Şarkılar artık bizi söylemiyor!

Artık şarkılarımızda bize ait hiçbir şey kalmamış. Tek şarkılık, single albümler ve aynı şarkının DJ, remix, akustik vb farklı versiyonları, bir anda parlayıp sonra kaybolan sanatçılar. Eşittir tükenen sanat!

Şarkılar artık bizi söylemiyor!

Şarkılar artık bizi söylemiyor!

Uzunca bir zamandan sonra birkaç gün önce Türkçe yayın yapan bir müzik kanalı açtım. Bir yandan işimi yaparken diğer yandan kulağımda bir tını olsun istedim ama ne mümkün. Ne müziklerimiz eskisi gibi hoş bir seda ne kliplerimiz bir anlam ifade etmekte. Ne ara bu kadar değiştik, ben neyi kaçırdım diye düşünmeden edemedim.

Bluetoothlar, flash bellekler, MP3 çalarlar bizi sadece istediğimiz müzikleri dinlemeye odaklamış gerisini duymamaya başlamışız. Aslına bakacak olursanız iyi de olmuş; çünkü artık şarkılarımızda bize ait hiçbir şey kalmamış.

Eskiler “Müzik ruhun gıdasıdır” der; hakikaten de öyle değil mi?

Ruhumuzun aynası, duygularımızın beslenme kaynağıdır müzik. Bu kaynaktan çıkan her söz her tını ruhumuza işler, yüreğimize dokunur, duygularımıza tercüman olur.

Bu tercümanlıkta “Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar, hiçbir şeyi istemedim seni istediğim kadar.” diyen duyguyla “Şimdi söyle bu ne bu. Bu masalın dibi tuttu.” diyen duygu nasıl aynı olsun?

“Benzemez kimse sana, tavrına hayran olayım.” sözlerindeki zarafetle “Sende bol, bol katakulli. Böyle bi’ yılan daha görmedim.” sözlerindeki zarafet nasıl aynı olsun?

Elbette değişiyoruz, yenileniyoruz, duygularımız değişiyor; haliyle duyguları ifade ediş şeklimiz de değişiyor. Ancak bu değişim toplumdan, toplumun değer yargılarından, kültürel unsurlarımızdan uzaklaştıkça bize ait bir müzik bize ait bir sanat olmaktan çıkıyor. Çünkü bizi yansıtmıyor.

Sanat, sanat için mi, toplum için mi? sorusunu bırakalım; sanatın her dalı özellikle de müzik duyguları zarafetle, incelikle anlatmak yüreklere dokunmak içindir. Oysa günümüz koşullarında bunu sağlayan tek bir eser dahi yok. Çünkü tüketim toplumunun etkilediği kültür sanatı da tüketiyor.

Nasıl mı? Son zaman şarkılarına, albümlerine bakalım. Çok değil bundan 30 yıl önce hepimizin yâd ettiği 90’larda sanatçılar albüm yaptık derdi. Kasetler çıkardı içinde 10 – 12 şarkının yer aldığı ve bu kasetlerdeki şarkıların neredeyse yarısı hit olurdu. Sonra CD dönemi başladı, yaklaşık 20 şarkılık CD’ler uzun uzun emekle yapılırdı. Sanatçı yeni albüm dönemine hazırlanırken uzun bir süre nadasa çekilirdi. Ama bu sürede unutulmazdı çünkü eski albümündeki şarkılar insanların dilinde dolanmaya devam ederdi. Şarkıların sözleri insanların içine öyle işlerdi ki kliplerde şimdiki gibi absürt danslara, abartılı kıyafetlere veya cinsellik içeren sahnelere ihtiyaç duymazdı.

Günümüzde ise sanatçılar single yapıyor tek şarkılık sanatçının ömrü de çektiği klibin magazinde bıraktığı geçici etki kadar oluyor. Youtube üzerinde videosu milyonlarca tıklanan bir sanatçı kendini ben oldum sayıyor. İkinci şarkısında aynı etkiyi ne yazık ki yakalayamıyor. Çünkü üretmiyor, çünkü özgün olamıyor, çünkü insana dokunamıyor. İşte bu yüzden bir Müzeyyen Senar, bir Kayahan, bir Nilüfer, bir Sezen Aksu olamıyor.

Tek şarkılık, single albümler ve aynı şarkının DJ, remix, akustik vb farklı versiyonları, bir anda parlayıp sonra kaybolan sanatçılar eşittir tükenen sanat. Ne yalan söyleyeyim ben bu denklemi sevmedim. Eğer bir ülkede sanat da kendini tüketiyorsa, eski şarkılar cover yapılıp tekrar tekrar yorumlanıyorsa; klipler şarkının, sanatçının önüne geçiyorsa, şarkının ömrü kelebeğin ömrü kadar sürüyorsa başta konservatuvarlar olmak üzere müzik sektöründe olan herkes ama herkes şapkasını önüne koyup düşünmeli ve bir çözüm üretmeli.

Çözüm bu kadar önemli mi? Toplumda bir sürü sorun varken tek derdimiz şarkılar, klipler mi? Bize ne isteyen dinler isteyen dinlemez demeyin. Çünkü sanatçılar gençlerin kanaat önderleri, rol modelleridir. Devamlı tüketen hiç üretmeyen bir sanatçı tüketime rol modellik yapar. Duyguları değersizleştiren, küfürü normalleştiren, sevgiyi basitleştirip tüketilmiş sevgileri öne çıkaran şarkılar ilişkilerinde iletişiminde incelik, duygu barındırmayan bir gençlik inşa eder.

Ve en önemlisi dilimizin zenginliğini, kelimelerimizdeki anlam derinliklerini sığlaştırıp yabancı kelimelere ek uydurma kelimeler, bozuk telaffuzlar, söyleme hızını arttırıp araya kaynaştırılan kötü ifadelerle ilgi çekmeye çalışan sokak ağzı şarkılar kültürümüzü, dilimizi de yozlaştırır.

Lafın özü dostlar, şarkılar bizden bahsetmeli Sezen’in de dediği gibi ‘Dil yetmeyince göz görmeyince gönül hissetmeyince’ şarkılar söylemeli avaz avaz…

Tükenmişlik sendromu: İş’te biz o gün tükeneceğiz!

Sosyolog, İK Yöneticisi & Kariyer Gelişim Uzmanı | İnsan Kaynakları Yönetimi, Stratejik Yönetim Süreçleri, İş Planlama ve İş Değerlendirme, Kişisel Gelişim, Liderlik Becerileri, Müşteri Yönetimi, Kurumsal İletişim, Profesyonel Yönetim Becerileri, Diksiyon ve Beden Dili, Müşteri Memnuniyeti ve Devamlılığı, Satış ve Sektöre Özel Yönetim Eğitimleri vermektedir. İnsan Kaynakları & Yönetim Danışmanlığı ve Eğitim başlıklarında çalışmalarını sürdürmektedir. Yeni bir şeyler öğrenerek ve keşfederek yaşamayı ilke edinerek, bilgi paylaşıldıkça anlam kazanır düşüncesinden hareketle 2017 yılında İdeal Psikolojik Danışmanlık ve Kariyer Gelişim Merkezi’ni kurarak çalışmalarına burada devam etmektedir.