Ekran Canavarları: Papağanı boğazlayan Masterchef Murat

Yetenek sizsiniz, Pop Star, Survivor, Yaparsın Aşkım, Çarkıfelek, Masterchef… Liste uzar gider. Yarışan gelin kaynanalar, birbirini gaza getireceğim diye yerin dibine sokan eşler, yaşam mücadelesi adı altında bolca hırgür, bol kavga, bol hakaret ve ardından gelen bolca reyting.

Ekran Canavarları: Papağanı boğazlayan Masterchef Murat
Ekran Canavarları: Papağanı boğazlayan Masterchef Murat

Televizyon dünyası, artık bir saniye bile ekranda görünenin kendini ünlü olduğunu zannettiği bir dünyaya evrildi. Durum böyleyken bir de uzun uzadıya programda kalanları düşünün. Uğruna oy kullanmalar, fan oluşturmalar, hesap açanlar onlarla beraber yatıp kalkanlar; peki hangisi akılda? Çoğu unutuldu gitti. Bir kısmı ise unutulmamak için her şeyi yapmaya hazır.

Eğer tek silahınız sansasyonel olmak ise her yol mubahtır.

Düşünün bir saniye öncesinde belirli bir çevresi olan bir insansınız sonra birden cilalanıp, parlatılıp atılıyorsunuz insanların önüne. Birden hiç tanımadığınız insanlar sizden bahseder oluyor. Ama devamı için farklılık gerekir. Ne bileyim mesela salak rolü yapmak gerekir; enteresan açıklamalar, cüretkar kıyafetler ve tabi ki olmazsa olmaz bitmek bilmez kavgalar.

Ne kadar agresifleşirseniz o kadar çok adınız duyulur. Ama sonra ekran kapanır, program biter, birkaç zaman geçer ve dımdızlak kalırsınız ortada ya da unutulmamak için dozajı artırırsınız. Bakın bu adam iki programa katıldı ve ikisinden de diskalifiye oldu. İkisinde de kavga etti. Bu fotoğraf bu adamın:

Ekran Canavarları: Papağanı boğazlayan Masterchef Murat

Dikkat ettiniz mi gelen beğenileri:  20,577 kişi.

Şimdi tekrar başa dönelim. Neydi bu adamın katıldığı yarışmaların içeriği: Yemek! Peki şiddet bunun neresinde gereklidir? Ya da bu fotoğrafı beğenen 20,577 kişinin beğendiği tam olarak nedir? Hadi dürüst olalım kendimize. Bizler naif bir toplumun fertleri değiliz. Hatta duyarlı filan da değiliz. Mesela sorsak hepimiz vatanına milletine bağlı, askerini sever değil mi? Peki bu renkli dünyada kaç kez rastladık şu diyaloğa:

“Efendim acımız büyük 3 şehidimiz var. Yaralılara Allah’tan rahmet kalanlara sabırlar diliyoruz. Çok acı söylenecek söz bulamıyoruz. Şimdi Ahmet Bey, Mukaddes Hanım’a talip olarak geliyor!”

Arka fonda bir oyun havası müziği. Stüdyodakiler mutlu, oturup gerçekleri izlemek istemeyen seyirci mutlu. Ama eksik olan bir şeyler var. Biraz entrika, biraz kavga gerek ki izleyici tam tatmin olsun. Çünkü onlar da farkındalar karşılarında bunu görmek isteyen bir seyirci kitlesi olduğunun.

Bütün gününü bir şeylere boyun eğerek geçirmek zorunda olan, sürekli hümanist maskesi takmak zorunda olan ama aslında içinde ciddi bir öfke biriktiren pasif agresif seyirciler. İstiyor ki bağırsın, kavga etsin, hatta şiddet uygulasın o zaman mutsuz olmayacak çünkü. Tam tersi her şey yolunda giderse izledikleri canını yakacak. Her şeyin yolunda olması, kendi hayatında yolunda olmayanları çarpacak yüzüne! İşte o zaman biraz daha hareket biraz daha küfür biraz daha kavga!

Papağanı boğazlayan Masterchef Murat

Ekran Canavarları: Papağanı boğazlayan Masterchef Murat

Ve bu fotoğraf da bu adamın son paylaşımı. Evet, elinde gördüğünüz de papağanı! İlk ifadesinde haksız yere diskalifiye olduğu için bunalımda olduğunu ve alkollü olduğunu söylemiş. Kısaca bir nevi takım elbise giymeye çalışmış. Şu anda tutuklu. Ne olur kaç güne ya da kaç saate aramızda olur bilinmez ama bu adam son olur mu, elbette ki olmaz.

Çünkü artık yozlaştık!

Yozlaştığımız için bu programlar tutuyor. Yozlaştığımız için hiçbir şeye ses çıkarmıyoruz. Hepimizin dağ kadar sorunları var. İşimiz yok, var olan düzenli maaşını alamıyor, alsa yetiremiyor kısaca maddi olarak büküldü belimiz. Hayat gayesi dışında yaptığımız bir şeyimiz yok. Sanatla ilgilenmiyoruz, kitap okumuyoruz, müzik dinlemiyoruz, tiyatroya gitmiyoruz. Aslına bakarsak çoğunluğumuzun da ne bunlara ayıracak vakti ne de parası var.

Tüm bunlar yok olunca hayatımızdan, geriye sadece yorgunluk kalıyor. Yorgunuz artık. O kadar çok yorgunuz ki kendi hayatımızdan dahi vazgeçiyoruz. Düşen bir yaprak gibi rüzgar ne tarafa eserse o tarafa savruluyoruz. Biri papağanını boğazlıyor, sırf gündemde olmak için, diğeri kavgaya hazır bu adamı reyting için ekranlardan indirmiyor, kalan binlercesi kafes dövüşü izler gibi izliyor.

Peki çözüm nerede?

Tek çıkış yolumuz var: Sarılmak güzel olana ve umut etmek; her şeye ve herkese rağmen… Eğer tekrar bakabilmeyi öğrenebilirsek birbirimize, tekrar konuşabilirsek yüreklerimizle o vakit yumuşar yüreğimiz. O vakit yeniden severiz kendimizi de birbirimizi de. Belki yokluk kaybolmaz ama umut ekebilirsek yüreğimize çaresizlik yok olur.

Survivor’da değil hayatın içinde öğreniriz mücadeleyi. Hem öyle birbirimizi ezerek değil, omuz omuza ilerleriz. Sevginin, tapularla, maaşlarla, yapılan estetiklerle, cilalarla olmadığını; o kanalı kapatıp birinin yüreğine dokunduğumuzda anlarız. Kısaca eğer başarabilirsek yeniden bir olmayı ve birbirimizi sevmeyi yokluk bile yola gelir. Yeter ki umudumuz olsun yüreğimizde. Eksiklik derseniz, hangimiz tastamamız ki zaten? Tıpkı Nazım Hikmet’in de dediği gibi:

“Bizim kalbimiz hep kırıktır çocuk,
Ama yine de,
Eksik etmeyiz sol cebimizden umudu.!”

Umudunuz hiç dinmesin…

Türkiye neden muasır medeniyet seviyesini yakalayamadı?