İki yazının ortak özelliği: Gerici eğitim ideolojisinin yarattığı yıkım

1- Bir ders işleyiş fotoğrafı ve düşündürdükleri

İki yazının ortak özelliği: Gerici eğitim ideolojisinin yarattığı yıkım

Paylaşımdaki fotoğrafın 1938 yılında İzmir’de bir okuldaki geometri dersine ait olduğu belirtiliyor… Muhtemelen doğrudur…

Çünkü sonraki yıllarda köy enstitüsü gibi bir eğitim modelini hayata geçirecek olan Cumhuriyet ideolojisi 1938 yılında geometri dersini böylesine muhteşem bir anlayış ve eğitim pratiği ile işliyor ve/veya işlenmesini sağlıyor olabilir.

Üç beş gün önceki bir paylaşımda “eğitimde neden başarılı olamadık” diye düşünmenin ve konuşmanın ya aptallık ya da art niyetli bir kötülük olduğunu yazmıştım.

Somut olarak tekrar ederek söylemek gerekirse; Eğitimdeki başarısızlığımızın iki kavramsal ifadesi vardır; “Gerici ve Piyasacı Eğitim Anlayışı”.
Aslında bu bir ideolojidir. Lakin berbat bir ideolojidir.

Başlangıç yılları CHP’nin son dönemi ile esas olarak ise Menderes’in DP yıllarıyla başlayan dönemle başlayan gerici ve piyasacı eğitim Türkiye için gerileyerek ve bağımlı hale gelerek büyümenin miladıdır.

Eğitimde başarılı olmak itiyor musun?
Eğer istiyorsan cevabı gayet basittir; Laik ve bilimsel eğitim..

Çocuğa ve gence önem, değer, dolayısıyla kişilik veren onu istek ve özelliklerine göre hayata/işe koşan ve sorumluluk veren eğitim.

İyi eğitimin başka türlüsü mümkün değildir.
Örneği yoktur.

Varsa göstersin, biz de öğrenelim….

2- Bu tiplerden ve bu kurumlardan bilim insanı çıkar mı?

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin televizyon kanalı ÇOMÜ TV’de 20 Şubat 2018 tarihinde yayınlanan programda, yine Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinin İlahiyat Fakültesinin herhangi bir bölümünde görev yapan bir öğretim üyesinin kullandığı ifadeye bakınız:

“1924 yılında Çanakkale ve Bursa’daki bazı Camiler ‘genelev’ olarak kullanıldı”.

Hep ifade ediyoruz:

Türkiye’deki yüksek öğrenim adına ilahiyat fakülteleri, ortaöğretim adına imam hatip liseleri ve orta okulları yanlış okullardır. Yararsız okullardır. Üretmeye engel okullardır.

Çünkü ideolojik temelleri düşmanlık, kindarlık, olumsuzluk ve karşıtlık üzerine kurgulanmış okullardır. Temel ideolojisi genel anlamda Cumhuriyet karşıtlığı, hatta düşmanlığı yaratmak üzerine kurgulanmış ve işlevselleştirilmiş okullardır.

Şimdi yukarıdaki lafı eden sözde “bilim insanı” herhalde kanıta ve belgeye dayalı olarak bu lafı etmiştir. Çünkü tarih belgeye dayalı yapılan bir iştir. Hele hele tarih bilimi belgesiz/arşivsiz olmaz.

Eğer bu adam belgeye dayalı konuşmamış ise (ki büyük olasılık böyledir), hakkında idari anlamda ilgili kurumlar tarafından, adli anlamda ilgili savcılık tarafından nasıl bir işlem yapılacaktır? Hep birlikte göreceğiz…

Yoksa bu adam tam tersi bir anlayış ile herhangi bir kovuşturma ve soruşturmaya uğramadan, sarf ettiği aşağılık ifadelerin “düşünce özgürlüğü” kapsamında değerlendirildiğine tanık olup, üstelik akademilerdeki yeni düzenlemeyle de ilgili olarak tez elden doçent unvanına sahip olarak yeni “bilimsel çalışmalara” imza atmasının yolu mu açılacaktır? Bunu da hep beraber göreceğiz. Dahası kendisine sahip çıkılarak daha etkin yerlerde, daha etkili yerlerde olması mı sağlanacaktır bunu da izleyerek yaşayacağız.

Sonuç olarak bu kurumlardan ve bu tiplerden “bilim insanı” çıkmaz. Çünkü bilim insanlığının öncelikli ön koşulu ve biricik ideolojisi; Bilime bağlılık, bilimsel düşünme ilkesi ve ahlakıdır. Bu kurumların ve bu tiplerin böyle bir derdi ve niteliği söz konusu değildir.

Sıbyan Mektepleri’ne giden çocukların korkunç dünyası