Arkadaşlar kanalıma boş geldiniz

Geçen gene Youtube, Netflix ve Instagram’dan arta kalan zamanımda düşünüyorum. Sonra uyumuşum.

Atara atar, gidere gider, takibe takip gençler…

Arkadaşlarla kırk yılın başında bir araya gelmişiz. Selamlaşmışız, kafalar tokuşturulmuş. Ben çay söyledim. Bir arkadaş gene nereden peydah olduğuna bir türlü anlam veremediğimiz zombi gibi hortlayıp 152 kat satışı artmış nargilesinden söylemiş. 3 soru kuralı gereği, “Nasılsın? Nasıl gidiyor? İşler nasıl?” da sorulmuş.

Höpürdete fokurdata telefonlara bakıyoruz. Ama o kadar koyulaşmış telefona bakmalar. Dalıp gitmişiz yorumların beğenilerin arasında. Arada birbirimize komikli içerik gösterip sosyal paylaşımda bulunuyoruz. “Burada kiminle olmak isterdiniz?” temalı fotoğraflara bakıyoruz.

Ama otoyol kenarında tavla atıyoruz. Buluşur buluşmaz çektiğimiz selfimize 100 yorum gelmiş ama masada 1 kişi bile yorum yapmıyor. Yaparsa da sözle değil, yorumu beğeniyi fotoğrafa yapıyor. Telefonlar akıllı, biz daha akıllı. Her şey o kadar mantıklı ki.

Zaten bu mantığın ne kadar tutarlı olduğunu sadece arkadaşlık ilişkilerinde değil, romantik ilişkilerde de görüyoruz. Türkiye’de en hızlı büyümesini gerçekleştiren online tanışma sitesi Gleeden aldatmaların temel nedenini araştırmış. İlişkilerde ihanetin en büyük nedeni, “Sosyal medya.” Gleeden’a göre kaçamakların tetikleyicisi hem sosyal medyada kurulan çapkın ilişkiler hem de başkalarının hayatlarına olan imrenmeler.

Facebook’un izni, Instagram’ın kavliyle…

Ne düşünüyorsunuz sevgili takipçilerim?

Hayır abicim başkalarının hayatlarına özeniyoruz da onların hayatları da kendi hayatları değil ki. Hepimizin sosyal medyayla olan narsist imtihanı beni benden alıyor. Kendimizi çok özel sanıyoruz patates gibi suratlarımızı telefonun kadrajının yarısına koyunca, hele ki altına da bir özlü söz kondurduk mu tercihen İngilizce… Değmeyin keyfimize.

Havalar 1500. Ama bir yandan da aslında o hayatlar da sözler de bize ait değil ki. Mesela geçen berberde, ben berber diyorum çünkü kuaför değdirmeden, özel şampuanla dedikodu; berberse kolonyayla, her an bana değdiriyor mu endişesiyle yapılan maç ve politika muhabbetidir. Ben berberciyim arkadaş. Neyse konumuz o değil. Çocuk sakalları kestiriyor. Her aldırdığı tüyde aynadan bir fotoğraf çekiyor. Takipçilerine soruyor, “Nasıl olmuş?” diye.

Ankette %51 Hayır çıksa yerine geri diktirecek. Berber de selfilerde yandan kafayı sokuyor ki çocuktan takipçi gelsin. Yani hem sakal kesiyor hem takipçi kasıyor. İkisi bir arada. Herkesin kafa bi’ dünya. Ama yalan dünya. Dünyada milyonlarca üyesi olan sevgili Gleeden da araştırmış bulmuş ama ne imrendiğimiz gerçek ne de imrendirdiklerimiz…

Kalabalığın içindeki yalnızlık

Şimdi benim gibilere semi-ünlü deniyor. Yarım yani, tam olmamış daha ama gelecek vadeden fenomen adayı gibi bir şey. “Nasıl hesaplanıyor bu?” diye sormayın kendisine ait organik bir sistemi var. Takipçi sayısı, beğeni ve yorum sayısı çünkü parasını verip mi aldın takipçiyi yoksa organik mi bu çok önemli. Bu organik hikayesine de hastayım. Sanki takipçiler sanayi bölgelerine uzak oturan, suni gübre kullanılmayan, instagramda serbest gezen mutlu tavuklar gibi canlanıyor gözümde. Neyse konu dağıldı biraz, arkadaşlarım var bir semi-ünlü olarak tabii. Onlar baya ünlü. Milyon takipçileri var.

Lisede mevzu çıksa, “Sen benim arkamda kimler var biliyor musun?” sorusunu soracak kıvamı çoktan stadyum dolusu insana çevirmişler. Helal. Öyle kolay işler değil, baya emek istiyor onu söyleyim. Ama bir kere o emeği vermeye başladıkları zaman da sahip oldukları onlara sahip olmaya başlıyor biraz bu üzücü. Mesela bir fotoğrafın az like alması ülkede darbe teşebbüsü yapılmasıyla, 1.000 takipçi kaybedilmesi doların 9TL olmasıyla aynı etkiyi yaratıyor bu insanların bünyede. Hele bir de linç yedilerse asın onları.

İşte Gleeden’ın bahsettiği şey de kalabalığın içindeki yalnızlığın yarattığı bu depresyon. Mesela yolda yürürken yanına gelip fotoğraf çektiren herkesin onları etiketleyip kendi arkadaşları arasında prim yapma gayretlerinin içerisinde kaybolmaları da cabası.

Zaten çok gülüyorum bu etiketleme hikayesine. Gavur baştan söylüyor babacım anla işte. Seni fişliyorlar, etiketliyorlar. Sen markette lazerli kasadan geçen greyfurt kadar kıymetlisin sosyal medya için. Seninle fotoğraf çekenlerin seninle bir alakaları yok ki. Seninle selfie çeken de takipçi kasıyor. Onun arkadaşı da takipçi kasıyor. Herkes kasıyor ama bırakınca toplu şekilde çıkacak ona dikkat edelim dostlar.

Beni beğenmeyeni ben hiç beğenmem

Gleeden araştırmasına göre ilişkilerdeki kavgaların temel sebebi de sosyal medyada çiftlerin birbirleriyle kurdukları iletişimin yetersiz olmasıymış. Abi onu nasıl idare edeceksin mümkün mü? Bir beğeni furyasıdır gidiyor. Alt tarafı fotoğrafın üstüne iki kez parmakla tıklamak dersin değil mi? Öyle değil işte baya sosyal düzen bu. Akrabaları, eşi, dostu beğenmezsen sana yol, su, elektrik olmasa da bol bol dislike olarak geri dönüyor.

Halbuki sen girmişsin instagrama iki güzel kız, erkek filan göreyim diye. Belki bir iki ilham veren şey bakarsın, iki komikli video seyredersin filan… Ama sen kayınçoyu, eltiyi beğendikçe instagramda inadına onları çıkarıyor karşına. Senin instagram oluyor aile meclisi, ihtiyar heyeti gibi… Ne anladım ben bu işten. Kime atıyoruz biz o selfileri, kalpleri? 2 tane daha like alırım diye de altına 300 tane hashtag. Size ufak bir detay vereyim de like konusunda ufkunuz açılsın. Instagram’da 2018 yılında en çok hangi fotoğraf beğeni aldı biliyor musunuz? 2018’in en çok beğeni alan fotoğrafı bir yumurta. Kylie Jenner’dı.

18 milyon beğeniyle birinciliği elde etti. Yumurta da takipçiler gibi organik herhalde… “Like atmayın oğlum arayın. Samimi olun. Kolaya kaçmayın. Yapmayın” diyeceğim ben de yapıyorum. Yani o kadar yazdım ama devir böyle ne yapalım? Tam internet geldiğinde demiştim ki “İşte dünyanın sınırları kalkacak. Dünyadaki tüm bilgiye ulaşılabilecek. Artık ortak bilinç oluşacak. Dünyaya bilgi ve barış hakim olacak…” Sonra sosyal medya geldi. Barış değil de like hakim oldu. Olsun be #sev #çünkü #sevmek #en #kolay

2018’in en çok beğeni alan fotoğrafı Kylie Jenner’a ait. Bir yumurta…

İnce İşler: Neden Türkiye’de seks anlatıyorum?