Modernlik ekseninde Kitsch ve statü ilişkisi

Kitsch’i her yerde görürsünüz. Restoranda sizi karşılar, bankada selam verir, reklam panolarından gülümser, hatta dişçinizin duvarında asılı durur…

Modernlik ekseninde Kitsch ve statü ilişkisi

Statü antik çağda ortaya çıkan fakat anlamı günümüzde bazı değişikliklere uğrayan kavramlardan biridir. Latince “ayakta duruş” anlamına gelen ve stare fiilinin geçmiş zamanda çekilmiş hali olan “statüm” fiilinden gelmekte olan bu sözcük, kabaca kişinin toplumdaki konumunu ifade etmektedir. (1)

Oysa günümüzde statü sahibi olmak demek, yalnızca makam/mevki sahibi olmak, varlıklı bir aileden gelmek ya da şöhretli biri olmayı çağrıştırmaktadır. Kuşkusuz kavramın tarih içinde yaşadığı bu ciddi dönüşüm, Batı’da sahte/yapay/kopya sanat olarak ifade edilen Kitsch kavramının doğmasına da ön ayak olan modernliğin bir tezahürüdür.

Literatürde birçok kaynak modern dönemin parlak bir çağ olduğunu savunmaktadır. Toplumun büyük bölümünün matbaa aracılığı ile okuma yazma öğrenmesi, hayatı kolaylaştıracak birçok icadın bu çağda ortaya çıkması ve demokratik bazı hakların kazanıldığı bu dönem gerçekten parıltılı bir dönem olarak gözükmektedir.

Modern çağın değişimi yücelten ve değişimi bir temele dönüştüren ilk çağ olduğunu düşünen Octavio Paz, modernliği “farklılık, ötekilik, ayrılık, çoğulluk, yenilik, evrim, devrim, tarih; bu sözcüklerin hepsi tek bir sözcüğe sığdırılabilir: gelecek” olarak ifade etmektedir. (2)

Ne var ki bir zaman sonra modernliğin bir uyanış, aydınlanma ve parlak bir gelecek vaat etmesinin yanında karanlık, kirli ve bölücü bir yüzünün de olduğunun anlaşılması pek de uzun sürmeyecektir.

Modernlik ilerleyen yıllarda sınıfların ortaya çıktığı, insani değerlerin giderek azaldığı, lükse olan düşkünlüğün artarak statü kavramının maddi bir çerçevede şekillendiği ve artan teknik olanaklar sayesinde Kitsch kavramının doğmasına da zemin hazırlamıştır.

Modernliğin sağladığı teknolojik imkânlar bir yandan hayatı kolaylaştırırken diğer yandan da makineleri hayatımızın içine dâhil ederek insani değerleri zedelemektedir. Berman’a göre bu hayati deneyim tarzı, zaman ve uzaya ben ve ötekilere, yaşamın imkânları ve zorluklarına ilişkindir. Ona göre modern olmak bizlere serüven, kuvvet, heyecan, gelişme, kendimizi ve dünyayı dönüştürme olanakları vaat eden bir yanılgıdır. Çünkü modern olmak aynı zamanda bir taraftan da kendimizi ve sahip olduğumuz her şeyi, olduğumuz her şeyi yok etmekle tehdit eden bir ortamın içinde bulmaktadır.

Berman, modern olmanın tanımını, -aynı zamanda kitabına esin kaynağı da olan- Marx’ın şu ifadeleriyle yapmaktadır: “Modern olmak, Marx’ın deyişiyle katı olan her şeyin buharlaşıp gittiği bir evrenin parçası olmaktır.” (3)

Berman’ın ifade ettiği her şeyin hızlıca bozulduğu bu karmaşık tarihsel süreç, birçok yazara göre de Kitsch’in sosyokültürel olarak ilk filizlerini verdiği zamanlara denk gelmektedir. Aynı zamanda Kitsch, modernliğin yıkıcı sonuçlarından beslenmekte ve Sanayi Devrimi’nin getirdiği olanaklarla hızla dünyaya yayılmaktadır.

Marx bu yıkıcılığı “Bir taraftan insanlık tarihinin hiçbir sürecinde icat edilmemiş endüstriyel ve bilimsel güçler hayata geçirilmişken, diğer taraftan toplumda Roma İmparatorluğunun son anlarının dehşetini bile çoktan aşmış çürüme belirtileri görülmektedir. İnsanın daha az çalışmasına olanak sağlamak için üretilmiş makineler insan gücünü olan ihtiyacı eksiltmekten ziyade onların emeğini sömürerek onları daha da yoksullaştırmaktadır.” cümleleriyle yapmaktadır. (4)

Marx’ın makinelere ve seri üretime getirdiği sert eleştiriler, ilerleyen yıllarda birçok düşünürün ve sanatçının seri üretim olarak elde edilen Kitsch’e getirdiği eleştirilerle benzerlik göstermektedir. Her şeyin seri şekilde üretilebilmesine olanak sağlayan Sanayi Devrimi ve olumsuz tarafları kısa bir zaman sonra kültür ve sanat alanına da sirayet etmiştir.

Sanayi Devrimi ve matbaanın doğuşu

Clement Greenberg’e göre Kitsch’in doğuşunun temelleri Sanayi Devrimi’nde aranmalıdır. Batı Avrupa ve Amerika’da kentleşmeyi sağlayan ve okuryazarlığı da yaygın hale getiren Sanayi Devrimi bu kültürün doğmasına olanak sağlamıştır.

Greenberg’e göre Sanayi Devrimi‘nden önce yüksek kültür ve halk kültürünü birbirinden ayıran en temel kültür farkı okuma yazma alışkanlığıdır. Matbaanın icadı ile birlikte yazılı eserlerin çoğalması okur yazarlığın artmasına hatta artık nefes almak kadar doğal bir kültür faaliyeti haline gelmiştir. Buna bağlı olarak okuma yazma eylemi artık bireylerin kültür seviyelerini belirlemesi açısından yetersiz kalmaktadır.

Greenberg, bu dönemden sonra okuryazarlığın sınıflar arası kültürel nitelikler farkını ortaya koyamayacağını savunmaktadır. Gerekçe olarak da yüksek kültürün toplumun geneline oranla boş vakitlerini ve kültür faaliyetlerini istedikleri gibi düzenleyebilme özgürlüklerini göstermektedir.

Toplumun büyük bir kesimi hiçbir zaman ayrıcalıklı sınıf olan adlandırılan tabakanın imkânlarına erişememişlerdir. Her ne kadar işçi sınıfı olarak kentlere göç eden köylüler ve önemsiz burjuvalar okuma yazma öğrenince yüksek kültürden zenginlerle aralarındaki kültür uçurumunu azaltacaklarını zannetseler de, şehrin geleneksel kültüründen zevk almalarını sağlayacak kadar ekonomik imkânlara ve boş zamana asla sahip olamamışlardır. Kendilerini göçten sonra kentli olarak gören bu çoğunluk giderek fonu taşra olan kültürlerini de yitirmişlerdir.

Çalışmaktan arda kalan az zamanlarda ise kendilerini büyük bir boşluğun, sıkkınlığın içinde bulmuşlardır. Gerçek sanatı tecrübe etmelerine pek olanakları olmayan bu kitleler, kendilerini sahip oldukları kısıtlı zaman ve ellerindeki az miktarda parayı değerlendirebilecekleri bir arayışın içinde bulurlar.

Hayatta ne kadar sahte şey varsa…

Boş zamanını kısıtlı imkanlarla doldurmak isteyen bu kitle, toplumdaki sermaye sahiplerine sahte, değersiz ve kolayca tüketebilecekleri bir kültür üretmeleri için baskı uygulamaya başlamıştır. Böylelikle organik kültürün değerlerine karşı yetersiz fakat yine de sadece herhangi bir kültürün sunabileceği eğlence için aç olan kimselere hitap eden ve “hayatta ne kadar sahte şey varsa hepsinin bir simgesi” olan ‘Kitsch’ ortaya çıkmıştır. (5)

Kitsch’in örneklerini her yerde görebilmek mümkündür. Umberto Eco, Kitsch’i şu örneklerle özetler: “Kitsch alım gücü bakımından yararsız olsa da, çalımı için gerekli olan, alışılmışın ötesinde uzun antenli, transistörlü bir radyodur. Kitsch, Van Gogh’un Günebakanları’nın röprodüksiyonunu üzerinde taşıyan bir battaniyenin örtülmüş olduğu sedirdir, Boticelli’nin Venüs’ünün işlenmiş olduğu bir çay tepsisidir.” (6)

Kitsch – Klişe

Kitsch’in sosyolojik açıdan analiz gerektiren kültürel bir kategori olduğunu savunan Baudrillard, onun söylemdeki “klişe” olduğunu ve asla gerçek nesnelerle karıştırılmaması gerektiğini savunmaktadır. Baudrillard’ın Kitsch’i tanımlarken “kitsch-nesne” olarak ifade ettiği hemen göze çarpar. Baudrillard Kitsch-nesneleri:  “genel olarak yalancı mermerlerden yapılmış, tüm “taklit” nesneler, aksesuarlar, folklorik biblolar, “anı eşyaları”, abajurlar ya da siyahların ürettiği maskeler yığını, her yerde özellikle tatil ve eğlence yerlerinde hızla çoğalan tüm tecim malları müzesi” olarak tanımlamaktadır. (7)

Burada Baudrillard’ın Kitsch’i “kitsch-nesne” olarak kategorize etmesi Kitsch’in, sanat eserlerinin ucuz kopyalarının kolayca üretildiği, bir bakıma “hayatların da nesneleştiği” modernlik ve Sanayi Devrimi’yle olan ilişkisini anlamak adına önemli bir ipucu olarak görülebilir. Baudrillard’a göre Kitsch’in, kitlelerle ve tüketim ile doğru orantılı olmasının yanı sıra modern dönemlere ait statüsel kaygılarla da yakın bir ilişkisi vardır.

Zihinsel bir inşa olarak ‘statü’ kavramı

Fichter’e göre statü “zihinsel bir inşadır”, soy ya da servet kişinin statüsünü belirlemede ancak küçük bir rol oynayabilir. Ancak toplumun büyük çoğunluğu zenginliğe ve soylu olmaya önem atfettikleri için durum farklı olarak şekillenmektedir. Servetle gelen statünün adeta evrensel bir ölçüt olarak sayılması, servet sahibi insanların zenginliklerini sergileyebilme imkânına ve eğilimine sahip olmalarıyla da doğrudan ilişkilidir. (8)

Bu eğilimler Baudrillard’ın tüketim toplumu olarak adlandırdığı toplumun başlıca özellikleri olarak gözüken bazı özelliklerdir. Ona göre tüketim toplumu hareketli bir toplumdur ve bu toplumda geniş kitleler toplumsal hiyerarşiye göre hareket ederek bulundukları statüyü göstergelerle gösterme zorunluluğundan ibaret olan kültürel talebe ulaşmaktadırlar.

Her ne kadar Hermann Broch, Kitsch üreten kişinin ahlakı bozuktur; en kötüyü arzulayan suçludur o” (9) gibi sert ifadeler kullansa da, Baudrillard toplumun tüm düzeylerinde, sonradan gelen kuşakların kendi gösteriş eşyalarını talep ettiğini ifade eder. Bu yüzden ne bu eşyaları talep edenlerin ne de bu talepleri karşılamak isteyen sanayicilerin kötü bir şey yapmadıklarını belirtmektedir.

Baudrillard bir toplumda toplumsal olarak bir değişiklik ve hareketlenme olmazsa Kitsch olgusunun da olamayacağını vurgulamaktadır. Baudrillard’ın bahsettiği toplumsal hareketliliğin temellerini modern demokrasilere dayandıran Calinescu’nun ifadelerinde de görmek mümkündür.

Calinescu toplumdaki bu hareketliliğe referans olarak Alexis de Tocqueville’in “Amerikada Demokrasi” kitabını gösterir. Modern demokrasilerde tüketici sayısı artarken, zengin ve zevk sahibi tüketiciler azalmaktadır. Bu durum hem zanaatçıların hem de sanatçıların büyük miktarlarda defolu malı ya da sanat nesnesini büyük bir hızla üretmek zorunda olduğunu açıklamaktadır. Calinescu 1830’larda modernliğin en temel dürtülerinden birinin “lüksün ikiyüzlülüğü” olduğunu ifade eden Tocqueville’nin bu konudaki etkili cümlelerini bizlere aktarır:

Lüksün ikiyüzlülüğü modern demokrasi çağlarına aittir

Bütün düzeylerin birbirine karışmasında herkes olmadığı şeymiş gibi görünür ve bu hedefi elde etmek için büyük bir çaba harcar. Erdemi taklit etmek her çağda görülür; ama lüksün iki yüzlülüğü özellikle modern demokrasi çağlarına aittir. Sanatçının üretimleri sayısızdır, ama her üretiminin meziyeti azalır. Artık neyin büyük olduğunu hayal edemeyen sanatçılar hoş ve zarif olanı işler ve görünüm gerçeklikten daha çok ilgi görür. (10)

Tocqueville’nin bu ifadeleri modernlik ve Kitsch arasındaki statüsel ilişkiye dikkat çekiyor gibidir. Bu dönemde herkesin olduğu şeyden farklı gözükmeye ve bu hedefi elde etmek için büyük bir çaba harcaması yalnızca lüksün ikiyüzlülüğünün değil aynı zamanda statüsel kaygıları da içerisinde barındığı düşünülebilir.

Alain de Botton, statüyü tıpkı Fitscher gibi dar anlamıyla kişinin bir gruptaki mesleki duruşunu belirttiğini ama geniş anlamda kişinin dünyanın gözündeki önemi ile ilgili olduğunu belirtmektedir. Tarih boyunca toplumların yüksek statüye layık gördüğü grupların çeşitlilik gösterdiğinden bahseden Button, bunlara örnek olarak avcıları, savaşçıları, köklü aileleri, rahipleri, şövalyeleri ve doğurgan kadınları vermektedir.

Botton’un verdiği bu örneklerin günümüz statü çeşitleriyle pek de ilgisi olmadığını anlamak pek de zor değildir. Botton bu durumun temel sebebi olarak Batı’nın statü anlayışının 1776’dan bu yana giderek artan bir oranda maddi başarıyla bir tutulduğunu göstermektedir. Yani statü meselesi de modern zamanlarla birlikte eskiye oranla şekil değiştirmiş ve giderek maddi şeylerle özdeşleştirilmiştir.

Botton’un statünün şekil değiştirmesine ve giderek maddi değerlerle şekillenmesine işaret ettiği tarihlerin Tocqueville’nin toplumdaki lüksün iki yüzlülüğüne ve herkesin olduğu şeyden farklı görünme çabalarının başladığı tarihlere denk gelmesi önemli bir ayrıntıdır. Statünün dar anlamda kişinin dünyanın gözündeki değeri ve önemi olarak tanımlandığını hatırlarsak, insanların o dönemlerde neden lüks şeylerle daha yakından ilişki kurmaya çalıştığını ve olduğu şeyden daha farklı davranmaya çalıştığını anlayabilmek de mümkün olacaktır.

Baudrillard toplumda Kitsch’in nadir, kıymetli ve benzersiz nesneye yeniden değer kazandırdığını vurgulamaktadır. Böylece Kitsch ve “otantik nesne” sürekli hareket halinde olan ayırt edici eşyanın mantığına göre tüketimin dünyasını düzenleyebilecektir.

Kitsch nesnelerin zayıf bir ayırt edici değere sahip olması, aslında onun her yerde karşımıza çıkmasıyla doğrudan ilişkili olduğu düşünülebilir. Kitsch’in modern kültürümüzün parçalarından biri olduğunu ve günümüzde her zaman olduğundan daha hızlı yayıldığından bahseden Kulka‘nın ifadeleri Baudrillard’ı destekler niteliktedir: “Kitsch’i her yerde görürsünüz. Restoranda sizi karşılar, bankada selam verir, reklam panolarından gülümser, hatta dişçinizin duvarında asılı durur.” (11)

Baudrillard’a göre toplumun her kesiminden, her sınıfından insan Kitsch’i tercih etmektedir. Buna karşılık Baudrillard’ın “nadir nesneler” olarak adlandırdığı nesneler yüksek bir ayırt edici değere sahiptir. Baudrillard burada günümüzde tıpkı eski çağlarda olduğu gibi otantik değerini koruyabilmiş nesneleri tarif etmektedir. Doğal olarak burada estetik değerlerden ziyade sosyolojik bir ayırt edicilik daha ağır basmaktadır.

Baudrillard Kitsch nesnelerin ve nadir nesnelerin piyasadaki az ya da çok miktarlarına göre hiyerarşik şekilde sınıflandığını belirtir. Bu nesneler toplumsal kategorilerde kendini ayırt etme, herhangi bir nesne ya da gösterge kategorisi yoluyla statüsünü belli etme imkânı vermektedir. Kitlelerin bir gösterge kategorisine erişmesi üst sınıfların yüksek rakamlar ödeyerek elde edilen sınırlı miktardaki göstergeler aracılığıyla bu toplumsal katmanlarla arasına mesafe koymak zorunda bırakır.

Baudrillard bu çoğalımı “Hiyerarşinin tepesindeki ‘klas’ nesnelerin niteliklerinin artmasına ve nadirleşerek yenilenmelerine karşın Kitsch yayılarak çoğalır” sözleriyle özetlemiştir. Bu ayrıma bakılarak Kitsch türetilmiş ve yoksul olarak tanımlanabilecektir. Dolayısıyla bu zayıf değer Kitsch’in sınırsız çoğalmasının, hayatımızın her alanına sızabilmesinin başlıca sebeplerinden biri olarak görülebilir.

Yazar: Ersin BERK (SUBÜ – Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü – Öğretim Görevlisi) ersinberk@subu.edu.tr

Not: Bu çalışma, “Kitsch Kavramı Bağlamında Martin Parr Fotoğraflarının Analizi” adıyla yayınlanmış olan Yüksek Lisans tezimin üçüncü bölümünün genişletilmiş halidir.

KAYNAKÇA

  1. BOTTON, Alain de. (2004) Statü Endişesi. İstanbul: Sel Yayınları, IX. Baskı, 2017. Çevirmen: Ahu Sıla Bayer
  2. PAZ, Octavio. Çamurdan Doğanlar, İstanbul: Can Yayınları, 1996 Çevirmen: Kemal Atakay
  3. BERMAN, Marshall (1982). Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor. İstanbul: İletişim Yayınları, XII. Baskı, 2010. Çevirmen: Ümit Altuğ, Bülent Peker.
  4. TUCKER C. Robert. Marx-Engels Reader, Norton: II. Baskı, 1978.
  5. GREENBERG, Clement. Art and Culture Critical Essays, 1961. First published by Beacon Press Boston
  6. ECO, Umberto. (1964) Açık Yapıt. İstanbul: Kabalcı Yayınevi, I. Baskı, 1992.
  7. BAUDRİLLARD, Jean. (1970) Tüketim Toplumu. İstanbul: İletişim Yayınları, VIII. Baskı, 2016. Çevirmen: Ferda Keskin, Hazal Deliceçaylı.
  8. FİCHTER, Joseph. Sosyoloji Nedir, Ankara: Atilla Kitabevi, 2001, V.Baskı. Çeviren: Nilgün Çelebi
  9. KUSPİT, Donald (2004). Sanatın Sonu. İstanbul: Metis Yayınları, IV. Baskı, 2014. Çevirmen: Yasemin Tezgiden.
  10. CALİNESCU, Matei. (1977) Modernliğin Beş Yüzü. İstanbul: Küre Yayınları, III. Baskı, 2010. Çevirmen: Sabri Gürses.
  11. KULKA, Thomas. (1996) Kitsch ve Sanat. İstanbul: 6:45 Yayınları I. Baskı, 2014. Çevirmen: Gonca Gülbey.

Andy Warhol’un fabrikası: Gelecekte herkes 15 dakikalığına ünlü olacak