Yerli buğday 270, ithali 300 dolar!

Yerli buğday 270, ithali 300 dolar! Buğdayın anavatanı olan Türkiye’nin uyguladığı tarım politikaları giderek üretimi sürdürülemez hale getiriyor. Üreticiden buğday almayan TMO, yerli buğdayın fiyatını 270 dolar olarak açıkladı, ithale 300 dolar ödedi

buğday

Türkiye’nin her bölgesinde üretimi yapılmakta olan buğday, tarla ürünleri içerisinde ekim alanı ve üretimi bakımından ilk sırayı almaktadır. Hububat ekim alanı içerisinde yüzde 62’lik payla ilk sırada buğday, yüzde 28’lik payla ikinci sırada arpa ve yüzde 6’lık payla üçüncü sırada mısır yer almakta, bu ürünleri çeltik, çavdar, yulaf ve tritikale izlemektedir.

Son 20 yılda 75 milyon tonluk ithalat

Son 20 yılda buğday ekim alanları 6,8-9,4 milyon hektar, üretimi ise 17,2-22,6 milyon ton arasında değişmiştir. Artan nüfusla birlikte buğdaya olan talep de artmakta olup tüketim 19-19,5 milyon ton düzeyindedir.


Türkiye ikinci büyük buğday alıcısı

Son yıllarda ekim alanlarının ve üretimin düşmesiyle birlikte buğday ithalatı ivme kazanmış; 2020 yılı itibariyle Türkiye, Endonezya’nın ardından dünyanın en büyük ikinci buğday ithalatçısı haline gelmiştir. Oysa, Türkiye nüfus bakımından dünyada 18’inci sırada yer almaktadır. Türkiye’nin 2003-2021 yılları arasındaki buğday ithalatı toplam 75 milyon ton olup, ithalat için ödenen bedel 20 milyar doların üzerindedir. Buğday üretimini desteklemek, ekim alanlarını arttırmak yerine ithalat kolaycılığını tercih eden Türkiye, Rusya ve Ukrayna’dan buğday ithal edip, yurt dışına un ve unlu mamuller satarak küresel gıda piyasasında değirmencilik ve unlu mamuller üreticiliği rolünü benimsemiştir.

Kuraklık nedeniyle rekor kırılacak

Türkiye’de buğday genellikle kuru tarım arazilerinde üretilmektedir. 2020 yılı buğday ekim alanları incelendiğinde yüzde 78’inin kuru, yüzde 22’sinin sulu alanlar olduğu görülmektedir. Dolayısıyla Türkiye’de buğday üretimi yağış miktarı ile doğrudan ilişkilidir. ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) Türkiye’de hububat ve yem üretimine ilişkin olarak 27 Temmuz 2021 tarihinde yayımladığı rapora göre Türkiye’de 1 Ekim 2020 – 30 Haziran 2021 tarihleri arasında ortalama yağış 396,2 mm olmuştur. Bu yağış miktarı uzun yıllar ortalamasından yüzde 24, 2020 yılından ise yüzde 23 daha azdır. Ayrıca bu yılın Mayıs ayı son 50 yılın en sıcak Mayıs ayıdır. Mayıs ayındaki 22 mm yağış, Mayıs ayı normali olan 51 mm yağıştan yüzde 56 daha azdır. Mayıs ayındaki kuraklık İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’yu ciddi şekilde etkilemiş, kuraklık nedeniyle İç Anadolu’da verim kaybı yüzde 30-50’ye, Güneydoğu Anadolu’da ise 70’lere ulaşmıştır.


TÜİK 2021 yılı buğday üretiminin bir önceki yıla göre yüzde 7,3 oranında azalarak 19 milyon ton olarak gerçekleşeceğini öngörmüştür. Oysa ABD Tarım Bakanlığı Nisan ayında 17.6 milyon ton olarak açıkladığı rekolte tahminini 27 Temmuz tarihli raporunda 16.5 milyon ton olarak revize etmiştir. Söz konusu raporda Türkiye’nin 2021 yılı buğday ithalatının 11.5 milyon tona ulaşacağı belirtilmiş olup, bu ithalat miktarı Türkiye için yeni bir rekor anlamına gelmektedir.

Yerliden pahalı ithal buğday

Son 40 yıllık dönemde buğdayda verimlilik ve maliyet sorunlarını çözmek adına ciddi bir çaba gösterilmediği gibi uygulanan politikalar da hiçbir zaman çiftçiden yana olmamıştır. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) geçen yıl tonu bin 650 lira olan ekmeklik buğdayın alım fiyatını 17 Mayıs 2021 tarihinde yüzde 36,4’lük artışla ton başına 2 bin 250 lira olarak belirlemiştir. O günkü dolar kuru üzerinden (8,3469 $/TL) açıklanan alım fiyatının karşılığı 270 dolardır. Açıkladığı fiyatla üreticiden buğday alamayan TMO ülkenin birçok yerinde hasat devam ederken buğday ithalatını sürdürmüş, 4 Ağustos’ta yapılan ithalat ihalesinde buğdayın tonu ortalama 299 dolara (2 bin 530 lira) yükselmiştir. Çiftçiden alım fiyatı 2 bin 250 lira olarak açıklanan buğdayın alım fiyatı çokuluslu şirketlerden 2 bin 530 liraya yani yüzde 11 daha pahalı ithal edilmiştir.

Buğdayın anavatanı olan Türkiye’nin uyguladığı tarım politikaları giderek üretimi sürdürülemez hale getirmekte, ithalata bağımlılığı artırmaktadır. Dolayısıyla üretimi ve gıda egemenliğini merkezine alan bir program uygulamaktan başka çıkar yol yoktur.


Kaynak: Dr. Necdet Oral – BirGün

Almanya’dan Ziraat Bankası’na yaptırım: Banka kapatmayla eşdeğer ceza!