Keli körü toplamak değilse; tüm bunlar nedir?

Araştırma duygusu körelen, çalışma arzusunu tembelliğe terk eden her uyuşuk bedenin birer fotoğraf beğenme sürüsüne dönüşümü kahredici… Kanmak cahillik, kandırılmak ise imkansızdır.

Keli körü toplamak değilse; tüm bunlar nedir?

Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları tarih boyunca gerek iç etkenler, gerek dış etkenler sebebi ile çeşitli toplulukların etrafında kümelenmiştir. Küme dışında kalmayı tercih edenler ise benzer nedenlerle başarısız olmuştur. Asıl soru ise; bunu yapan zümrelerin amacının ne olduğu ve tam olarak neye hizmet ettiğidir.

Türkiye tarihinde bir ilke imza atılan günlerde amansızca sürüklenmektedir. İçinde bulunan kişiler ise çaresizlikle seçimler yapmaktadır. Bu çaresizliğe iten temel neden ise kapitalizmdir. Konuyla ilgili önemli ipuçlarını Alex Gibney’in oluşturduğu ‘Dirty Money’ adlı belgeselde de bulabilirsiniz.

Hırsın, açgözlülüğün ve egonun sonucunda kayıt dışı paraların nasıl meşru hale geldiği açıkça görülmektedir. Büyük firmaların küçük avlarını zayıflatan ekonomi ağı içine nasıl düşürdüğü anlaşılmaktadır. Bu şirketlerden biri olan Trump şirketlerinin geçmişten bugüne nasıl ulaştığını ve uluslararası suç şebekesine nasıl dönüştüğünü masalsı bir serüven olarak gözler önüne seren bir bölüm yer almaktadır. Tüm büyük firmaların bizleri doğrudan etkileyen faturası elbette fakirlik ve tüm bunların sonucu ise bizler için sadece mahkumiyettir!

“Kapitalist bir sistemde insanlar, görünmez bir kafesin içinde yaşarlar.”
-Ernesto Che Guevara-

Adeta kan emen zümrelerin doyumsuz arzularını karşılamak adına tüm emekler çöpe atılmaktadır. Tüketici toplumları kaçınılmaz acı duygusuna bağımlılığını her geçen gün arttırmaktadır. Her bağımlı gibi onlarda bunu kabullenmeyip sonuna kadar inkar etmektedir. Marx’ın anlatımı ile kapitalizm bizi yönettiği sürece yabancı güçlerin oyuncağı olacağız.

“Her akıl, gücünün yetemediği ve idrak edemediği şeyleri inkar eder.”
– İbn-i Haldun-

İnsanlığın gelişimindeki tarihsel süreç incelendiğinde bilgi kıtlığının temel sorun olduğu konusunda hem fikir olduğumuzu duyar gibiyim. İşte bu tarihi süreçleri başlangıç kabul ederek karşılaştırma yapmalı, ortaya çıkan dersleri ise tecrübe olarak kabul etmeliyiz. Tüm bunlar günümüz ile kıyaslandığında karşımızdaki sorunun evrimleştiğini net olarak görebilmekteyiz. Bugünün sorunu “Hazır Bilgi Çokluğu” ve “Edinme Tokluğu”dur. Bu yalnızca şahsımın fikri değil, genelin ortak kanısıdır. Aynı zamanda popüler bilirkişi kesimi olan herbokoloklarca da bu durum tasdik edilmiştir. (bknz. Herbokolok Ansiklopedisi syf. 0)

Araştırma duygusu körelen, çalışma arzusunu tembelliğe terk eden her uyuşuk bedenin birer fotoğraf beğenme sürüsüne dönüşümü kahredici… Kanmak cahillik, kandırılmak ise imkansızdır. Bir bilgiyi elde etme hazzını kanıtlama çabasındaki Tek Dişi Kalmış Canavarlar kümesine ise tek önerim Sağlıklı Yaşam metotlarını uygulamasıdır. En popüler metot ise “Az bil. Çok konuş” olan altın kuraldır.

“En tehlikeli insan tipi, az anlayan, çok inanandır.”
-Anthon Çehov-

İçinde bulunduğumuz yüzyılda, insanların sahiplenme içgüdüsü ile bağlantı kurmaları doğal bir tepkidir. Algılarına sızarak istediklerini kolayca yaptırabilmek mümkündür. Her kanaldan nüfuz edebilmeleri kaçınılmaz sondur. Kolay ulaşılabilirliği olan sosyal medya araçları ile vazgeçilmez televizyon kanalları hedef alınarak, kitleler oluşturabilmek çocuk oyuncağıdır. Günümüz üstün zümreleri görünmez desteklerle kitleleri uzaktan kumanda etmektedir. Gelecekte bunlar ‘Keli Körü Toplayanlar’ kümesi olarak kalın puntolarla tarihe yazılmaz mı?

Keser Döner Sap Döner Gün Gelir Hesap Döner…

Sosyal medya kıyameti: Dünya nereye gidiyor?