Ana Sayfa Eğitim Yapay zekâ eğitimi: Üniversiteler bu dönüşüme hazır mı?

Yapay zekâ eğitimi: Üniversiteler bu dönüşüme hazır mı?

Yapay zekâ artık sadece teknoloji dünyasının gündemi değil. Üniversite koridorlarında, akademik toplantılarda, şirketlerin yönetim kurullarında ve öğrencilerin kariyer planlarında aynı soru konuşuluyor: Geleceğe nasıl hazırlanacağız? Öte yandan dikkat çekici olan, bu soruya verilen yanıtların giderek iki uç arasında sıkışması.

Bir tarafta prompt mühendisliğini geçici bir moda olarak görenler var. Agentic AI kavramını abartılmış bulanlar da aynı grupta yer alıyor. Onlara göre bu teknolojiler kısa süre içinde önemini yitirecek, insanları işsiz bırakacak ve sonunda toplum için ciddi sorunlar doğuracak.

Diğer tarafta ise her hafta yeni modellerin, yeni araçların ve yeni yapay zekâ ajanlarının ortaya çıktığı baş döndürücü bir hız var. Dün mümkün olmayan pek çok görev bugün birkaç dakikada gerçekleştirilebiliyor. Bir yıl önce hayal gibi görünen uygulamalar artık günlük hayatın parçası haline geliyor.

İki Görüş arasında kalanlar

Peki bu iki görüşün arasında kim kalıyor?

En çok öğrenciler.

Yapay zekâ çağında eğitim: Teknolojinin akademik dünyaya etkilerini ve sürekli öğrenme sürecini özetleyen konsept.

Bugün üniversiteye başlayan bir genç, hangi sesi dinlemesi gerektiğini anlamaya çalışıyor. Bir hocası “Prompt mühendisliği birkaç yıla kalmaz biter.” derken, başka bir dersin sonunda şirketlerin Agentic AI ekipleri kurmaya başladığını okuyor. Sosyal medyada ise her gün yeni bir başarı hikâyesiyle karşılaşıyor. Belirsizlik, bilgi eksikliğinden daha yorucu olabiliyor.

Üniversiteler dönüşüme hazır mı?

Tam da bu noktada yükseköğretim sisteminin önünde önemli bir sınav bulunuyor. Son dönemde YÖK’ün yapay zekâ odaklı yeni programlar ve dersler konusunda attığı adımlar, bu dönüşümün artık görmezden gelinemeyeceğini gösteriyor. Bu oldukça önemli bir gelişme. Çünkü yapay zekâ artık yalnızca bilgisayar mühendislerinin konusu değil; hukukçudan psikoloğa, iletişimciden işletmeciye kadar hemen her disiplini etkiliyor. Ancak yeni dersler açmak tek başına yeterli olmayacak.

Asıl soru şu: Üniversiteler bu dönüşüme hangi hızda uyum sağlayabilecek?

Teknoloji artık yıllık değil, aylık hatta haftalık döngülerle değişiyor. Müfredatlar ise doğal olarak çok daha yavaş güncelleniyor. Bu nedenle üniversitelerin sadece bilgi aktaran kurumlar olmaktan çıkıp sürekli öğrenmeyi öğreten kurumlara dönüşmesi gerekiyor.

Bugün prompt yazmayı öğrenen bir öğrencinin mezun olduğunda aynı araçları kullanacağının garantisi yok. Hatta büyük ihtimalle kullanmayacak. Ancak doğru soru sormayı öğrenen, büyük dil modellerinin mantığını kavrayan, yapay zekâ sistemlerini analiz edebilen ve yeni araçlara hızla uyum sağlayabilen bir mezun, değişen teknolojiler karşısında çok daha güçlü olacaktır.

Çünkü geleceğin meselesi belirli bir uygulamayı bilmek değil, değişime uyum sağlayabilmektir.

Sınıfta gördüğüm en büyük sorun

İki dönemdir üniversitede Prompt Mühendisliği dersi veriyorum. Bu alanda akademik çalışmalarla katkı sunmaya çalışıyor, yapay zekâ üzerine üretmeye devam ediyorum. Prompt mühendisliğiyle ilgili bir kitabım yayımlanmak üzere; Agentic AI tasarımı üzerine hazırladığım bir başka kitap da okurlarla buluştu. Ancak tüm bu çalışmaların ötesinde, derslerde en çok dikkatimi çeken şey öğrencilerin teknik eksiklikleri değil, zihinlerindeki karmaşa oluyor.

“Buna gerçekten yatırım yapmalı mıyım?”

“Beş yıl sonra bunların hepsi bitecek mi?”

“Yapay zekâ bizim yerimize çalışacaksa neden öğreniyoruz?”

Bu soruların kesin cevaplarını kimsenin bildiğini düşünmüyorum. Ancak bildiğim bir şey var. Tarih bize şunu gösteriyor: Yeni teknolojiler ortaya çıktığında toplum önce onları anlamaya değil, onlardan korkmaya eğilim gösterebiliyor. Televizyonun aile yapısını bozacağı, internetin insanları yalnızlaştıracağı ya da bilgiyi değersizleştireceği yönündeki tartışmalar uzun yıllar gündemde kaldı. Bu kaygıların bir kısmı belirli ölçüde karşılık bulurken, bir kısmı zaman içinde geçerliliğini yitirdi. Bugün yapay zekâ hakkında yürüttüğümüz tartışmalar da belki yıllar sonra benzer bir perspektifle değerlendirilecek.

Belki de bu yüzden asıl mesele, değişime direnmek ya da onu sorgulamadan kabullenmek değil, onu anlamaya çalışmak. Geçmiş deneyimler, teknolojik dönüşümlerde en büyük avantajı değişimi zamanında anlayan ve yeni koşullara uyum sağlayabilenlerin elde ettiğini gösteriyor. Yapay zekâ çağında da bunun farklı olacağını düşünmek için güçlü bir neden görünmüyor.

Asıl ihtiyaç: Öğrenmeye devam edebilmek

Bu sebeple gençlere sürekli aynı tavsiyeyi veriyorum.Hiçbir teknolojiye körü körüne hayran olmayın. Ama hiçbir teknolojiyi de küçümsemeyin. Eleştirin, sorgulayın, deneyin, üretin ve öğrenmeye devam edin.

Çünkü yapay zekâ çağında en değerli beceri, tek bir aracı kullanabilmek değil; sürekli değişen araçlarla birlikte öğrenebilmektir.

Öğrencilere yalnızca bugünün bilgisini vermek değil, henüz ortaya çıkmamış teknolojilere bile uyum sağlayabilecek düşünme biçimini kazandırmak. Ben de bu sürecin küçük bir parçası olmaya çalışıyorum. Elimden geldiğince derslerimde, eğitimlerimde, araştırmalarımda ve yazılarımda, yaşı ne olursa olsun bu dönüşüme ayak uydurmak isteyen herkese katkı sunmaya gayret ediyorum.

Çünkü yapay zekâ yarışında asıl mesele, en güçlü modeli kullanmak değil; öğrenmeyi bırakmamaktır.


🌐 Bunlar da ilginizi çekebilir:

Ruken Zilan
Ruken Zilan, lise eğitimini 15 yaşında tamamlamış, sonrasında akademik yolculuğuna Gazi Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde (ODTÜ) Fizik alanındaki lisans ve yüksek lisans programlarıyla devam etmiştir. Ardından, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünde ikinci yüksek lisansını tamamlamıştır. Uzmanlık alanları arasında Güneş Enerjisi ve Kablosuz Sensör Ağları bulunmaktadır. Akademik çalışmaları boyunca temiz enerji kaynakları ve bilişim teknolojilerinde güvenlik konularına odaklanmıştır. Ayrıca, yapay zekâ (AI) ve prompt mühendisliği alanlarındaki çalışmalarını da aktif olarak sürdürmektedir. Uluslararası alanda, 2007-2018 yılları arasında UPC BarcelonaTech'te doktora araştırmalarını yürütmüş, 2008-2012 yılları arasında ise Barselona Süper Bilgisayar Merkezi'nde CISCO California bursiyeri olarak görev yapmıştır. Türkiye'ye döndükten sonra kariyerine İTÜ, ODTÜ ve İstanbul Teknokent bünyesinde çeşitli projelerde yer alarak devam etmiştir. Halen özel bir üniversitede Yazılım Mühendisliği bölümünde yarı zamanlı ders vermektedir.