Duygusal yaraları iyileştirmenin yolları neler?

Aslında içine girdiğimiz duygu durumlarının büyük bir çoğu geçmişteki bir yaramızın tekrar sızlamasından meydana geliyor. Tıpkı yara olmayan bir yerimize dokunulduğunda bu acı vermezken, yaramıza parmak değdiğinde haykırarak sıçramamız gibi. Duygusal yaraları iyileştirmenin yolları neler?

Duygusal yaraları iyileştirmenin yolları

Duygusal yaraları iyileştirmenin yolları neler? Duygusal eğitim, hayatınızı nasıl değiştirir?

Duygularımızın doğasını tanımak ve onları karşılayabilme becerisini edinmek paha biçilemez. Tüm yaşamı kucaklamak da bizim için eşi benzeri olmayan bir araç. Zekamızı eğitip, duygularımızın diline yabancı kalmamız şimdi düşününce gülünç geliyor.

Duygularımızın dünyasından neden bu kadar bihaberiz?

Bunları bize neden kimse öğretmedi?

Bilmiyorlardı elbet, bunların bilinmesi ve yaygınlaşması daha güncel gelişmeler. İster 20’lerimizde olalım, ister 50’lerimizde, yaşamın içinde tek başına öğrenebildiğimizden çok daha fazlasını çeşitli duygusal eğitimlerde öğrenebiliyoruz. Ve daha yeni olgunlaşmaya başlıyoruz. Duygularımızı nasıl karşılayacağımızı, onları nasıl yorumlayacağımızı ve ifade edeceğimizi öğrendikçe büyüyoruz.

“Sen bana böyle hissettirdin” yerine “sen şöyle yaptığında ben böyle hissettim” demek arasındaki farkı daha yeni kavrıyoruz. Duygularımızın sorumluluğunu almak denen evreye ancak böyle geçiyoruz.

Ve ancak bundan itibaren kişi asıl çözüme yüzünü dönebiliyor. Yani duyguyu yaşayanın kendisi olduğunu fark ettiğinde, duygunun meydana çıktığı kaynağa bakıyor, kendisine.

Duyguların kaynağına bakmak

Aslında içine girdiğimiz duygu durumlarının hepsi güncel değil. Hatta büyük bir çoğu geçmişteki bir yaramızın tekrar sızlamasından meydana geliyor. Tıpkı yara olmayan bir yerimize dokunulduğunda bu acı vermezken, yaramıza parmak değdiğinde haykırarak sıçramamız gibi. Verdiğimiz tepki dokunuşun kendine değil, aslında yaranın sızısına. Ve biz gözümüzü dışarı dikmiş, bize bu duyguyu “hissettirenin” davranışını değiştirmemiz gerektiğini zannedersek, yaramıza bakmıyoruz.

Bunu anlamak için duyguya şöyle bir test yapabilirsin: Bu duyguya aşina mıyım? Daha önce de hissettiğim aynı yoğun tanıdık duyguyu mu yeniden hissettim? Öyleyse, asıl önemli kısım burası, bu duyguyu daha önce ne zamanlar hissetmiştim? Hatta mümkünse, ilk ne zaman hissetmiştim?

Bunu başta hatırlamasan da, içine bunu sorup duyguya odaklanmaya devam edersen bir anı, bir cevap belirecektir. İşte ta o zamandan beri yaralısın. Ta o zamandan beri bakıp iyileştirmeyi bilmediğin o yaranın acısını çekiyordun. Şimdi iyileştirmeye hazır mısın?

Duygusal yaraları iyileştirmenin yolları

Kronikleşen duygularından gerçek anlamda özgürleşmenin, bunları hissetmekten kurtulmanın bir yolu var. Ve aslında gerçekten işe yarayan tek yol bu. Bu kulağa biraz ironik gelebilir, ama nedeni aklına yatacak. Hazır mısın? İşte geliyor… Hissetmek!

Bugüne kadarkinden farklı şekilde, onu gerçekten, dikkatini vererek, dinleyerek hissetmek. Uzun zamandır ağlayan bir çocuk var orada, dikkatini çekmeye çalışan. Ve sen hep ona maruz kalıyordun. Bu duyguya maruz kalmaktan özgürleşmek için, onu dinlemen, dikkatini vermen, onu duyman gerekli. Yani bilinçle yaşamak…

Ve böyle olduğunda ne olacak?

Sen o ağlayan çocuğu görmüş, onunla bağlantı kurmuş olacaksın. Senden başka kim ki o ağlayan çocuk, kendinle bağlantı kurmuş olacaksın! Yok saydığın, geçiştirdiğin bir yanınla. Duygudaşlık edeceksin ona. Olanı değiştiremesen bile, onunla birlikte, onun yanında olmuş olacaksın. Ve çocukların ihtiyacı, her şeyden çok bu. İçindeki çocuğun, kendinin, senden istediği, elde edene dek ağladığı şey bu. Sonra sakinleyip susacak, olan bitecek.

Tamam bu kadar şiirselleştirmeye, hikayeleştirmeye bile gerek yok. Zaten sadece o duyguyu bilinçle yaşamak için kendinde durduğunda kendiliğinden olan bu. Duygular biz onların etkisindeyken sanki sonsuza dek süreceklermiş gibi gelse de, gerçekte bilinçle hissettiğimizde geldikleri gibi geçiyorlar, asla kalamıyorlar.

Bana inanma, şimdi dur, her şeyi bir kenara bırak ve kendine bir 10 dakika ayır. Gündeminde canını sıkan ufak bir şey ne varsa onu ele al. Ve o duyguyu hisset. Tüm dikkatini o hisse vererek sadece nefes al bir süre. Dinle, ne diyor. Hangi anıları, hikayeleri anlatıyor. Aklına ‘alakasız’ görünen neler geliyor, izle. Ve kaçma dürtüsü, boş verip bırakma isteği gelirse geri dön. Bu hislere ‘bu kötü’ diye yüklediğin anlamları kenara bırak ve sadece yeni bir tadı ilk defa keşfediyormuşsun gibi duyguyu hisset. Nefesin durabilir, kendine tekrar hatırlat, MUTLAKA nefes almaya devam et! Hissi değiştirmen gerekmiyor, başka türlü olması gerekmiyor. Bir süre sonra fark edersin ki, bir şeyler dönüşüyor, yumuşuyor, hafifliyor.

Bunu ilk seferde odaklanıp yapamazsan sorun değil. Sadece bil ki, bunu becerememekte tek başına değilsin. Ne kadar insan varsa, duygularına bu pansumanı yapamadığı için aynı acı döngülerini yaşıyor. Öğrendikçe, birbirimize dokunarak paylaşmak, her birimizin özgürleşmesi için bir şans yaratıyor.

eğitim

Duygusal Okur-Yazarlık

Ben duyguların dünyasını önce meditasyonla tanımaya başladım. Ama burada duyguları düşünceye dönüştürüyordum. Fark ediyor ama boşaltmış olmuyordum, sadece görüyordum. Duygunun içinden geçmeyi, duygu birikimini boşaltmayı Dönüştürücü Nefes‘te deneyimledim. Geçmişin ağırlık yapan duygularından özgürleşince o kadar şey dönüştü ki benim için, bunu insanlara da sunabilmek için o zamandan beri Dönüştürücü Nefes Koçluğu yapıyorum. Hala içimde en büyük dönüşümleri nefes seansları yaratıyor. Ve bir de Şiddetsiz İletişim metodu, duyguların doğasını anlamam ve şefkatle hem kendimin hem etrafımdakilerin yanımda olabilmem için beni donatmaya devam etti. Bu yüzden duygusal eğitim deyince bu son ikisini herkese öneriyorum. Özellikle çocuğu olanlara!

Duygularımızın doğasını tanımak ve onları karşılayabilme becerisini edinmek paha biçilemez. Tüm yaşamı kucaklamakta bizim için eşi benzeri olmayan bir araç. Zekamızı eğitip, duygularımızın diline yabancı kalmamız şimdi düşününce gülünç geliyor. Bilimsel olarak biliniyor ki insan mantıkla değil, duygularıyla hareket eden bir canlı. Ve bilincinde olmadığımız duygularımız bizi yaşamın içinde türlü rahatsız hikayeye sürüklüyor. Bu muhteşem makineyi kullanıyoruz güya, ama aslında makineye hakim olmamaktan ötürü, o bizi kullanıyor, biz de özgürüz sanıyoruz.

Yarasına bakmayı becerebilen bir kişi, duygularının onu sürüklediği nice masaldan da özgür oluyor. Örneğin üzerinde tahakküm kurulmasına da, birileri üzerinde tahakküm kurma ihtiyacına da, onu çeşitli çukurlara sürükleyen türlü davranışına şifa getirmeyi öğreniyor. Ve kendine olduğu gibi, başkalarının da davranışlarına bambaşka bir bakış açısıyla bakmayı öğreniyor. Bağıran insanlara kanmıyor, artlarında ağlayan çocukları görebiliyor. Yaşamı daha hafif, anlayışlı ve şefkatli bir yerden yaşayabiliyor.

Kişinin bu gücü açığa çıkarmasını beslemek, kendini iyileştirme kapasitesini geliştirmek, ona yaşamı boyunca verilebilecek en işe yarar katma değerlerden biri. Bu yüzden özellikle çocukları olanlar önce kendilerine bunu katarsa, sonra doğallıkla bu bilinci çocuklarına aktarabilirler. Onların yaşamları boyunca kendilerini en güzel koşullarda desteklemelerini sağlayacak bu farkındalığı sunabilirler. Bu eğitimin önemi yadsınabilecek bir şey değil. Düşünsene şimdiye dek ‘boş yere’ yaşadığın onca şeyi, zamanı… Ve bundan sonra hem aklın hem duygularınla, çok daha sağlam adımlar atmayı…

Duygularımızın esaretinden özgürleşmek, birbirimizi hafifliğe doğru beslemek dileğiyle.

Anlamın çeviride kaybolmaması için birbirimizin dillerini öğrenmeye özen göstermek: Samimiyet nedir?