Başka bir dünya mümkün!

“İnsanın anlam arayışı içgüdüsel itkilerin bir ‘ikinci ussallaştırılması’ değil, hayatının temel motivasyonudur. Bu anlam, bireye özgü ve özeldir; bu yüzden de sadece onun tarafından karşılanabilir ve ancak o zaman kendi anlam istencini tatmin eden bir varlık kazanabilir.” — İnsanın Anlam Arayışı – Victor E. Frankl

Başka bir dünya

İnsan var olduğu günden bu yana hep bunu aradı. Aslında kimdi? Düşünen bir hayvan mıydı mesela? Varlığının amacı neydi? Öleceği ve sonsuza erişeceği günü beklemek mi? Dünyayı daha yaşanılır bir yere dönüştürmek mi? Kendi türünü yok etmek için icatlar bulmak mı? Sorular o kadar çoktu ki insan çağlarca düşündü. Düşüncesi felsefeyi yarattı. Düşünerek çağlar açtı çağlar kapattı ve bugün modern dünyayı inşa etti. Lakin hala milyonlarca insan aradığını bulamadı.

Putlar, putlarımız…

Kimim ben? Misyonum ne? Bugün dünyada milyonlarca insan bu ve benzer soruların kıskacında mutsuz. Kimi modern dünyada kendi içine yolculuk etmeye çalışırken kimileri ipleri çoktan bırakmış, rüzgarın esmesini ve savrulmayı bekliyor. Ben modern dünyanın gürültüsünde bir yolculuğa çıktım ve bir bir yıktım putlarımı ve şimdi azaltmışken sayılarını hiç olmadığım kadar özgürüm. Peki ya sizin putlarınızla ilişkiniz nasıl? Hala besliyor musunuz onları ya da yenilerine yer açıyor musunuz? Modern dünyanın putları sizi özgür bırakıyor mu?


Modern dünya

Modern dünyanın insanın hayatını ne kadar kolaylaştırdığından bahsedildi hep. Doğruydu da. Eksik olan insanı ne kadar yıprattığı idi. Modern dünya bize mamut avlayacak kadar kondisyona ihtiyacımızın olmadığını söyledi. Sonra at, deve sırtında seyahat edecek kadar vaktimizin olmadığını. Zaman en kıymetli şeydi modern dünyada o yüzden her şey hızlıydı. Araçlar, işler, yaşam aklınıza ne gelirse. Modern dünyada insan, tabir yerindeyse teknolojiyle uçmayı öğrendi. Bugün haberleşmek için güvercinlere, mektuplara, hatta ahizeli telefonlara, telgraflara ihtiyacımız yok. Dünya parmaklarımızın ucunda peki neden modern insan hâlâ mutsuz?

Ruhlarımızın bize yetişmesi lazım…

Herkesin bildiği Kızılderili hikayesini hatırlayalım. Ne diyordu: Çok hızlı gittik. Ruhlarımızın bize yetişmesi lazım. İşte modern insanın en büyük sıkıntısı buradaydı. Modern insan ruhunu şeytana sattı ve şeytan ona korunaklı putlar verdi. Ruhunu yitiren insan minik putlarıyla sardı etrafını. Sonra Küçük Prens’te ki gibi bir evin güzelliğini anlatabilmek için sardunyalardan değil de rakamlardan bahseder oldu. İsminden önce unvanı gelir oldu. İnsanlara kendinden bahsederken öz geçmiş okur oldu.

Oysa insan gerçekten bundan mı ibaretti? Mesleğinden titrinden, kilosundan, boyundan, kaç para kazandığından, emrinde kaç kişi çalıştığından, giydiği ayakkabının, kullandığı telefonun, içtiği kahvenin markası mıydı kişinin kim olduğu?


Etiketler; yeni putlarımız

Bugün yaşadığımız yüzyılda puta tapınmak komik geliyor peki, paraya, güce, makama, metaya tapınmak bir o kadar komik değil mi? İş başvurusunda dinlenilmesi gereken hangi okuldan mezun olduğumuz, diploma notumuz, daha önceki deneyimlerimiz sıcak bir tanışmada gerçekten gerekli mi? Onlar olmadan kendimizi çırılçıplak hissediyorsak en büyük putumuzu yarattığımız gerçeği ortaya çıkmıyor mu?

Özgürlük

Modern dünya insanı özgürlüğü ile avutuyor kendini. İstediğim zaman istediğimi yaparım çünkü özgürüm diyor. Peki ya istemeden yaptıkları? İstemeden yaptıkları onu hala özgür kılar mı? Ya da özgürlük tam olarak neleri kapsar? Bugün eğer ilkel olarak değerlendirilen bir kabilede yaşamıyorsanız gerçekten özgür müsünüz? Mesela yakanızın rengi maviden beyaza döndüğünde özgürleşir misiniz? Sanmıyorum. Peki masanızın üstünde duran titriniz kapınızın üzerine işlendiğinde özgürleşir misiniz? Cevap yine hayır. Aslına bakacak olursak hiyerarşik basamakları tırmandıkça azalacağını düşündüğünüz putlarınız artar. Koltuğunuzun konforu arttıkça uymanız gereken ritüeller artar. Hata yapma lüksünüz azalır. Mutlu hayatın aracısı olarak düşündüğünüz güç her geçen gün amacınıza dönüşür. Sonuç artık siz diye bir şey yoktur. İsminizin önünde yazan unvan, titr ne ise o vardır.

Putlar ve Kapitalizm

Kapitalizm yıllar önce modayı yarattı. Ne giyeceğimizi, saçımızı nasıl kestireceğimizi, vücut ölçülerimizi her şeyi moda belirledi. İnce dudaklara, düz popoya, küçük göğüslere, kalın bele, manikürsüz tırnaklara sahip olmanız kendinize saygı duymadığınız etiketini yemeniz için yeterlidir. X marka kıyafet çanta ayakkabı anında statünüzü arttırırken Y marka giyinmek anında küçük düşürebilir ve kalbinizin ne istediği içinizde çalan müziğin ne söylediğinin bu muhteşem(!) dünyada bir önemi yoktur. Statü her şeydir ve statü tabii olmayı gerektirir. Oysa modern dünya insanı özgürdü değil mi? Özgürlük kocaman bir yalan. Sistem ne giyeceğinize, ne dinleyeceğinize kiminle elenip ne zaman üreyeceğinize dahi karar verir. Hiç düşürmemeniz gereken çıtanın kölesi olursunuz. Hayat birden koskoca bir ringe dönüşür ve o ringde hayatta kalmak için bazen gerçekten yumruk atarsınız bazen etiketlerinizi yarıştırırsınız. Modern dünyanın köleleri göreceli özgürlüklerini yarıştırarak yitirirken hayatını kapitalizm o cesetlerin üzerinde yükselir.


Peki ya çözüm nerede? Kapitalizmle savaşmakta mı? Bu şüphesiz yel değirmenleriyle savaşmak gibi olurdu. Ama belki gerçekten de başka bir dünya mümkündür ve o dünyaya ulaşmak için tüm dünyayı değiştirmek değil de kendimizi değiştirmek gerekiyordur. Çözüm koşmakta değil de durmaktadır belki. Kim bilir belki modern dünya(!) insanının kurtuluşu ilkel(!) Kızılderili’dedir.

Harvardlı bilim insanlarına göre daha iyi bir arkadaş olmanın 5 yolu


Elif Aver
Elif Aver; 1987 yılında İstanbul'da doğdu. Cumhuriyet Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği bölümünden 2010 yılında mezun oldu. Özel sektörde mesleğini yapmakta, ayrıca TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi yönetim kurulu üyesi. Yazmak, çizmek ve okumak çocukluğundan beri en büyük tutkusu. Ondan sebep söz yitene kalem bitene kadar yazanlardan.