Gerginim, gerginsin, gerginiz!

Toplum olarak zor günlerden geçtiğimiz aşikâr. Bir yandan 2 yıldır hayatımızı alt üst eden Covid salgınının üzerimizdeki psikolojik tahribatı devam ederken üzerine eklenen ekonomik dalgalanmaların yarattığı gelecek kaygısını da iliklerimize kadar yaşar olduk. Hal böyle olunca sinir, stres, öfke patlamaları, büyük iletişim kazaları da hayatımızın bir parçası haline geldi. Peki ama bu kadar gerginlik çok fazla değil mi? Elbette ki çok fazla.

Gergin

Asıl tehlike ne biliyor musunuz? Yadırgamamız gereken bu gerilimli hallerimizi normalleştirmeye başlamış hatta kanıksamış olmamız. Bu kanıksanmış durum bir süre sonra iletişim tarzımız haline gelecek ve kavgalar, tartışmalarla sorunlarımızı çözerken gürültü patırtının ortasında birbirimizi iyice duymayan, anlamayan ve giderek birbirinden uzaklaşan bir toplum haline geleceğiz.

Sorun varsa çözüm hep vardır; yeter ki bu gerilim hattından çıkalım diyenlerdenseniz hadi gelin hep birlikte neler yapabiliriz bakalım.


Öncelikle iletişim kaynaklarınızdan size iyi gelmeyen tüm içerikleri filtreleyip temizleyin.

Sosyal medyanın önemli konularda kitlesel hareketi arttırdığı bilinen bir gerçek; ancak abartma, çarpıtma, yalan içeriklerle gerilimi tırmandırdığını da kabul edelim. Özellikle infial yaratabilecek her türlü durumda sahneye ortalık karıştırıcı like sever bir grup çıkıyor ki bu grubun vermiş olduğu bilgilerin doğruluğunu sorgulamak, doğru kanallardan bilgi almak yerine geriliyor, öfkeleniyor hatta yapılan yorumlarda hiç tanımadığımız insanlarla kavgaya tutuşuyoruz. Sonucu değiştiremediğimiz gibi kendimize gereksiz şekilde öfke yüklemesi yapıyoruz ve bunu hiç ama hiç fark etmiyoruz.

Gündemi takip etmeli; ama…

Bu toplumda yaşıyorsak elbette gündemi takip etmeli, ülkemizde dünyamızda olanı biteni bilmeliyiz. Gündemi yoğun olan bir ülkede yaşadığımız için haberleri takip ederken sakinliğimizi korumamız pek mümkün gibi gözükmese de kutuplaştırıcı düşüncelerden uzaklaşarak haber takibi yapmak daha sağlıklı olacaktır.

Toplumsal kutuplaşma gerilimi tetikleyen önemli bir etkendir. Ve ne yazık ki gittikçe bu kutuplaşmanın içinde öfke denizinde boğuluyoruz. Kutuplaşma ve akabindeki öfke çözümü değil sorunu pekiştirecektir. Bu nedenle bireysel olarak çözüme katkı sunabiliyorsak buna odaklanmalıyız; çözüme katkımız yoksa edindiğimiz bilgiyi nefrete dönüştürmek yerine “ne yapabilirim?” sorusuna cevap bulmaya çalışmalıyız.

Siyaset, din gibi kişisel konuları her ortamda konuşmak, farklı düşüneni değiştirmeye çalışmak gibi nafile bir çabaya girmeyin.

Çoluk çocuk, bilen bilmeyen herkesin siyaset konuştuğu bir ülkedeyiz. Çok ilginç bir şekilde her muhabbetimiz 10 dakika sonra siyasete, ekonomiye, dine doğru kayıyor. Ve ortamda farklı düşünen biri varsa sinir kat sayımız yavaş yavaş zirveye tırmanıyor. Sonuç karşılıklı stres, öfke ve tartışma. Değişen bir şey var mı? Tabi ki yok!


“Ne yapmalı? Hiç mi konuşmayalım vatandaşım ben yahu, fikrimi söylerim tabi.” diyenleri duyar gibiyim. Konuşacağız, fikirlerimizi tartışacağız ancak gönül kırmadan, birbirimizin hassasiyetlerini ezip geçmeden, değiştirmeye çalışmadan konuşacağız. “Çıkar cep telefonunu” diyenle “Hepiniz hırsızsınız” diyen zihniyet arasında zerre fark yok. İkisi de körü körüne bağlı, hoşgörüsüz, kutuplaştırıcı ve öfke dolu.

Bırakalım siyaseti siyasetçiler yapsın biz bilinçli vatandaşlar olalım okuyalım, araştıralım, ülkemiz için en doğrusu ne onu bulalım, mesleğimiz ne olursa olsun onu hakkıyla yapalım, çalışalım, üretelim, gündemi bilelim, iç – dış siyaseti takip edelim ama körü körüne biat etmeyelim. Demokrasinin bize verdiği en güzel şeyi SEÇME HAKKIMIZI zamanı geldiğinde kullanalım. Kutuplaşırsak sevgisiz öfke dolu bir toplum oluruz ki bu bizi yok eder bunu unutmayalım…

Hoşgörüyü elden bırakmayın.

Hepimiz aynı süreçlerden geçiyoruz ve hepimizin yükü kendimizce ağırken karşımızdakini anlamadan yargılamak veya tüm sinirimizi, gerginliğimizi ondan çıkarmak hiç adil değil. Son günlerdeki en büyük iletişim sorunumuz HOŞGÖRÜSÜZLÜK. Hoşgörümüzü kaybettikçe sevgimizi kaybediyoruz, sevgimizi kaybettikçe öfkemizi besliyoruz, öfkemizi besledikçe hem kendimize hem de topluma zarar veren bireylere dönüşüyoruz.

Ezcümle, bu topraklarda hoşgörü ve sevginin büyük timsali Mevlana’nın da dediği gibi:


Yaşadığın dünyaya bak; yüce Tanrı, hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edesin?”

Şiddet olaylarına karşı psikolojimizi korumak için 7 öneri


Sosyolog, İK Yöneticisi & Kariyer Gelişim Uzmanı | İnsan Kaynakları Yönetimi, Stratejik Yönetim Süreçleri, İş Planlama ve İş Değerlendirme, Kişisel Gelişim, Liderlik Becerileri, Müşteri Yönetimi, Kurumsal İletişim, Profesyonel Yönetim Becerileri, Diksiyon ve Beden Dili, Müşteri Memnuniyeti ve Devamlılığı, Satış ve Sektöre Özel Yönetim Eğitimleri vermektedir. İnsan Kaynakları & Yönetim Danışmanlığı ve Eğitim başlıklarında çalışmalarını sürdürmektedir. Yeni bir şeyler öğrenerek ve keşfederek yaşamayı ilke edinerek, bilgi paylaşıldıkça anlam kazanır düşüncesinden hareketle 2017 yılında İdeal Psikolojik Danışmanlık ve Kariyer Gelişim Merkezi’ni kurarak çalışmalarına burada devam etmektedir.