Sesimi duyan var mı? Deprem geliyor!

17 Ağustos 1999. 45 saniyede yok olan hayatlar, yitip giden 17480 (AFAD) hayat.. Deprem kültürü, afet kültürü olmayan bir toplumun en acı 45 saniyesi…

17 ağustos 1999 deprem

Gölcük depremi; deprem kırsalda olur yanılgısına sahip toplumun tam can evinde oldu. Sanayileşmenin, ekonominin, nüfus yoğunluğunun en yoğun olduğu yer. Acılarda görüntülerde hâlâ taze çoğumuz için Hâlâ kulaklarımızda çınlıyor: “Sesimi duyan var mı?” çığlıkları.

Sesimi duyan var mı?

Dört yanda çınladı bu ses bir umut adına. Bazen imkansız olan umut oldu, bazen umutlar göz yaşları arasında kaydı gitti. Düşün gece beraber uyuyorsun sevdiklerinle, sabah ya sen yoksun ya yanında ki… Bizler, yıkımı yaşadık, 17 Ağustos’ta…

En güvenli limanımız, evimizin yok oluşunu gördük. Dün camından denizi seyrettiğimiz ev, denizin ortasında kalınca anladık; asıl sahibinin deniz olduğunu! 3. Katta yatarken, sabahına zemin katta uyandık. Bir şey olursa arkamızda sapa sağlam durur dediğimiz kurumların, sınıfta kalışını izledik.

Deprem bitti, enkaz kaldırıldı. 99 bu ülkenin miladıdır denildi. Artık her şey değişecek denildi.

Kentsel dönüşüm yasası çıkarıldı. Eski binalar yenilenecek denildi. Sonra bir baktık derme çatma binalar dururken kalburüstü semtlerde ardı ardına inmeye başladı balyozlar! Sonra Sütlüce’de ki bu bina çıktı önümüze. Ortada deprem yoktu. Bina ruhsatsız denildi. Ama kimse o binanın çökmese, imar affiyla yasal olup olamayacağına net bir cevap vermedi!

Bakın bu binalar ise, deprem sonrası yapıldı.

Biri yapım aşamasında diğeri tamamlanmışken istinat duvarları çöktü. Üstelik biri okul! Yani bina katsayısı yüksek yapı! çok şükür bugün can kaybı yaşamadık, peki geride kaç tane böyle yapı var biliyor muyuz?

Ya toplanma alanları?

Deprem sonrası eğer hayattaysanız, barınmak için ve hayatta kalabilmek için güvenli bir yere ihtiyacınız olacak: Belki bir gün için, belki aylarca kalmak için. Peki devasa bir şantiyede yaşıyormuş gibi her tarafın inşaat olduğu bir şehirde sizin böyle bir yeriniz var mı?

Bugün İstanbul’da yada nüfusun yoğun olduğu herhangi bir şehirde bir tek yol çalışmasıyla trafiğin nasıl alt üst olduğunu düşünün ve şimdi de deprem sırasında tüm uyarılara rağmen yollara dökülecek insanları düşünün. Çünkü aradan 19 sene geçse de değişmeden kalan o kadar çok şey var ki..

Maalesef geçen 19 seneye ölen on binlerce insana rağmen hala bilinçlenememişiz. 1999 yılında doğan çocuklar bugün 19 yaşında yetişkinler ve hayatlarında yer etmiş bir deprem olgusu yok. Hala maalesef okullarda afet üzerine eğitimler verilmiyor. Verilen eğitimler ise; ya çok yetersiz ya da teoride kalıyor.

Tüm bunlara rağmen ise hala uzmanlara sorulan tek soru: Deprem ne zaman olacak?

Oysa depremin olacağını üstüne üstelik magnitüdü yüksek ve maalesef ki var olan koşullarda şiddeti de yüksek bir deprem bekliyor bizi. Depremi engellemek elimizde değil. Aynı şekilde olacak depremin büyüklüğünü küçültmekte elimizde değil ama şiddetini küçültmek o tamamen bizim elimizde! Yeter ki yüzümüzü bilime dönelim.

Yeter ki sermayenin gücü bilimi ezmesin! Yeter ki elini taşın altına koysun: Kanun koyucu kanunu yapsın, denetleyen denetimini, mühendis mühendisliğini ve taşınmaz mülk sahibi olmak isteyen evinin balkonu, denize yakınlığı gibi onlarca soru sorarken azıcıkta yaşayacağı yerin uygun yapılıp yapılmadığının da sorgusunu yapsın.

17 sene geçti canımızdan can verdiğimiz depremin üzerinden, artık daha çok insan daha çok bina var ama yaşam hala çok kıymetli lütfen bilinçlenin ve bu uğurda sınırları zorlayın. Unutmayın ne deprem ne bina bilinçsizlik öldürür!

Kaybettiğimiz 17480 canın anısına…

Marmara’da 7.7 büyüklüğünde deprem an meselesi!