıp IŞİD ile mücadele edin” diyen Öztürk Yılmaz, geçen zaman içinde bize gösterdi ki; aslında, Rotterdam konsolosluğu gibi, Süleyman Şah türbesi gibi ülke toprağı sayılan, Türkiye’ye tahsis edilmiş Musul başkonsolosluğundan kaçmak için 16 kere yıldırım telgraf göndermiş. Rotterdam konsolosluğu Türkiye’nin kapatılamaz, gidişimiz engellenemez. Süleyman Şah türbesi vatan toprağı terk edilemez. Ama Musul konsolosluğu terkedilebilir!

ÖSO’ya bağlı Muntasır Billah Türkmen Tugayı kuşatma altındaki Halep’te

Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), ‘El Kaide’ci mi?

Ve Öztürk Yılmaz’ın son açıklaması Afrin operasyonunda geldi. Oysa Türkiye, Fırat Kalkanı’nı da ÖSO ile birlikte yapmıştı ama o zaman muhalefetten böyle bir ses çıkmamıştı.

Yılmaz’ın iddiasına göre Suriye’deki tüm örgütlerin kaynağı El-Kaide imiş. Buna Özgür Suriye Ordusu da dahil. Hatta bunu benden iyi kimse bilemez, ben bunun mağduru oldum diyordu. (*)

Suriye’de birçok örgütün geçmişte El-Kaide ile bağlantısı oldu.

Mesela en iyi örneği IŞİD’tir. IŞİD El-Kaide’den ayrılan bir örgüttür. Bunun yanında Ahrar uş-Şam, Ceyş-ül İslam ve diğerleri de geçmişte az veya çok El-Kaide bağlantıları olmuş örgütlerdir. Buradan anlamamız gereken şey, tüm bu örgütlerin radikal-islamcı, cihatçı örgütler olduğu değil.

Suriye’de savaşın başladığı ilk dönemlerden itibaren belirli bölgelerde belirli gruplar rejime karşı birleştiler. Bu grupların çoğu bir örgüt olalım anlayışı ile de ortaya çıkmış değildi. Çoğu sivil direnişlerin, protestoların içinden ortaya çıkmış sıradan insanların oluşturduğu gruplardı ve sonradan silaha başvuracaklardı.

Örgütlerin işbirliği aşamasında elbette ki ortak hedef rejimin düşürülmesiydi ve rejimin yerine ne koyulacağı konusunda bir belirginlik yoktu. Kimin neyi savunduğu, neyi planladığı çok önemli değildi yani. Önemli olan kuvvet toplayabilmek ve rejime karşı direnebilmekti.

Grupların kendi içlerindeki ayrılmalar da sonradan ortaya çıkmaya başladı. Dönem dönem iki düşman grup IŞİD’e karşı, bazen IŞİD’e düşman bir grup IŞİD ile birlikte YPG’ye karşı bir olup savaşmıştır. En olmaz iki grubun, YPG ile IŞİD’in bile ortaklık yaptığını yakın zamanda gördük. Yani bir zamandan sonra Suriye’deki örgüt ilişkilerinin keskin sınırlar ile ayrılmadığını, tamamen ticari, politik dengeler ile her şeyin iç içe geçtiği yapıyı görmek gerekiyor.

ÖSO’ya gelirsek; Suriye’deki en masum grubun ÖSO olduğunu söylemek mümkün.

Elbette her grubun içinde olduğu gibi ÖSO’nun da içinde hala fikir ayrılıkları bulunmakta. Ama genel olarak ilk günkü gibi amacı sadece Esad rejimini devirmek, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak ve seçimlere giderek yeni bir siyasal yapı kurmayı hedefleyen tek grup ÖSO diyebiliriz.

Ayrıca ÖSO’ya cihatçı terörist grup derken içinde bulunan yapılara bir göz atmakta fayda var. Mesela ÖSO’nun içindeki en güçlü ve büyük gruplardan birisi Firas Paşa komutasındaki Muntasır Billah Tugayıdır. Bu tugay, özbeöz Suriye Türkmenlerinin oluşturduğu, Türk milliyetçisi insanların bulunduğu bir gruptur. Bunun yanında Fehim İsa komutasındaki Sultan Murat Tümeni’ni de saymak gerekir. Bu iki grup özellikle Cerablus harekatında en önemli ÖSO güçlerini oluşturdular. Bunların dışında Türkiye’nin desteklediği İkinci Sahil Tümeni, Fatih Sultan Mehmed Tugayı, Yavuz Sultan Selim Tugayı… gibi gruplar da vardır. Aslında Türkiye’nin ÖSO’dan çok bu Türkmen gruplar ile hareket ettiğini söylemek daha doğru olur.

Peki şimdi biz bu Türk milliyetçisi, Türkmen gruplara radikal-islamcı gruplar mı diyeceğiz?

öso özgür suriye ordusu mehmetçik türk askeri afrin zeytin dalı harekatı türk bayrağı

Bu gruplar evet dindar kişilerden oluşuyor; savaşma gücünü de inançlarından alıyorlar ama cihadçı yakıştırması ile hiç bir ilgileri yok. Bu grupları biraz araştırdığınızda göreceksiniz ki içlerinde çoğu kişi Türkçe konuşur, Türkmen Dağı‘nda ve Halep’te yaşar, hatta çoğu ülkücüdür. Şöyle de bir şeyi söylemeliyim, Türkiye’de yaşayan ülkücülerden bir çoğu yıllardır Suriye’de savaşıyor. Dönem dönem gidip dönenler, yardım götürenler var.

Afrin şehidi Musa’nın vasiyetini hatırlayın. Diyordu ki; “Kurt-ar derneği aracılığı ile Telafer’deki Türkmen çocuklar için okul yaptırılsın.” Kurt-ar derneği Türkiye merkezli Suriye’de faaliyet gösteren ülkücü, milliyetçi bir yardım kuruluşu. Şehidin Kurt-ar’ı aracı yapması da bu yüzden.

Bunların yanı sıra, ÖSO Cenevre, Astana, Soçi gibi uluslararası toplantılara çağrılan ve Suriye’de rejim karşıtı gruplardan biri olarak kabul edilen, pazarlık yapan, çözüm arayışında masada olan bir grup. Böyle bir gruba cihatçı-terörist grup demek ne kadar doğru?

Üstelik bu gruba Türkiye devleti yıllardır destek veriyorken, bir yılı aşkın zamandır Türkiye’nin politikaları doğrultusunda Cerablus ve El Bab’ta, şu an Afrin’de Türk askeri ile birlikte mücadele veriyorken bunu söylemek doğru mu?

Afrin Zeytin Dalı Harekatı ile Rusya’nın dört kazanımı