Aldatmak ve kaçamak nedir? Neler aldatmak sayılır?

Aldatmak. Ne demek aldatmak? Neler aldatmak sayılır? Kadın mı daha çok aldatıyor yoksa erkek mi? İhtiyaç mı yoksa doyumsuz bir bencillik mi?

Aldatmak ve kaçamak nedir? Neler aldatmak sayılır?

Kaçamak ve Aldatmak

Önce şu ayrıma bir çerçeve getirmek lazım. Kaçamak ve aldatmak birbirinden ayrılır mı? Kaçamak Google Trends içerisinde, aldatmaya nazaran daha çok aranıyor. İnsanlara aldatmanın sempatikleştirilmiş hali gibi geliyor olabilir mi?

Merak ediyorum. Kaçamak nedir? Aldatmak nedir? Hangisi aldatmaya girer? Göz kırpmak, mesajlaşmak, uzaktan uzağa cilveleşmek filan aldatmaya girer mi mesela? Yoksa bunlar kaçamak mıdır?

Bence şöyle işliyor sistem. Kaçamak kapsar aldatmak. Hani geometriye giriş dersini düşün. Kesişim kümeleri, kapsayan kümeler filan vardı hani? İşte bence kaçamak en üst küme. Aldatmak da onun içinde. Tek gecelik ilişki bence kaçamaktır. Sevgilin olsa da olmasa da kaçamaktır. Ama bir kaçamak yaparken eğer evliysen ya da düzenli ve kendini adadığın bir ilişkin varsa o, aldatmaktır.

Her kaçamak aldatma olmayabilir ama her aldatma bir kaçamaktır.

Zaten düzenli olarak aynı kişiyle aldatıyorsan o zaman sen baya kaçak aşk yaşıyorsun demektir Sonuçta kaçak noktasında birleşiyoruz. Buna da şükür.

Artık BBC bile haberlerin 1 dakikalık versiyonlarını yazının başına koyuyor. Okuma oranımız bilgi çağında hızla düştüğü için. Ben de yazının devamını üşenip okumayacak olanlar için videosunu şuraya bırakıyorum: 

En çok kim aldatıyor?

4 milyondan fazla üyesi olan kaçamak sitesi Gleeden’in anketine göre, eşini en çok aldatanlar da Paris’ten ve New York’tan çıkıyor. Tabii burada kesin bir şey söylemek zor. Fransız’a ABD’liye sorunca pat diye söylüyor. Bizde sorsan kadınlar arasında kimse birbirini aldatmaz. %0’dır muhtemelen.

Biz Tinder’a bile “Evlenmek için buradayım” yazan bir toplumuz. Erkeklere sorarsan da “Erkek adam aldatır” der. Ama bunu sadece iş ya da maç izlerken erkek ortamında söyler. Eşinin yanında söyleyeni görmedim. Zaten söyleyen olduysa da o akşamdan sonra gören olmamıştır. Ankete katılanlar arasında eşini en çok aldatanlar listesinde Milano üçüncü, Barcelona dördüncü, Brüksel beşinci sırada yer alıyor.

Merak edenler için: tr.gleeden.com

Aynı elmayı kullanıyoruz Gleeden ile. Mor bir app’i var. Girin bakın ben benzerini bilmiyorum. Sadece “kaçamak” için bir site. Adamlar öyle derin düşünmüşler ki iki kere ESC tuşuna basınca ekrandan çıkıyor. Şunu Solitaire için bile yapmadılar. Memurlar, beyaz yakalılar isyanda. Helal!

Siteye girince “Hani bizdik lan marjinal?” diyesim geliyor. Aşk üçgeni nasıl kazasız belasız yapılır filan gibi konular var. Hey yavrum hey. Bu Fransızların cinselliğe bakış açısındaki genişlik balık gözü kamera lensinde yok. Siteye pek çok ülkede aldatmaya teşvik ettiği için davalar açılmış.

Adamlar “Eşinizi aldatın” diye göndermeler yapan afişler astığı için insanlar ayaklanmış. Ama ne olmuş? Site hala devam. Küçük bir Avrupa ülkesi kadar da üyesi var. Demek ki millet memnun, insanlar kullanıyor ama herkes aldatmaya karşı!

Toplum kültürü olarak ‘stolk’

Bir de bizde aldatmak, kaçamak filan özel dedektiflik becerileri gerektiriyor. Araştırmalara göre bizde 3 yılı geçen ilişkilerde %60 oranla çiftler birbirinin sosyal medya şifrelerini biliyor. Bilmese bile bizde stolk ata sporu gibi. Daha sen like tuşuna basmadan sevgilin arayıp, “O kim?” diye sorabilir.

Arkadaşım parmak izi şifresi koydu mesela. Parmak izi değil mi? Mission Impossible gibi. Ama yok. Bir kere şifreyi koydun mu zaten kara listedesin. İnterpol arasa daha kolay kurtulursun. Adam derin uykudayken sen telefonu al. Parmağıyla aç şifresini. Üstelik app’i de silmiş adam. App’i arıyor hatun. Bakıyor ki daha önce yüklenmiş. Geri yüklüyor. Hop tüm konuşmalar filan geri geliyor tabii. Sonra veleddalin amin.

İşte erkeğin bu komplike düşünme acizliği de ortaya General Social Survey araştırmasındaki, “Erkekler daha çok aldatıyor?” sonucunu çıkarıyor olabilir. Ankete göre erkeklerin %20’si, kadınların da %13’ü sevgililerini ya da eşlerini aldattığını itiraf ediyor. Ne kadar düşük. Ne yüksek değer yargılarına sahip bir dünyada yaşıyoruz. Şükür.

18 – 29 yaş aralığında kadınların aldatma oranı, erkeklerden %1 daha fazla.

Anketi cevaplayan erkeklere, “Neden aldatmıyorsun?” diye sorduklarında, %11 oranla “Suçluluk duymak istemiyorum” cevabını veriyorlar. 30 yaşından sonraysa erkekler bayrağı devralıyorlar. Yaş ilerledikçe de bu aralık iyice açılmaya başlıyor. 50’lere gelindiğinde erkekler %24, kadınlarsa %16 oranla aldattıklarını itiraf ediyorlar. Büyüdükçe suçluluk duygusu azalıyorsa demek…

Neden aldatmıyoruz?

Şimdi istatistiğe baktığınızda görüyorsunuz ki kadınlar yaş ilerledikçe aldatmayı bırakıyor, erkeklerse gaza basıyor. Şimdi bunların ne kadarı gerçek ne kadarının dilinde bilemiyoruz tabii. O , “Erkek adam aldatır abi” diyenleri bir de eşlerinin yanında dinlemek lazım. Tamam, neticede insan doğası gereği tek eşli değil. Bunu kötü bir şey olarak söylemiyorum. Yani herkes, herkesin sevgilisi olsun. Dünyanın çivisi çıksın. Kim kime dum duma sosyal düzene geçelim filan demiyorum. Bunlar bilimsel araştırma.

Eski toplumlarda monogami yok. Hatta hala bazı kabile ve göçebe kalmış topluluklarda poligamik ilişki uygulanıyor. Explained diye bir belgesel izledim. Şu ana kadar 3 bölümü yayınlanmış. İlk bölüm insan tek eşli mi yoksa çok eşli mi? Araştırmacılar bu kabilelerden birine gidip soruyorlar. “Peki, çocuğunuzu nasıl ayırt edip seviyorsunuz?” diye.

Adamlar, “Sizin sorununuz bu. Bencilsiniz. Sizden olduğu için tek bir çocuğu gerçekten seviyorsunuz. Bizdeyse kimse çocuğu kendisine sahiplenmez. Her çocuk kabiledeki herkesindir. O yüzden her çocuğu aynı severiz. Onlar kabilenin çocuklarıdır.” Şimdi insanın bir tarafı da “Adam haklı beyler” demek istiyor ama ah işte insanın o sahiplenme güdüsü yok mu? Benim de yazdığıma bakmayın. Aklım almaz böyle bir toplumu. Reset atıp baştan başlamak lazım.

Konuya dönecek olursak neticede insan doğası gereği daha fazla kişiyle birlikte olmak ve daha çok gen toplamak istiyor. Bunu biz son 3-4 bin yıldır terk edip tek eşli bir medeni düzene geçmişiz.

Duygu başka sistem başka

İnsanlara “Neden tek eşliliği tercih ediyorsunuz?” diye sorduklarında %89 oranla, “Aşık olduk” cevabını veriyorlar. Yani insanlar tek eşlilikle aşık olmayı birbirine kenetlemiş durumdalar. Yani aşk baki ancak tek eşlilik sonradan uygulanan bir toplumsal norm.

Aşk bir his, tek eşlilik ise bir sistem olarak değerlendirilebilir. Karmaşık mı geldi? Bana da öyle geliyor. Neyse, sonuç olarak bir şekilde genetik mirastan kaynaklı başka denizlere yelken açma güdümüz var. Belki doyumsuzluktan belki de büyük, mutlu bir kabile olmak istememizden orasını bilemem. Ama bu var ve dizginleniyor bir şekilde. Dizginlemenin de iki temel sebebi var.

Birincisi toplum baskısı ve toplu sisteminin böyle olması. Neticede dünyanın %98’i tek eşli sistemle yaşıyor. Yaşamayanlara da cezai yaptırımlar uyguluyor. Okuyoruz neticede sürekli, “Aldattı. Milyon dolar nafaka ödüyor” diye. Yani cimri adamın yapacağı iş değil. Sigara cezasına bile “Al şurada 1.000TL ben doya doya içeyim” diyenlere lafım yok. Birincisi yasal ve toplumsal sistemin tek eşli olması.

İkincisi de vicdan. Vicdan da gene toplumsal sistemin bize bir yansıması sayılabilir elbette ama ben sevdiğin, değer verdiğin birini üzmemek için seni durduran vicdandan bahsediyorum. “Elalem ne der?” vicdanı değil. Bu vicdan seni birini öldürmekten, yalan söylemekten, ailenden ya da arkadaşlarından birini dolandırmakta alıkoyan vicdan. Bu yoksa zaten yapacak bir şey yok. Vicdan dediğin bir pergel neticede. Bir ucunun kalbin üstünde olması lazım ki diğer ucu istediği yere kadar açılsın, gene yeri sabit kalsın. İki ucu da havadaysa kanatlanıp uçar o pergel. Ama kim bilir nereye?

Alfa kadınlarının 7 ortak özelliği