Sözleşmenin uyarlanması nedir? Aşırı ifa güçlüğü ne demek?

Sözleşmenin uyarlanması nedir? Aşırı ifa güçlüğü ne demek? İşlem temelinin çökmesi ne demektir? Covid-19 pandemisi nedeniyle uyarlamanın en çok görülebileceği alanlar nelerdir?

Sözleşmelerin uyarlanması nedir? Aşırı ifa güçlüğü ne demek?

Sözleşmenin uyarlanması nedir? Aşırı ifa güçlüğü ne demek?

Prof. Dr. Şebnem Akipek Öcal ile Covid-19 Pandemisinin hayatımızdaki hukuki etkilerini işliyoruz. Önceki konularımız; İfa imkansızlığı ve mücbir sebep oluşturup oluşturmadığıydı. Şimdiki önemli konumuz ise Covid-19 sebebiyle aşırı ifa güçlüğü ve sözleşmenin uyarlanması

Türk hukukunda ilk olarak Danıştay’ın 1940 tarihinde verdiği karar ile idari sözleşmelerde sözleşmenin uyarlanması kabul etmiştir.

Sözleşmenin kurulması esnasında var olmayan ve önceden öngörülemeyen bazı koşulların ortaya çıkması, taraflardan birinin aşırı ifa güçlüğüne düşmesine ve dolayısıyla işlem temelinin çökmesine sebebiyet verecektir. Bunun sonucunda da sözleşmenin uyarlanması olgusu karşımıza çıkar.

Verdiği değerli bilgiler için Prof. Dr. Şebnem Akipek Öcal‘a teşekkür ediyoruz.

Genel olarak değerlendirildiğinde herhangi bir sözleşmenin temel amacı nedir?

Sözleşme, iki veya daha çok kişinin hukuki bir sonuç doğurmak amacıyla karşılıklı olarak ve birbirine uygun iradelerini açıklamalarıyla kurulan bir hukuki işlemdir.

Her sözleşmenin temel amacı sözleşme ile tarafların birinin veya ikisinin yüklendiği edimlerin ifa edilmesidir. Başka bir ifade ile sözleşmenin tüm edimlerin ifa edilmesi ile sona ermesi amaçlanır. İfadan kasıt, sözleşme ile kararlaştırılan edimin, yine eğer kararlaştırılmışsa belirlenen zaman ve yerde, kararlaştırılmamışsa Türk Borçlar Kanunun (TBK) hükümleri çerçevesinde uygun zaman ve yerde yerine getirilmesidir.

Sözleşmenin uyarlanması ile ilgili hukukumuzdaki gelişmeleri anlatabilir misiniz?

Türk hukukunda ilk olarak Danıştay’ın 1940 tarihinde verdiği karar ile idari sözleşmelerde sözleşmenin uyarlanması kabul etmiştir. Hukukumuzda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girene kadar, sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin genel nitelikli bir hüküm bulunmamaktaydı. Bununla birlikte, özel borç ilişkilerini düzenleyen hükümlerde belirli sözleşmelere ilişkin olarak sözleşmenin uyarlanması imkânı söz konusuydu. Bu hükümler arasında eser sözleşmesine ilişkin TBK m. 480/II hükmü, kira sözleşmesine ilişkin TBK m. 331 hükmü ile ürün kirasına ilişkin m. TBK m. 363 hükmü sayılabilir.

Sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin genel nitelikli bir hüküm olmadığı için TMK m. 2’ye dayanılarak mahkemeler tarafından uyarlamaya ilişkin kararlar verilmekteydi. 6098 sayılı TBK’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte, sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması konusu, aşırı ifa güçlüğü açısından yasal bir dayanağa kavuşmuştur.

Sözleşmenin uyarlanması denince genel olarak ne anlaşılır?

Kural olarak bir sözleşmedeki işlem temelini, tarafların sözleşmeyi yaparken varlığına ve değişmeyeceğine inandıkları olgular oluşturmaktadır. İşlem temelinin çökmesinin bir türü olan ve yukarıda değinilen aşırı ifa güçlüğü, edimin imkânsızlaşmamasına rağmen, borcun yerine getirilmesinin aşırı şekilde güçleşmesi anlamına gelmektedir.

Sözleşmenin kurulması esnasında var olmayan ve önceden öngörülemeyen bazı koşulların ortaya çıkması, taraflardan birinin aşırı ifa güçlüğüne düşmesine ve dolayısıyla işlem temelinin çökmesine sebebiyet verecektir. Bunun sonucunda da sözleşmenin uyarlanması olgusu karşımıza çıkar. Uyarlama ile sözleşmenin değişen koşullara uygun hale getirilmesi anlaşılmaktadır.

Uyarlama, geçerli bir şekilde kurulmuş olan sözleşmeden doğan bir borcun, sonradan ortaya çıkan ve önceden öngörülemeyen bir sebeple ifanın aşırı güçleşmesi sonucunda, henüz borcunu ifa etmemiş ya da çekince ile ifa etmiş olan borçlunun sözleşmenin yeni koşullara göre güncellenmesini isteme hakkıdır.

İşlem temeli kavramından ne anlaşılır? İşlem temelinin çökmesini açıklayabilir misiniz?

İşlem temeli kavramı Alman hukukçu Oertmann tarafından geliştirilmiştir. Oertmann’a göre işlem temeli, ‘‘sözleşmenin asıl içeriğine dâhil olmamakla birlikte sözleşmenin kurulması aşamasında ortaya çıkan ve işlem iradesinin dayanağı olan belirli koşulların varlığına veya gelecekte ortaya çıkmalarına ilişkin ortak tasavvurlar” olarak tanımlanabilir.

Sözleşmenin temelini oluşturan unsurlar, sonradan ortaya çıkan esaslı değişiklikler nedeniyle taraflardan biri için artık katlanılamaz bir halde bozulmuşsa yahut ortadan kalkmışsa “işlem temelinin çökmesi”nden bahsedilir.

Alman Medeni Kanunu’nda 2002 yılında yapılan değişiklikle işlem temelinin çökmesi § 313’de düzenlenmiştir. Bu düzenlemeden önce de Alman hukukunda BGB § 242 hükmüne, başka bir ifadeyle, dürüstlük kuralına dayanılarak tarafların sözleşmenin uyarlanmasını talep etmesine olanak tanınıyordu.

Ahde vefa ne demektir?

Sözlük anlamı ile ele alındığında “ahde vefa”, “verdiği sözde durma” anlamına gelir. Hukuki anlamda ele alındığında ise, sözleşmeler hukukuna egemen olan ilkelerden en önemlisi belki de “ahde vefa ilkesi”dir.

Bu ilkeye göre sözleşme bir kere kurulduktan sonra sözleşme taraflarının artık o sözleşmeye uygun davranma ve gereklerini yerine getirme yükümlülüğü doğmuştur ve bu yükümlülük çerçevesinde davranmaları bir zorunluluktur. Ahde vefa ilkesi, ne olursa olsun tarafları sözleşmeye sadık kalmaya zorlayan bir ilkedir. Bu ilke gereğince her sözleşme borçlanıldığı gibi ifa edilmelidir.

Clausula Rebus Sic Stantibus ne demektir?

Sözleşmeler alanında çok önemli olan bu ilkeye göre, sözleşmeler, kuruluş sırasındaki şartların büyük ölçüde değişmemiş olması örtülü şartına bağlı olarak geçerliliğini sürdürür. Ancak şartlar önemli ölçüde değişmişse, tarafların artık sözleşme ile bağlı olmaması gerekir.

Öngörülmezlik (Emprevizyon) teorisi hakkında bilgi verebilir misiniz?

Kelime anlamı olarak “emprevizyon”, önceden tahmin edilemeyen bir halin ortaya çıkması demektir. Hukuki anlamda emprevizyon ilkesi, diğer bir deyişle öngörülmezlik ilkesi, sözleşme kurulduğu sırada öngörülemeyen ve öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü durumların ortaya çıkması halinde, sözleşmesel ilişkilerde ahde vefa gereğince edimlerin yerine getirilmesi kuralının istisnasını oluşturmaktadır.

Emprevizyon teorisi; doktrin ve Yargıtay tarafından, işlem temelinin kısmen veya tamamen çökmesi halinde sözleşmenin yeni şartlara uyarlanması çerçevesinde kabul edilen bir teoridir. Bu teori Alman hukukunda gelişmiş ve Türk-İsviçre hukukunda da egemen olmaya başlamıştır.

Ahde vefa ilkesinin mutlak olarak her zaman uygulanması, bazı hallerde dürüstlük kuralına aykırı sonuçlar doğurabilir. Sözleşme yapılırken önceden görülemeyen, tahmin edilemeyen ve bu nedenle de hükme bağlanmayan, olağanüstü bir halin sonradan ortaya çıkması durumunda, o sözleşmeyi ilk kurulduğu hali ile yerine getirmek, ifa ile yükümlü tarafın mahvına sebep olabilir veya o taraf bakımından sözleşmeyi çekilmez hale getirebilir. Bu durumda sözleşmenin değişen durum veya şartlara uyarlanması veya tamamen ortadan kaldırılması da emprevizyon ilkesinin sonucudur.

Aşırı ifa güçlüğü ne demektir?

Aşırı ifa güçlüğü, hukukumuzda, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumda, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkan ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguların, kendisinden ifasının istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştiren ve ifanın aşırı ölçüde güçleşmesi olarak düzenlenen bir kurumdur.

Başka bir ifade ile aşırı ifa güçlüğü; sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut koşulların, daha sonradan, taraflarca öngörülemez şekilde ve borçludan kaynaklanmayan sebeplerle değişmesi ve bu değişikliğin, borçlunun edimini aynen ifa edebilmesi için aşırı bir fedakarlığa katlanmasına sebebiyet vermesi halidir.

İşlem temelinin çökmesi halleri, aşırı ifa güçlüğü kavramından daha geniş olup; edimler arası dengenin bozulması ve sözleşme ile izlenen amacın boşa çıkması durumları da işlem temelinin çökmesi kapsamındadır.

Aşırı ifa güçlüğü başlığını taşıyan TBK 138. madde ile sözleşmenin uyarlanmasının şartları nelerdir?

Türk Borçlar Kanunu’nun ‘‘aşırı ifa güçlüğü” başlığını taşıyan 138. maddesine göre; ‘‘Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifasının istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır”.

Alman hukukunda işlem temelinin görünüm şekilleri olan edim dengesinin bozulması, aşırı ifa güçlüğü ve edim ile izlenen amacın boşa çıkması durumlarından, yalnızca aşırı ifa güçlüğü 138. madde de düzenlenmiş, diğer durumlara yer verilmemiştir.

TBK 138. maddenin uygulanabilmesi için madde metninden de anlaşılacağı üzere bazı koşulların bir arada bulunması beklenmektedir. Buna göre:

  1. Sonradan ortaya çıkan bir sebep, olağanüstü bir durum olmalıdır.
  2. Ortaya çıkan bu olağanüstü durum, sözleşmenin akdedildiği sırada, sözleşme taraflarınca öngörülmemiş olmalı ve öngörülmesi de beklenmemelidir.
  3. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalı, bu durumun ortaya çıkmasında borçlunun kusuru bulunmamalıdır.
  4. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.
  5. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.

Yargıtay uygulamasından uyarlama koşullarının ne şekilde incelendiğine dair bir örnek verebilir misiniz?

Yargıtay’ın TBK m. 138 çerçevesinde verdiği birçok kararı bulunmaktadır. Maddeyi ve koşullarını çok güzel özetleyen kararlarından birine örnek olarak 2014 tarihli aşağıdaki kararı verilebilir:

13. HD., 13.06.2014 T., 2013/16898 E., 2014/18895 K.; ‘‘Yukarıda da değinildiği gibi, şayet bir borcun ifası imkansızlaşmış olmamakla beraber, borçlunun sorumlu olmadığı sebeplerle aşırı derecede güçleşmiş ise, bu durumun borç ilişkisine ne gibi bir etki yapacağı hususunda 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda bir hüküm bulunmamaktaydı.

01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda ise bu hususta genel bir düzenleme yer almaktadır. TBK m. 138 hükmü, “Aşırı İfa Güçlüğü” kenar başlığı altında, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan bazı durumların sözleşmenin uyarlanması veya sona erdirilmesi sebebi oluşturacağını düzenlemiştir.

rk Borçlar Kanunun138 hükmüne göre; sözleşme taraflarından birinin hâkime yapacağı başvuru üzerine talep doğrultusunda bir karar verilebilmesi için hangi şartlar bulunmalıdır?

TBK 138 hükmüne göre aşağıdaki şartlar bulunmalıdır

  1. Sözleşme kurulduktan sonra, tarafların edimleri arasındaki denge, borçludan sonuçları yüklenmesi istenemeyecek kadar büyük ölçüde bozulmuş olmalıdır. Şayet aşırı ifa güçlüğü sözleşme kurulduğu sırada da mevcut olup sadece taraflarca bilinmiyorsa, bu TBK m. 138 hükümlerine değil, şartları varsa yanılma (TBK m. 30 vd.) hükümlerine göre iptale konu olabilir. Sonradan ortaya çıkan ifa güçlüğünün, mutlaka borçlunun ekonomik olarak mahvına veya ağır zararına yol açacak olması gerekmez. Maddede, “kendisinden ifanın istenmesinin dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir” olması yeterli görülmüştür. Elbette bu değerlendirmede, karşı tarafın durumu da göz önüne alınacaktır.
  2. Edimlerin dengesindeki değişiklik sözleşme yapılırken öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen (Savaş, ekonomik kriz, devalüasyon, tabii afetler, ithal ve ihraç konusunda getirilen yasak ve tahditler gibi) olağanüstü bir durumdan ileri gelmelidir. Bu husus da “Emprevizyon” olarak ifade edilebilir. Maddede her ne kadar “taraflarca öngörülmeyen” denmişse de olağanüstü olgunun sözleşme kurulurken sadece aşırı ifa güçlüğüne düşen taraf açısından öngörülemez olması yeterli sayılmalıdır. Aşırı ifa güçlüğüne düşenin bu durumu sözleşme yapılırken öngörmediğini ispat etmesi yetmez, bu durum onun için “öngörülmesi beklenemez” olmalıdır. Kendi özensizliği veya dikkatsizliği sebebiyle bu olguyu öngörememişse, 138. maddeden yararlanamayacaktır.
  3. Aşırı ifa güçlüğü yaratan olgu borçludan kaynaklanmamalıdır. Olgunun kendisinin borçludan kaynaklanmaması yanında, bunun aşırı ifa güçlüğü yaratması da borçludan kaynaklanmamalıdır.
  4. Edimler henüz ifa edilmemiş olmalıdır. Kural olarak ifada bulunduktan sonra aşırı ifa güçlüğünden söz ederek uyarlama veya sözleşmeden dönme yollarına başvurulamaz. Ancak, borçlu doğan haklarını saklı tutarak ifada bulunmuşsa, ifadan sonra da bu haklarını kullanabilecektir. Bu takdirde, uyarlamanın sonucuna göre veya sözleşmeden dönme halinde, ifa etmiş bulunduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre kısmen veya tamamen geri isteyebilecektir.”

Sözleşmenin uyarlanmasının sonuçları nelerdir?

Uyarlama hâkim tarafından ve dürüstlük kuralı çerçevesinde yapılır. TBK’nın 138. maddesinin gerekçesinde bu hususa yer verilmiş ve dürüstlük kuralının uyarlama bakımından önemi vurgulanmıştır. Buna göre, “Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem temelinin çökmesi” ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanununun 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır.” şeklinde ifade edilmiştir.

Hâkim öncelikle önüne gelen somut olay bakımından uyarlama koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırır, uyarlama koşullarının gerçekleşmediğine kanaat getirirse sözleşmenin aynen ifasına karar verir.

Hâkim, uyarlama koşullarının somut olayda gerçekleştiğini tespit ederse, sözleşmeyi sona erdirebilir veya ifa güçlüğüne maruz kalan tarafın edim yükümünü değiştirir, başka bir ifade ile edimi onun açısından da katlanabilir bir duruma getirir. Bu noktada bir anlamda artan yükün taraflar arasında paylaştırılması söz konusu olacaktır. Gerekli olduğu takdirde hâkim, sözleşmenin süresinde veya içeriğinde de değişiklik yapabilir.

Uyarlama sonucunda tarafların sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri ve/veya sözleşmenin ifa zamanı, süresi gibi koşulları yeniden belirlenmiş olacaktır. Başka bir ifade ile ortaya çıkan ve önceden öngörülemeyen koşula göre sözleşme değişecektir. Tarafların uyarlama sonrası hali ile artık sözleşmeyi yürütmeleri gerekmektedir.

Sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasının mümkün olmadığı durumlarda ne yapılacaktır?

Sözleşme hukuku bakımından önemli olan kuşkusuz bir sözleşmenin mümkün olduğunca ayakta tutulmasıdır. Bu nedenle sözleşmenin her iki tarafı için de ortaya çıkan öngörülmez duruma rağmen, bozulan dengesinin tekrardan sağlanabilmesi olanaklıysa, öncelikli olarak uyarlama yapılmaya çalışılacak ve böylelikle sözleşmenin ayakta kalması sağlanacaktır.

Hâkim bu değerlendirmeyi yaparken, değişen koşullarla birlikte sözleşme ilişkisinin devamında tarafların durumu ve katlandıkları ek yükümlülük ve külfetleri de dikkate alacaktır. Sözleşmenin uyarlanarak devam ettirilmesinde her iki tarafın da çıkarının korunması önem taşımaktadır. Bunun sağlanamadığı durumda da uyarlama yerine, sözleşmenin sona erdirilmesi yoluna gidilecektir.

Aşırı ifa güçlüğü yaşayan taraf, sözleşmeden dönecektir. Uyarlama yoluyla sözleşme adaleti sağlanamadığı için, ani edimli sözleşmeler bakımından, örneğin satış sözleşmesi veya bağışlama sözleşmesi gibi, dönme yolunu uyarlama isteyen taraf tercih edecektir. Bu noktada sözleşmeden dönme talebi aşırı ifa güçlüğü yaşayan tarafın iradesine bağlandığı için, uyarlama talepli bir davada hâkimin bu doğrultuda bir karar veremeyeceğinin belirtilmesi gerekir.

Dönmenin etkisi ve sonuçlarına ilişkin doktrinde farklı görüşler olmakla birlikte, kesin olan dönme sonucunda her halde tarafların birbirlerine yaptıkları bir ifa varsa bunun iade edileceği ve artık tarafların birbirlerine karşı bir yükümlülüğünün bulunmayacağıdır.

Sözleşmelerde uyarlama olamaması halinde fesih imkânı doğar mı? Bu durumda feshin sonuçları nelerdir?

Yukarıda da belirtildiği gibi, uyarlama yoluyla sözleşmenin değişen koşullara göre yeniden düzenlenmesi adil bir denge içinde mümkün olamıyorsa, sözleşme sona erdirilecektir. Ani edimli sözleşmelerde sözleşme “dönme” yoluyla sona erdirilirken, sürekli edimli sözleşmelerde, örneğin kira sözleşmesi veya vekalet sözleşmesi gibi, başvurulacak yöntem “fesih” tir. Nitekim bu husus 138/1 son cümlede de açıkça düzenlenmiştir.

Dönmenin aksine fesih durumunda o ana kadar ifa edilen sözleşme kısımları geçerli olup, tarafların varsa buna ilişkin borçlarını ifa etmeleri gerekir. Sözleşme fesih iradesinin açıklanmasından sonra sona erecek ve bu sona erme ileriye etkili olacaktır.

Uyarlama hükümlerinin sözleşmede bulunması gerekir mi? Uyarlama hükümlerinin sözleşmede bulunmaması halinde hangi hükümler uygulanır?

Sözleşmede uyarlamaya ilişkin bir hükmün bulunması zorunlu değildir. Sözleşmenin hâkim tarafından uyarlanması yoluna gidilebilmesi için, esasen sözleşmede ve kanunda bu konuda bir hüküm bulunmaması gerekir. Sözleşmenin tarafları, sözleşmede dengenin bozulması ve aşırı ifa güçlüğü haline, bu duruma sözleşmenin hangi tarafının katlanacağına önceden karar vermişlerse, sözleşmedeki uyarlama kayıtları dikkate alınır. Kuşkusuz bu kayıtların kanunun emredici hükümlerine, ahlaka ve kişilik haklarına aykırı olmaması gerekir. Aksi halde sözleşmede bulunan hüküm, kesin hükümsüz olur.

Sözleşmede uyarlamaya ilişkin hüküm varsa kuşkusuz bu hüküm uygulanacaktır. Bu konuda mahkemeye başvurulmuş olması halinde de hâkim, sözleşmedeki hükümleri uygulayarak sorunu çözecektir. Bu hükmün eksik olduğu noktalarda ise, boşluk TBK hükümleri ile doldurulacaktır.

Aşırı ifa güçlüğü ile ifa imkânsızlığı arasındaki fark nedir?

Sözleşmenin uyarlanması müessesesi, imkânsızlık söz konusu olmadığı müddetçe geçerliliğini sürdüren sözleşme ilişkisinin, imkânsızlık boyutuna ulaşmadan önce hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, başka bir ifadeyle borçludan borcun ifasının dürüstlük kuralına göre beklenemeyeceği hallerde ortaya çıkacaktır.

Uyarlamanın uygulandığı durumlarda, edimin yerine getirilmesi imkansızlaşmamış, ancak aşırı ölçüde güçleşmiştir. Esasen imkânsızlık da uyarlama da sözleşmelerin her zaman başlangıçta taraflarca taahhüt edildiği gibi ifa edilmeyebileceği kabulüne dayanmaktadır. Her iki hukuki müessesenin temeli de sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan ve sözleşmenin ifasını tehlikeye düşüren olgular üzerine kurulmuştur. Aşırı ifa güçlüğü sebebiyle uyarlama da imkânsızlık da sözleşme hukukunun temel ilkelerinden olan ahde vefa ilkesinin istisnalarını oluşturmaktadır.

İfa imkansızlığı, borçlunun edimini yerine getirmesinin imkânsız olduğu durumlarda söz konusu olur. Buradaki imkânsızlık sadece sözleşme taraflarını bakımından değil, herkes için söz konusudur, başka bir ifade ile imkansızlığın, objektif imkânsızlık olması gerekir. Buna karşılık ifa imkânı bulunmakla birlikte, aşırı ifa güçlülüğünden söz edildiği hallerde ise uyarlamaya gidilecektir.

Özellikle para borçları düşünüldüğünde, para borcu imkansızlaşmadığı için, her halde ifanın aşırı ölçüde güçleşmesi durumu ortaya çıktığında uyarlamaya gidilecektir.

Covid-19 aşırı ifa güçlüğü yaratabilir mi? Bu durum uyarlamaya sebep olabilir mi?

Bulaşıcı hastalıkların, hele Covid-19 gibi pandemi olarak kabul edilen hastalıkların mücbir sebep veya duruma göre beklenmeyen hal sayılacağını daha önceki yazımızda incelemiştik. Mücbir sebep niteliğindeki bulaşıcı hastalık, borcun ifasını objektif olarak imkânsız hale getiriyorsa ifa imkânsızlığı hükümleri uygulanacak ve TBK m. 136 hükmü devreye girecektir. Ancak beklenmeyen bir hal ortaya çıkmış ve ifanın aşırı ölçüde güçleşmesine yol açmışsa, sözleşmenin uyarlanması gündeme gelecektir.

Covid-19, sözleşmenin türü ve niteliğine, tarafların özelliklerine ve somut olaya ilişkin her koşula göre farklı etki gösterecektir. Bazı sözleşmelerde tam olarak ifa imkansızlığına yol açarken, bazı sözleşmelerde ise aşırı ifa güçlüğüne sebep olacaktır.

Covid-19’un aşırı ifa güçlüğü yarattığı durumlarda yukarıda sayılan koşullar gerçekleştiyse, uyarlama hükümleri uygulanacaktır. Covid-19 dikkate alınarak bu koşullar incelenirse neler dikkate alınmalıdır?

  1. Sonradan ortaya çıkan bir sebep, olağanüstü bir durum olmalıdır. Covid-19, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkmışsa bu koşul her durumda gerçekleşir. Sözleşme Ocak 2020, özellikle de ülkemiz bakımından Mart 2020 sonrasında akdedilmiş olsa bile, özellikle ilk aylarda virüsün etkisinin ne olacağı ve bu kadar yaygın olup olmayacağı bilinmediği için yine somut duruma göre bu koşulun gerçekleştiği düşünülebilir. Ancak özellikle virüsün artık kısa süreli olmadığı ve çok yaygın etkilerinin olduğu anlaşıldıktan sonra, özellikle Nisan-Mayıs 2020 sonrası sözleşme akdedilmişse, yine somut duruma göre farklı değerlendirmeler yapılabilecek olmakla birlikte, kural olarak bu koşul gerçekleşmeyecek ve dolayısıyla uyarlama yapılamayacaktır.
  2. Ortaya çıkan bu olağanüstü durum, sözleşmenin akdedildiği sırada, sözleşme taraflarınca öngörülmemiş olmalı ve öngörülmesi de beklenmemelidir. Covid-19 gibi bir salgın hastalık bu boyutta ve bu bulaşıcılıkta çok uzun yıllardır görülmediği için rahatlıkla bu koşulun gerçekleştiği belirtilebilir. Ancak yine pandemi ilanından sonra akdedilen sözleşmeler bakımından bu koşulun kural olarak gerçekleşmeyeceği kabul edilmelidir. Bununla birlikte özellikle yaz aylarındaki azalış dikkate alınarak farklı değerlendirme yapılabilecek somut durumlar ortaya çıkabilir.
  3. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalı, bu durumun ortaya çıkmasında borçlunun kusuru bulunmamalıdır. Covid-19’un borçludan kaynaklanmadığı kesindir, ancak borçlu sözleşmenin bu durumdan etkilenmemesini sağlayabilecekken bunu yapmamışsa veya zamanında ifa etmediği için covid-19 ile karşı karşıya kalmışsa o zaman kusuru devreye gireceği için uyarlama yapılamaz.
  4. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır. Bu koşul kuşkusuz her somut duruma göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Öyle bazı sözleşmeler olabilir ki Covid-19’dan hiç etkilenme yaşanmaz. Bazı hallerde de ifa istenebilmekle birlikte, ifa zamanı bakımından uyarlamaya gidilmesi gerekebilir.
  5. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır. Uyarlamaya gidilebilmesi için her halde ya borçlu borcunu ifa etmemiş olmalı ya da çekince koyarak ifa etmiş olmalıdır.

Pandemi sebebiyle uyarlamanın en çok görülebileceği alanlara ilişkin bilgi verebilir misiniz?

Uyarlama kuşkusuz sözleşmeler alanında karşımıza çıkacaktır. Özellikle para borcu bakımından uyarlama ile daha sık karşılaşılacağı düşünülebilir. Satış sözleşmesi gibi ani edimli sözleşmelerde ancak ifanın vadeye bağlandığı hallerde uyarlama ile karşılaşılır.

Buna karşılık sürekli edimli sözleşmelerde veya edimin belli bir süre içinde yerine getirilmesinin mümkün olduğu sözleşmelerde uyarlama daha çok görülecektir. Bu anlamda eser sözleşmeleri ve özellikle kira sözleşmeleri uyarlamaya sıklıkla başvurulacak sözleşmelerdir.

Biyografi: Prof. Dr. Şebnem Akipek Öcal

şebnem akipek öcal

Akademisyen, Arabulucu, Avukat (Ankara Barosuna kayıt 1990).

Hukuk eğitimi: Profesör, Aralık 2010, Doçent, Mayıs 2004, Doktora (PH. D.) Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mayıs 1998, Yüksek Lisans (LL.M.) University of London, London School of Economics and Political Science, Ekim 1991, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi-birincilikle mezuniyet, Haziran 1989.

Çalıştığı kurum ve görevleri: Medeni Hukuk Profesörü, TED Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi; Orta Doğu Teknik Üniversitesi Eski Hukuk Müşaviri, Ankara Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu Eski Müdürü, Kadir Has Üniversitesi Eski Dekanı, TED Üniversitesi Eski Rektör Yardımcısı. Misafir Öğretim Üyesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Ufuk Üniversitesi, TED Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, Doğu Akdeniz Üniversitesi.

Mücbir sebep nedir? Covid-19 salgını mücbir sebep sayılır mı?

1973 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanında gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim. Bağımlılık ile mücadele, kadın ve çocuk istismarına karşı destek, eğitime katkı amaçlı kütüphanaler kurulması, yardımlaşma derneklerinde faaliyetler, tüketicinin her tür hakkı (sağlık, hukuk...) üzerine destek çalışmaları, kültür sanat projelerine koçluk, danışmanlık, tutuklu çocukların topluma kazandırılması amaçlı eğitim organizasyonları, kan bağışı, organ bağışı, ilik bağışı üzerine organizasyonlarda koordinatörlük, özel eğitim öğretmeni olmam sebebiyle engelli çocuklarımızın ailelerine danışmanlık, okullarda çocuklarımızın yardımlaşma güdüsünü pekiştirme amaçlı seminerler ve sayamayacağım daha pek çok alanda, neredeyse hiç durmadan yıllardır gönüllü olarak faaliyet göstermekteyim.