GS-FB müsabakası ve Fenerbahçe’ye dair

gs fb fenerbahçe

Süper ligde son haftaya girilirken zirvede yalnız kalan iki takımının karşılaşması, olası şampiyon takımın değişmesine yetmeyecekti ama şampiyon olamayacak takımın şampiyon olmuş gibi bir tutum ve tavır içine girmesine neden olacaktı.

En azından sezon boyunca iddia edilen “mağduriyetler” bir anlamda “aslında biz buyuz ama bizi engellediler, yoksa şampiyon biziz” yaklaşımları tescillenmiş olacaktı! Bu taraftar nezninde de kabul gördüğü için galibiyet “muhteşem” bir teselli olacaktı.


Nitekim böyle de oldu. Fenerbahçe’nin hem de 10 kişiyle Galatasaray’ı yenmesi tam bir savunma ve gerekçe pekiştireci olduğu gibi şampiyonluğa neredeyse eşdeğer bir teselli oldu… Olası şampiyon olacak takım söz konusu yenilgiyle sanki şampiyonluğu kaybetmiş bir görüntü sergilerken, şampiyon olma olasılığı neredeyse olmayan takım, şampiyon olmuşçasına çoşkulu ve mutluydu..

“Ezeli rekabet” böyle bir şeydi demek ki! Ama bu rekabet öte yandan bambaşka bir şey!

Fenerbahçe, Galatasaray’ın olası şampiyonluk keyfinin tadını damağında bıraktı… Galatasaray ise Fenerbahçe’nin yıllardır şampiyon olamama derdini olabildiğince hafifletti…

Özetle bu müsabakanın sonucunun ürettiği/üreteceği sonuç nedir derseniz: “Kısır döngü” dür…. Çünkü her iki takım da, Türkiye Futbolunun on yıllardır devam eden klasik söylemleriyle aynı şekilde devam edecekler… Yani birisi sampiyon olmanın, diğeri şampiyon takımı yenmenin avuntusu ile kendilerini, taraftarlarını ve müşterilerini kandırmaya devam edecekler..

Oyun kalitesi, teknik adam kalitesi ve kulüp yönetim kalitesi yine sorgulanmayacak… Sahada ve kenarda yer alan oyuncuların kimliği, nereden geldikleri, kaçının altyapılardan yetiştirilmiş olup olmadıkları kimseyi rahatsız etmeyecek…

Velhasıl Türkiye futbolunun Kapıkule’den öbür tarafta geçemeyen asalak, gelişmeyen ve geliştirmeyen düzeyi ve yapısı aynı şekilde sürmeye ve sürdürülmeye devam edecek…


ali koç

Bu yazının yazarı hiçbir takım ve kulüp taraftarı değildir. Futbolu oyun olarak sever ve “oyunun taraftarıdır.” Yazının bundan sonraki kısmının FB ağırlıklı olması, Fenerbahçe karşıtlığı üzerinden değil, tam tersi Fenerbahçe ve Ali Koç beklentisinin yüksekliği ve o beklentilerin karşılanıp karşılanmaması ile ilgilidir. Yoksa işin puan matematiği zaten ortadadır.

F.B kulübü ve takımına biçilen rol bellidir. Hem de “FB Cumhuriyeti” denecek kadar. Gerek Aiz Yıldırım olsun, gerek Ali Koç olsun son yıllarda bu rol ve rolün çerçevesi biraz daha değişti ve arttı… Sanki “FB tek diğerleri hepsi” gibi sosyopsikolojik bir algı oluşmasına/oluşturulmasına neden oldu. Bu aynı zamanda bir manipülasyon olarak da değerlendirilebilir. Laikliğin, Atatürkçülüğün, fetö karşıtlığının, Türkiye Cumhuriyeti temsiliyetinin öznesi haline sokulan FB gibi bir algı, haliyle manipülasyon denecek düzeyde bir atmosfer yarattı. Dolayısıyla bu bir “paranoya ve savunma haline geçme gerekçesinin agümanı haline de geldi” desek çok da abartmış olmayız.

Aslında bu durum bir yandan iyi gibi görünse de bir kurumun asıl amaç ve uzak hedefleri bağlamında risklidir.. Çünkü seni senden alır, seni başka şekle sokar ve konumlandırır. Yani bir kulübün ve takımın varlık nedeni ve doğal amaçları bağlamında asıl iş ikincil bir önem kazanmaya başlar. Bu bağlamda kendi kendine ettiğini bir başkası sana etmemiş olur. Haliyle böyle büyük anlamlar ve sıfatlar asıl özü itibariyle kulübün esas işini ikinci plana atmasına neden olur. Daha kötüsü her türlü başarısız veya vasatlığı kendine yüklenen anlamlar ile savunma kolaylığı, mazereti ve saldırı adı altında ilişkilendirerek meseleden ve çözüm üretmekten uzaklaşırsın…

İkincisi, Ali Koç kadar hayal kırıklığı yaratan başka bir başkan olmamıştır herhalde… Çünkü ondan beklenti gerçekten çok yüksekti… Belki de o yüzdendir yaşanan hayal kırıklığı… Mesele şampiyon olamamak falan değil, mesele daha farklı bir kulüp, daha özel bir takım ve kaliteli ve kalıcı bir oyun inşa edebilecek bir beklenti ile ilgiliydi çünkü… Diğer söylemle FB takımının oyun verimliliğinde Avrupa kalitesi ve Avrupa standartlarında taşınacağı düzey ile ilgiliydi… Kimbilir belki de bilinçaltı ve üstündeki beklenti, Koç Holdingin Avrupa ölçeğinde bir kurum olmasının Fenerbahçede vücut bulacak olmasına ilişkindi.

Öte yandan çoğu futbolsever ve Fenerbahçe severler için Ali Koç’un başarılı bir holding patronlarından birisi olarak, onun endüstriyel futbolun gereklerinin en iyi şekilde yerine getircek “evrensel anlamda oyunu kurallarına göre oynayacak” birisini olması beklenirken, karşılarına çıkan sürekli kavga eden hırçın, polemik yapan bir profil oldu. Oyuncu, teknik adamlar ve takımın oyun niteliği konusunda yeterince farklılık oluturamayan, bu anlamda teknik konulardaki tercihlerinin çoğu yanlış olan ve geleceğe ilişkili yapılandırmadan uzak bir başkan görüntüsü vermiş olması, muhtemel hayal kırıklığı nedenlerinin başında gelir.

Üçüncü bir boyut, FB kulübünün başkanlarının genellikle meseleleri vakur karşılamayan, sükunetle halletmeyen, bazı kişisel tarzları öne çıkaran bir kültüre sahip oldukları başka bir parantez konusudur. Sıradan bir Anadolu takımı görüntüsü veren ilişkiler, genel kurul tartışmalarındaki kurumsal olmayan kişisel suçlamalar, FB ye yüklenmeye çalışılan misyon yani sorumluluk ile pek bağdaşmayan ama bir o kadar da iç motivasyon unsurunun ne olduğunu ortaya koyan bir durumdur..


Oysa bir Avrupa kulübü ve takımı olmak için iç motivasyon öğelerinin bambaşka gelecek planları ve geleceğe ilişkin programlar olmak zorundadır.

Futbol Endüstrisi 5.0