Taner Öngür röportajı: Moğollar ve Anadolu Rock müziğinin doğuşu

Taner Öngür, Türk Rock Müziği’nin efsanevi gitaristi… Anadolu Rock ile özdeşleşmiş, yapıtlarıyla fark yaratan büyük müzisyen…

taner öngür moğollar

Taner Öngür röportajı: Moğollar ve Anadolu Rock müziğinin doğuşu

Taner Öngür, geçen yılın Ekim ayında 43,75 ile çıkardığı ‘Water Cycle’ albümünden sonra, bu yıl Mart ayında Serap Yağız ile ortak çalışarak ‘3 Derdim Var’ albümünü yayınladı. İndigo Dergisi olarak ünlü sanatçıyla müzik dünyasına ilk girdiği yıllardan bugüne kadar geçen süre içerisinde ürettiği yapıtlar, müzik endüstrisinin sorunları, koleksiyon merakı, Anadolu Pop yılları ve son iki albümüyle ilgili olarak sizler için online röportaj yaptık.

Ekim ayında 43,75 ile Water Cycle albümünü çıkardınız. Bu ay içerisinde de Serap Yağız ile 3 Derdim Var albümünü yayınladınız. Pandemi döneminde bu kadar üretken olmayı nasıl başardınız?

Taner Öngür: ‘Moğollar’ olarak Hollanda’da ‘Anatolian Sun’ albümünün kaydını yaptık ve 29 Şubat’ta Türkiye’ye döndük. Hemen arkasından karantinalar başladı. O zamandan beri genellikle evdeyim. 2012 yılından beri Burgazada’da etkinlikler yaptığım ‘Cennet Bahçesi’ adlı bir yer var. Daha çok saykodelik ve progresif türde müzik yapan, başka bir yerde sahne bulamayan gruplar ile etkinlikler yapıyoruz. ‘Water Cycle’ ve ‘3 Derdim Var’ albümlerine aldığımız parçaları o etkinliklerde çalıyorduk. Aslında geçen yazın çalışmalarıydı. Albümlerin piyasaya çıkmaları ise bu döneme denk geldi.

Albümün hazırlık çalışmalarıyla ilgili bilgi alabilir miyiz?

Taner Öngür: Serap ile daha önce üç konsept albüm çalışmamız olmuştu. 2007’de ‘Suların Uğultusu’, 2009’da ‘Güneş Şarkıları’, 2014’te ‘Tiyatro Şarkıları’. Hem duruşu hem çalışmalarıyla idolüm olan Tülay German’ın ‘Yunus’tan Nazıma’ adlı bir albümü vardır. O albümde fransız kontrbas sanatçısı François Rabbath, kontrbas ve bağlama çalarak Tülay’a eşlik ediyor. Rabbath’ın çaldığı riff’leri sert rock riff’leri olarak duydum kulağımda. O albümden üç şarkı aldık. Can Yücel’in, hiçbir kitabında yayınlanmamış, nükleer karşıtı harekete hediye ettiği ‘Sonsöz’ adlı bir şiir vardı. Ben etkinliklere katıldığım için biliyordum, o şiiri bestelemiştim.

Serap, sahne için hazırladığımız bu parçaların olgunlaştığını düşündü ve bir albüm çıkarmayı önerdi. Sonra Cem Karaca ve Dervişhan’ın ‘İşçi Marşı’ vardır, bestesi bana aittir, onu da ekledik. ‘Bir Ayrılık, Bir Yoksulluk, Bir Ölüm’ Karacaoğlan’ın şiiridir. Ersen Dadaşlar’ın ilk döneminde bas gitar çalıyordum. Bestesi Feyman Uğurdemir’e aitti. Oradaki bas riff’leri çok hoşuma gider. Pandemi nedeniyle Eylül’e doğru etkinlikler yasaklandı. Heybeliada’daki evim ufak, etraf sakin. Davul, bas gitar, elektro gitar kayıtlarını tamamladık. 43,75’ten Haluk Önol da Heybeliadalı, onunla beraber epey çalıştık. Sonra Serap geldi. Onun şarkılarını da kaydettik, mix’leri bitirdik. Daha önce yaptığım albümlerden daha sert rock formatında oldu.

‘3 Derdim Var’ albümünde dinleyiciye sunmak istediğiniz mesaj nedir?

Taner Öngür: Üç derdim var birbirinden ayrılmaz. Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm… Bugün, Covid-19 nedeniyle ölen milyondan fazla insan var bu gezegende. Ne yazık ki yalnızca sayı olarak anılıyorlar. Halbuki onlar da yaşadılar, geçmişleri ve hayatları vardı. Bana çok dokunan bir konu bu. Onu düşündüm. Yoksulluk derken ekonomik sorunlar nedeniyle hepimiz yoksullaştık bir yerde. Şarkılar eski olsa da hepsi bu döneme seslenebiliyor. Bugün de işçi hareketleri neredeyse o günler katar canlı görünüyor. Albüm dinleyicilerden çok ilgi gördü. Demek ki doğru düşünmüşüz, şarkılar eski olmasına rağmen bugünkü hayata bir gönderme yapıyor.

Özellikle son 15 yılda özgün beste sayısının azaldığına, sözlerin yüzeyselleştiği, şarkıların melodik olmadığı gibi eleştiriler var. Acaba notalar tükenmek üzere mi? Yeni şarkılar üretmek mümkün değil mi?

Taner Öngür: Ben buna katılamıyorum. Covid-19 öncesinde katıldığım festivallerde çok sayıda genç gruplar dinledim. Aslında çok iyi şarkılar var ama eskisi kadar yaygınlaşmıyor. Festivallere ilgi çok fazla. Seyircilerin yaşları çoğunlukla 15 ile 20 yaş arasında ve şarkıları birlikte söylüyorlar. Yapıtlar kitleleriyle buluşuyor aslında. Yalnızca Rock için söylemiyorum, caz dünyasında da ilginç çalışmalar var. Genç müzisyenler harika şeyler yapıyorlar. Ama ana akım medya çok dağınık durumda. Bugün medya çok çeşitlendi ve herkes yalnızca kendi kitlesiyle buluşuyor. Geri kalanların onlardan haberi yok. Bir sürü kültür grupları var ama birbirleriyle iletişim içerisinde değiller. Her grup ayrı bir dünyada yaşıyor. 70’li yıllarda medya çok azdı ama toplumun büyük bir kesimi sanatçıların yaptıklarını duyuyordu. Şimdi medya çok fazla sayıda ama toplumun büyük kısmıyla değil yalnızca kendi kitlesiyle buluşuyor.

Peki Rock müziğin geleceğini nasıl buluyorsunuz? Anadolu Pop, 70’lerde hızla ilerlerken arabesk önce arka sokakları almış, sonra da kitleselleşip Anadolu Pop’un yerini almıştı. Şimdi, arka sokaklarda hip hop var. Rock hala var ama ileride yaşamını sürdürebilir mi?

Taner Öngür: 70’lerde Anadolu Rock’un güçlü olmasının ardından arabeskin gelmesinin nedeni 12 Eylül darbesidir. 12 Eylül, herşeyin üzerinden silindir ile geçti. Anadolu Pop yapanlar politik olarak o darbeye karşı olan insanlardı. Bu müziği yapanların çoğu yurtdışına gitti, o piyasa bir anda ezildi, unutturuldu. Yalnızca müzikte değil, edebiyat, tiyatro gibi diğer sanat dalları da aynı durumu yaşadı. Arkasından arabesk çıktı ki toplum rahatlıkla uyutulabilsin diye. Bunların arkasında ekonomik ve siyasal nedenler vardır. Müzik türleri toplumun yaşadıklarına göre yerlerini alırlar. Tüm müzik türleri yaşamayı sürdürecektir.

Anadolu Pop türünde müzik yapma kararına nasıl ulaştınız?

Taner Öngür: Anadolu Pop doğru bir teşhisti. 69 yılıydı, bütün dünyada Jethro Tull eski ingiliz geleneklerinden yola çıkarak yeni bir rock türü geliştirdi. Yine, ABD ve Kanada’dan The Band ve Levon Helm de, Kuzey Amerika’dan Güney Amerika’ya kadar tüm kıtadaki halk müziklerini temel alıp yeni bir rock türü geliştirdi. Bon Dylan da farklı çalışmalarıyla ortaya çıktı, Beatles eski Liverpool şarkılarından yola çıkarak yeni bir şey yapmaya başlamıştı. Bunları görünce, biz de zaten o yıllarda 1960 İhtilali’nden sonra gelen Türkiye’nin görüp görebileceği en demokratik anayasa ortamındaydık. Gençlerin hayatı da çok canlanmıştı. Çok okuyup kendimizi geliştiriyorduk.

Moğollar ile Anadolu’ya gittiğimiz yıllarda yerel halk sanatçılarında notalar, belediye başkanlarından kitaplar filan alıyorduk. Evrensele ulaşmak istiyorsan kendi yerel özelliklerinin olmasında yarar vardır. Bu doğru teşhis, 12 Eylül darbesiyle ezilip geçildi ama seneler sonra internetin ortaya çıkışıyla yurtdışındaki müzik meraklıları tarafından yeniden keşfedildi. 60’lar ve 70’lerde dünyanın başka yerlerinde neler yapıldığını merak edenler zaman içinde Anadolu Pop’u keşfettiler.

Şöyle bir örnek vereyim, bir psychodelicrockmusic.com diye bir web sayfasında birçok cd’ler çıkarıldığını görmüştüm. Asya Saykodelik Müziği CD’sinde Moğollar, Erkin Koray, Üç Hürel ve Barış Manço var. Bunların yanına Singapur, Japonya ile Hindistan’dan sanatçıların parçalarını ekleyip karışık bir albüm hazırlamış. Demek ki doğru ve güçlü bir şey yapmışız o yıllar için. Selda gibi yurtdışında yeni keşfedilen başka sanatçılarımız da var. Yurtdışındaki müzikseverlerin bizlere ilgisini görünce Türkiye’de de bir daha gündeme geldik. Serap ile yaptığımız albümde bu çerçeveyi değerlendirmeye de çalıştık.

moğollar afiş

Anadolu Pop / Anadolu Rock ismi nasıl ortaya çıktı?

Taner Öngür: Moğollar olarak Anadolu’da bir turneye çıkmıştık, isim fikri benden geldi. Bu müziğe Anadolu Pop diyebiliriz dedik, el yordamıyla yaptık bunu. Müzik türünü de o turnede çıkardık, ‘Garip Çoban’ şarkısını yapmıştık. Turne sırasında Sındırgı civarında bir antikacıdan bir cepken, Anadolu’da kullanılan bir bel kuşağı alıp giymiştim.

Moğollar’daki arkadaşlarıma, bu tip kıyafetler giyelim, dedim. Turnenin sonunda ‘Dağ ve Çocuk’ 45’liğini yaptık, ilk ve son bir numara parçamızdır. Cem ve Barış da bizim gibi giyinmeye başladı. Hatta Barış iyice abarttı, yüzükler kuşaklar giydi filan (Gülüyor). Başlarda uzun saçlı rockçılar tepki çekmişti ama sonra çok sevildiler. Giyimimizi ve türküleri düzenlediğimizi görünce tepki sevgiye dönüştü. Bu yolda en başarılı olan da Barış Manço’dur. Bana bazen giyimim ve uzun saçlarım nedeniyle tepki gelirdi ama Barış nereye girse hemen hoş geldin, derlerdi. O, uzun saçlarıyla insanları bağlayabiliyordu. Anadolu Pop’un ilk dönemi buydu.

Anadolu Rock derseniz… 93 yılında, biz yeniden bir araya geldiğimizde pop kavramı çok değişmişti. İyice suyu çıkmıştı ve bizim kabul edebileceğimiz bir şey değildi. Biz de daha olgunlaşmış durumdaydık tabii. Rock kelimesi zaten devreye girmişti artık. O zaman Anadolu Rock diyelim, dedik. Sonra bazı kötü örnekler çıktı, taklitten öteye gidemeyen ama popüler olmayı beceren birçok insan da çıktı o sıralarda.

Bas gitar ve elektro gitar çalmaktasınız. Hangi enstrümanı daha çok seviyorsunuz?

Taner Öngür: Aslında ikisini birden çalıyorum. Çünkü piyano gibi düşünüyorum. Elektro gitar sağ el, bas gitar sol el gibi. Beste yaparken, düzenleme yaparken bu tarz çalışmayı tercih ediyorum. İkisinin birbiriyle iletişimi, kontrpuanlar ve beraber çaldıkları riff’ler rock müzikte çok önemlidir.

Çocukken hangi tür müzikleri dinlerdiniz?

Taner Öngür: Sörf müzik benim çocukluk sevgimdir. Dick Dale, Ventures, Shadows gibi. Bu türe enstrümental rock da diyebiliriz. Riff’ler çok önemlidir. Bu türde over drive distortion gitar sound’u yoktur. Clean gitar tonlarıyla çalınır, vibrato kolu vardır. 12-13 yaşındayken bu tip şeyler dinlerdim. Her mahallede, özellikle İstanbul’da, her mahellenin bir Shadows’u vardı. Ben de onlardan biriyim.

taner öngür water cycle

Gitar koleksiyonunuz ile ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?

Gitar koleksiyonum eskisi kadar zengin değil. 2012 yıllarında başladım. Bir tane 1963 model Höffner buldum bir arkadaşta, alıp tamir ettim. Restorasyon çok hoş bir hobidir, her detayı öğrenmenizi sağlıyor. Müzisyen olmasaydım marangoz olmayı isterdim açıkçası. Meditasyon gibi huzur veren bir alan.

Özellikle 1970 öncesi doğu alman ve batı alman gitarları çok iyi. Birçok bildiğimiz Amerikan markasının arkasında da Almanya’dan Amerika’ya göç etmiş olanlar var. Türkiye’de yok zannediyordum ama varmış aslında, aradık bulduk tabii. Sonra eski Japon gitarı, Polonya, Rus gitarı gibilerini ucuza bulup aldım. Bir ara onsekiz tane oldu. Ama sonra birçoğunu sattım, şu anda sekiz tane kaldı elimde. Çok keyifli, pahalı bir hobi değil. Zamanla konu popüler olunca fiyatlar arttı.

Gençlere müzisyen olmayı önerir misiniz? Meslek olarak müziği seçmeliler mi?

Ekonomik olarak garantili bir iş arıyorlarsa önermem. Bu, riskleri bol olan macerası da çok hoş olan, tutku gerektiren bir iş. Eğer böyle bir tutkuları varsa ve risklerden korkmuyorlarsa önerebilirim.

Gençlerin müzik dünyasını daha çekici bulması için ne gibi reformlar olmalı?

Müzik endüstrisinin her zaman en büyük sorunlarından biri müzik endüstrisini yöneten insanlar ve onların bakış açısıdır. Eskiden Unkapanı’nda plak şirketleri vardı, hala daha var. Onların sahipleri müziği seven insanlar değildir, yolunu bulmaya çalışan insanlardır. Onlardan çok çektik. Telif kuruluşlarına da girip oralarda manipülasyon yapıyorlar. Bunun çözümü yıllardır varolan bağımsız şirketlerle çalışmaktır.

2017 yılından beri Tantana ile dört albüm yaptık. Serap ile yaptığımız albümü bir finansman bulup kendim yaptım. Yaptığımız şeyi duyurmak için çoğaltıp insanlara dağıtmak gerekiyor. Bu noktada dijital platform çok önemli. Kendine göre kuralları var. Müzisyenlerin kazanç payı çok düşük, yavaş yavaş artış gösteriyor ama.

Dijital platform bir hegemonya oluşturmuş durumda, kaç defa tıklandığını görebiliyorsun. Bunun iyi ve kötü yanları var ama en önemli özelliği şeffaf olması bence. Eskiden bandrol olayı vardı ve sanatçıya hiç para gelmiyordu, muvafakatnamelerde çok ağır maddeler var. Eser, yapımcının malı oluyor ve zaman aşımına da uğramıyor. Dijital platformda da yapımcının payı çok yüksek, sanatçının payı daha yüksek olmalı. Ama, dijital platform sanatçıya bir özgürleştirme getirdi tabii. Müzik sektörü hızlı bir değişim geçiriyor, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

indigo dergisi google news

Pet Shop Boys: 1981 yılında başlayan elektronik müzik yolculuğu

1975 yılında İstanbul’da doğdu. Lise öğrenimini 1993 yılında Özel Işık Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1998 yılında Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi (Fransızca) dalında lisans derecesini aldıktan sonra Western Michigan University ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde MBA dalında yüksek lisans yaptı. 2004 yılında beri özel sektörde İnsan Kaynakları alanında çalışmaktadır. 1994 yılından beri Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün Genel Kurul Üyesidir. 2003 yılından beri BJK’nin önde gelen gruplarından Beşiktaş Gelişim Grubu’nun üyesi olup, 2014 yılı başından beri Genel Koordinatörlük görevini yürütmektedir. Filateli, tarih, spor, sinema ve müzik başlıca ilgi alanlarıdır.