Tecavüz ve cinayet kurbanı Şule Çet için adalet çağrısı

Ankara’da lüks bir plazanın 20. katından düşerek ölen 23 yaşındaki üniversite öğrencisi Şule Çet’in otopsi raporu ortaya çıktı. Raporda, daha önce intihar ettiği ileri sürülen Şule Çet’in ölümünden önce tecavüze uğradığı, düştüğü iddia edilen pencerede ise kendisine ait parmak izi tespit edilemedi.

Tecavüz ve cinayet kurbanı Şule Çet için adalet çağrısı

Bir hashtag açıyorsun: Önce bir isim ardı hep aynı “…İçinAdalet”! Son hep aynı sadece başta ki üç noktayı dolduran isimler değişiyor:

#LeylaİçinAdalet

#EylülİçinAdalet

#HelinPalandökenİçinAdalet

#HandeKaderİçinAdalet

#ÖzgecanİçinAdalet

Liste uzar gider. Uzadıkça öfken artar, uzadıkça farkına varırsın içten içe yok olan hoşgörünün, vicdanın, adaletin önemini. Farkına varırsın gün geçtikçe nasıl da çürüdüğünün.

Şimdi yeni bir hashtag açıldı. Bir abi yitip giden kardeşinin sesini duyurmaya çalışıyor. Üstelik sadece o abi değil, binlercesi #ŞuleÇetİçinAdalet çağrısında bulunuyor. Şule Çet, 20. kattan atlayıp intihar etmiş, lakin atladığı pencerede hiç parmak izi yok. Tırnaklarının arasında doku örnekleri var! Vücudunda boğuşma izleri var! Kanında uyuşturucu madde var! Otopside cinsel saldırı izleri var! Arkadaşına attığı “Buradan çıkamıyorum adam bana takmış, keşke gelmeseydim.” mesajı var! Ama katil yok!

Ne var biliyor musunuz? Ardından yazılan bu cümleler var!

şule çet cinayeti

 

şule çet cinayeti

En paylaşılabilir haliyle bunlar! Şule öldü nasıl olsa, artık açıklama yapamaz. Ne olduğunu anlatamaz. Peki ya siz? Siz yaşıyor musunuz?

Çürümüşken bu kadar vicdanınız, canını kaybetmiş bir abiye bir babaya bunları yazarken siz yaşıyor musunuz gerçekten? Bir kez olsun gelmedi mi aklınıza tüm bunları yapan aşağılığı kınamak? Bir kez olsun gelmedi mi aklınıza ahlak ahkamı keserken tüm bunları sebebi olan namussuz?

Ama o zor değil mi? Yaşayana ahkam kesmek sıkıntı değil mi? Ölen ölmüş zaten salla arkasından: Namussuz de, arandı de ama sakın tüm bunları yapana ses çıkarmayın! Hadi Şule öldü savunamıyor kendini, peki ya yaşayanlar? Bakışlarınızla, yaftalamalarınızla öldürdükleriniz onlara ne olacak?

Mesela M.A. ya ne olacak? Dikkat ettiniz mi M.A. isim yok! Oysa o tecavüze uğradı. Üstelik kuzeni tarafından yani mağdur ama söyleyemez ismini çünkü bilir ki namusuna çok düşkün(!) olan insanlar onu suçlarlar! M.A.’nın haberini Cumhuriyet gazetesi yaptı. M.A. 29 yaşında. 4 sene susmak zorunda kalmış. Tecavüzden sonra yüzü gözü kan içinde eve geldiğinde bir de babasından yemiş dayağı. O ölmediği için dinleyebiliyoruz hikayenin gerçeğini ama o da haykırıyor “ADALET” diye. Çünkü tüm bunları yapan hala dışarıda, hala elini kolunu sallaya sallaya dolaşmaya devam ediyor!

Yaşananları hayatta kalan M.A.’nın dilinden dinleyin bir kez de belki o zaman kararan vicdanınız temizlenir biraz.

M.A.:

“2009 yılında halamın oğlu tarafından tecavüze uğradım. Tecavüze uğradıktan sonra yakın akraba olduğu için ve babamdan yediğim dayak yüzünden şikayetçi olamadım. 4 yıl sonra gidip şikâyetçi olabildim. 2014’de davası görüldü 10 yıl 10 ay hapis cezası aldı. Karar Yargıtay’da hala onanıp gelmedi.

Boğazıma bıçak dayamıştı. Boğazımı öyle sıkmıştı ki ellerinin izi çıkmıştı. Avuç avuç saç döküldü. Sürekli kafamı bir yerlere vurdu. Beni öldürüp oraya gömeceğini söyledi, elinden kurtulmam mucizeydi. Dışarıda yürürken sanki alnımda yazıyor, herkes biliyor gibi utanıyorum. Kendimden iğrendim.

Yargılamanın uzun sürmesi hayatımı mahvetti. Yalan söylediğim düşünülüyor. Akrabalar beni suçluyor. Babam bana değil, halamın oğluna inanıyor. Bir kişi tecavüze uğramasa, ‘uğradım’ diyebilir mi?

Neden 4 yıl boyunca söylemedim bunu sorguladılar. Hangi kadın bunu kolaylıkla söylebilir ki? Tecavüze uğradıktan sonra tek düşündüğüm yıkanmak, temizlenmekti. Kendimi o kadar pis ve iğrenç hissediyorsun ki, söyleyemiyorsun; inanmayacaklarından korkuyorsun.

Ben ağzım burnum dağılmış şekilde bunu söylemek istediğimde bir de babamdan dayak yedim. 9 yıl geçti hala kâbus görüyorum. Nefesin kesiliyor, konuşamıyorsun. Ağzından çıkmıyor o cümle. Kabullenmek istemiyorsun, ‘rüyaydı’ diyorsun. Gerçek olduğunu bile kabullenmek istemiyorsun.”

***

Şimdi ölseydi M.A. çıkıp A.K. diyecekti ki “iftira! Zaten ilişkisi vardı.” O da olmadı “Kendi isteği vardı. Zaten problemleri de vardı. İntihar etti.”, diyecekti, tıpkı Şule Çet’e dedikleri gibi! Her kadın bilir zaten bunun böyle olacağını. M.A. da biliyordu. Zaten o korku yüzünden değil miydi tüm bunlar?

Şöyle devam ediyordu M.A.:

“İlişkimizi babam öğrenmesin diye halamın oğlu ile buluşmaya gitmiştim. L. ile 2016 yılında evlendim. Evlenmeden önce eşim her şeyi biliyordu, bunu bilerek benimle evlendi. Evliliğimizin üçüncü gününden beri sürekli kavga ve tartışma yaşıyorum. Eşim de bana inanmadığını söylüyor, sürekli hakaret ediyor.

Tüm bunların hepsi o dönem sevgilim olan, şimdiki eşim yüzünden oldu. Kuzenim tecavüz öncesi tehdit etmişti. Söylediğimde umursamadı. Eşimi çok sevdim, onun için her şeyi yaptım, her zorluğa göğüs gerdim. Tüm süreci bilmesine rağmen bana inanmıyor. Beni evden kovdu, ‘defol git’ dedi. Evime girip eşyalarımı bile alamıyorum. Bazen düşünüyorum, tecavüze uğradığımı ‘niye söyledim, hayatımı iyice kararttım’ diyorum.

Adalet bu mu diyorsun. Adalet suçsuz insanların ağlaması mı, hayatlarının mahvolması mı? Kimin suçu varsa cezasını çeksin. Kendimi çok çaresiz ve yalnız hissediyorum. Gitmediğim yer, yazmadığım dilekçe kalmadı. Ben artık sesim duyulsun, bana yardım edilsin istiyorum.”

***

İki kadın, iki hikaye, iki büyük gerçek!

Bu toplumda kadınsan eğer malesef her türlü suçlu olan sensindir! Laf atarlar, “Neden sana atılıyor?” diyerek seni sorgularlar. Tacize uğrarsın “Öyle giyinmeseydin!” denir. Tecavüze uğrarsın, saat sorgulanır, kıyafet sorgulanır… Ölürsün, kışkırtma sorgulanır! Her şey sorgulanır aslında bir tek fail dışında!

Özgürlük istiyoruz! Eşitlik istiyoruz! Adalet istiyoruz! Bir takım elbise canımıza bedel biçilmesin istiyoruz! Themis’in gözü adamına göre açılmasın istiyoruz! Daha fazla Şule’ler ölmesin, daha çok kadınlar utanmasın istiyoruz! Namus diye bağıranları bir kez olsun namussuzlara bağırmaya davet ediyoruz!

Kim bunlar ve niye bu kadar çoklar?