Ana Sayfa Müzik Grunge’ın yükselişi: 1991 sonbaharının 35. yıldönümü

Grunge’ın yükselişi: 1991 sonbaharının 35. yıldönümü

1990’lı yıllara damgasını vuran grunge akımı dünya sahnesine çıkışının 35. yıldönümünü kutluyor…

Grunge’nin yükselişi ve tarihi1991 yılıydı; Amerika’nın Washington eyaletinde herzamanki gibi sakin bir sonbahar beklenmekteydi. Uzun süren kış boyunca iç karartısı ve bunalım yağdıran gri bulutları yüzünden kimsenin yüz vermediği Seattle’da birdenbire kopan grunge fırtınası, müzik ve moda dünyasının gözlerini Kuzeybatı Pasifik kıyısına çevirmesine yol açtı.

Kentin arka sokaklarında yerel bir müzik türü olarak varlığını sürdürmekteyken 1990 yılının ağustos ayında satışa sunulan Alice in Chains’in ‘Facelift’ albümüyle adını eyalet dışına duyuran Seattle sound’u, 1991 yılının eylül ve ekim aylarında Pearl Jam, Nirvana ve Soundgarden’ın arka arkaya kopardığı ‘Ten’, ‘Nevermind’ ve ‘Badmotorfinger’ fırtınalarıyla müzik tarihinin taşlarını yerinden oynatmıştı.

Önce Amerika’da sonra tüm dünyada tutkuya dönüşen grunge müziği kendisinden önce ve sonra ortaya çıkan bazı akımlar gibi beraberinde özgün bir moda da getirmesinin yanı sıra toplumsal ve bireysel düşünce biçimleri de barındırmaktaydı. Bu yıl, yükselişinin 35. yıldönümüne ulaşan grunge’nin müzik tarihinin karamsar sayfalarında oldukça dokunaklı bir öyküsü var.

Grunge, X kuşağının arka sokaklarda yaşayan kesiminin toplumsal düzene karşı asi bir haykırıştı.

Seattle’ın arka sokaklarından yerel bir tepki olarak öne çıkan grunge’nin (gıranç şeklinde okunur) doğuş nedenleri, sesinin kişiliği, gelişimi, yarattığı toplumsal etki ve dayandığı düşünce açısından kültürel ve sosyolojik çok sayıda araştırmaya konu olmuştur. Bu araştırmalarda coğrafi, sosyal ve ekonomik birçok neden öne sürülüyor.

Yeraltı sahnesinden çıkıp dünya çapında beğeni kazanan bir müzik ve kültür akımına dönüştü.

Northern Michigan Üniversitesi’nden Bailey Gomes yayılma nedenini “Müzik, saldırganlık için bir dışavurum alanı sağlar. Grunge, ergenlerin duygularını sağlıklı bir yolla, duygusal bir arınma süreciyle yaşamalarına olanak tanıdı. Bu etkinin yanı sıra grunge, ergenlere arkasında durabilecekleri bir hareket sundu.” şeklinde açıklamış. Bu noktadan yola çıkılırsa, Seattle’da toplumsal içerikli yeni bir müzik türünün doğması hiç şaşırtıcı gelmiyor.

Zira, kentin müzikal geçmişinde Quincy Jones, Kenny G, Ray Charles, Queensrÿche, Jimi Hendrix ve Heart gibi popüler yıldızların adının geçmesi Seattle’da bulutlu havanın yanı sıra müzikal bir geleneğin de var olduğu açıkça görülmekte. Dolayısıyla, Seattle’lıların iç dünyalarını müzik aracılığıyla dışa vurma yolunu seçmelerini son derece doğal kaşılamak gerekir.

Araştırmacılar, Seattle sound’unun bölgedeki coğrafi ve toplumsal koşulların etkisi altında oluştuğunu öne sürmekte.

Kuzeybatı Pasifik kıyısındaki Washington eyaletinin en büyük şehri olan Seattle’da yaşam denince, Cascade ve Olympic Dağları ile Puget Boğazı’nın oluşturduğu iklimsel koşullar nedeniyle hiç dinmeyen soğuk esintiler, gri bulutların etkisiyle yaklaşık dokuz ay boyunca yağan yağmur, mevsimsel çökkünlük (depresyon), üzüntü ve sıkıntı kaplı sokaklar akla gelir.

Denizcilik, kerestecilik, çeşitli hizmet ve sanayi yatırımlarıyla öne çıkan kentin arka sokaklarında yaşamakta olan işçi sınıfı kışın ucuz botlarla yağmurda rahat yürür, tişört üstüne giydiği oduncu gömleğiyle soğuk rüzgardan korunur. Kısa süren yaz boyunca elden düşme tişörtler yeğlenirken eskimiş veya yırtık kot pantolonlar her mevsimin değişmezidir.

Kentin basık ortamı ve aralıksız soğundan kaçmak isteyen müziksever gençler şarkılarını bodrum katları, garajlar ve depolar gibi iç açıcılıktan uzak ortamlarda üretirler. Dolayısıyla, kasvetli ortamlarda zorluklarla boğuşarak yaşayan insanların yüreklerinden doğan grunge’nin karamsar, bunalım yüklü ve hırçın bir kişilik edinmesi son derece olağandır.

Ayrıca, metal müziğin virtüöz gitaristleri ve üstün vokal tekniklerini vazgeçilmez görmesi, pop müziği ticari açıdan kusursuzlaştıran teknolojik olanakların alımgücü gerektirmesi gibi çözümsüz zorluklar da arka sokaklarda yaşayan dar gelirli gençlerin grunge’ye yönelmesine ön ayak olmuştur. Zira, grunge basit akorlar, yoğun distorsiyon ve doğal vokalle çok daha kolay şarkı üretme olanağı tanımaktaydı.

X kuşağı müzikte tatlı hayallere dalmak yerine yaşamın gerçeklerini duyumsamak istedi.

X kuşağının yüksek boşanma oranı, ekonomik sıkıntılar, işsizlik gibi gerçekler içinde yaşayan kesimi, 1980’li yılları etkisi altında tutan hair metal’in parti, aşk ve eğlenceye imrendiren ‘herşey çok güzel’ mesajında ve pop müziğin neşeli ve romantik melodilerinde kendisinden birşey bulamıyordu. Dolayısıyla, Seattle’dan yükselen başkaldırı çığlıkları, eyalet veya ülke sınırı tanımaksızın, aynı düşüncedeki tüm müzikseverlerin yüreğini yakalayıverdi.

‘The Rocket’ dergisinin yazarlarından Dawn Anderson “Grunge, her türlü uç noktanın ifadesiydi; pek çok kişi bunun heavy metal’e bir geri dönüş olduğunu söyler; evet, bu bir etkendi, punk rock da bir etkendi. Aslında gürültülü, sarsıcı ve uç olan her şey bir etkendi.” şeklinde değerlendiriyor grunge’yi. Bazı araştırmacılara göre ise, grunge liberal görüşlü gençlerin 1980’li yıllardaki tutucu yönetime ve düzenden hoşnut olan kesime yönelik bir başkaldırıyı temsil ediyordu.

Grunge’nin Büyük Dörtlüsü: Nirvana, Soundgarden, Pearl Jam, Alice in Chains… Seattle sound’unun önderliğini üstlendi.

Grunge’nin Büyük Dörtlüsü ve diğer topluluklar kendi özgün sound’larını geliştirmiş olsa da grunge’nin punk rock’ın asiliği, hırçınlığı, çiğ yapısı ve basit akor dizilimi ile heavy metal’in güçlü bas-davul ritimleri ve ağır-yavaş riff’lerinin Seattle’ın iç karartıcı ve sıkıcı ortamında sentezlenmesiyle ortaya çıktığı kesindir.

Genelde, şarkılar pürüzsüz bas ve hafif gitar tonuyla başlayıp yoğun distorsiyon desteğiyle gırtlağı yırtarcasına yükselen haykırışlı nakaratlara ulaşırdı. Diğer yandan, özellikle rock ve metal şarkılarının vazgeçilmezi olarak görülen ışıltılı gitar sololarına yer verilmezdi.

nirvana

Grunge, tüketim kültürünün önerdiği ışıltılı ve gösterişli toplumsal düzene başkaldırarak yeni bir seçenek önerdi.

Şarkı sözlerinde yalnızlaşma, işsizlik, başarısızlık duygusu, ırkçılık karşıtlığı, güvensizlik, feminizm gibi psikolojik ve toplumsal konulara yer verilirken bu konulara kayıtsız kaldığı düşünülen toplumsal düzene karşı tepki gösterilir ve dinleyicilere yaşamın gerçekleriyle yüzleşme çağrısında bulunulur. Kısacası, X kuşağının kaygı ve içsel sancıları dile getirilir.

Grunge yapan gruplar savunduklarına görsel destek oluşturma ve ait oldukları kitleyi temsil ettiğine inandıkları için makyajdan ve pahalı giysilerden uzak durmaya özen göstererek yırtık kot pantolonlar, ağır postallar, basit tişörtler, eskimiş hırkalar ve ucuz oduncu gömlekleri giyerler, canlı televizyon programlarında ve konserlerinde ışıklı ve parlak gösterilerden uzak dururlardı.

Seattle’da grunge notaları 1980’li yılların başında duyulmaya başladı.

Birçok müzik türünde olduğu gibi doğum anı ve ilk yapanın adı kesin olarak bilinmemekle birlikte grunge’nin doğuşuna ilişkin birçok esin kaynağından söz edilebiliyor. Söz gelimi, Smashing Pupkins’ten Billy Corgan grunge’nin doğuşunda Black Sabbath’ın 1971 tarihli ‘Master of Reality’ albümünün büyük etkisi olduğunu söylemiştir.

Başka bir örnek olarak, Neil Young & Crazy Horse’un 1979 tarihli ‘Hey Hey, My My’ şarkısında Neil Young’ın gitarından çıkan pürüzlü, kirli ve distorsiyonlu sesin grungeçılar için temel oluşturduğu savunulur. Grunge, 1980’li yılların başında Seattle, Tacoma, Bellingham ve diğer yerel bölgelerdeki gece kulüplerinde çalınmaya başladı.

Amerikalı grunge rock grubu Pearl Jam

1980’li yılların ortalarında Bam Bam, Green River, L7, Soundgarden, The Melvins ve U-Men gibi topluluklar öne çıkmıştı. Yerel müzisyenler büyük müzik yapım şirketlerinin ticari baskısı olmadan saf ve özgün bir müzik türü geliştirdiler. Bu dönemde müzik yazarı Dawn Anderson’ın kurduğu ‘Backlash’ dergisi grunge toplulukları için iyi bir tanıtım aracı olarak anımsanmakta.

1980’li yıllar boyunca yerel müzik yapım şirketleri – özellikle Bruce Pavitt ve Jonathan Poneman’a ait olan Sub Pop Records ve bugün ‘Grunge’nin Babası’ olarak anılan müzik yapımcısı Jack Endino – yeraltındaki özgün Seattle sound’a ilgi göstererek birçok albüm ve tekli yayınlamıştı. Ne var ki gece kulüplerinde verilen canlı dinletiler ile satışa sunulan yapıtlar Seattle’da beğeniyle karşılansa da Amerika’nın geri kalan kısmında tanınması sağlanamamıştı.

Tam bu dönemde, 1988 yılında, Jack Endino Nirvana’nın yirmibir yaşındaki genç solisti Kurt Cobain ile tanıştı. Ünlü yapımcı o günleri şöyle anımsamakta. “Nirvana hiç beklenmedik bir anda ortaya çıktı. Grubun kökeni, ıssızlığın ortasındaki bir kasaba olan Aberdeen’e dayanıyordu… Onları muhteşem buluyordum… Bu grubun çok büyük işler başaracağına inanıyordum…”

Öte yandan, büyük yapım şirketleri Amerika ve yurtdışında tutulan türlerin artık doyma noktasına ulaştığı ve gereksiz yinelemelerle tıkanma yaşadıklarını fark ettiklerinden 1990’lı yıllar için yeni sesler keşfetme arayışına girmişlerdi. Acaba, Seattle’ın geleneksel sesini popüler ögelerle besleyip geniş kitlelere sunmak yeni tür arayışı için çözüm olabilir miydi?

Amerikan grunge / alternatif metal grubu Alice in Chains üyeleri

1990 yılına girilmesiyle, büyük müzik şirketleri Seattle’ın yeraltı sahnesinde tanınmakta olan Nirvana, Alice in Chains, Pearl Jam ve Soundgarden’ı ilgiyle karşıladı. İlk olarak, Alice in Chains ünlü Columbia Records’un etiketiyle, 1990 yılının ağustos ayında ‘Facelift’ albümünü yayınladı ve ilk teklileri We Die Young’ın katkısıyla tanınmaya başladı.

Grubun solisti Layne Staley, aynı yıl, MuchMusicCanada kanalına verdiği röportajda şarkılarından “Kendiniz hakkında yazdığınızı söylüyorsunuz… Aslında yalnızca basit şeylerden, duygulardan bahsediyoruz. Yani, karanlık ya da depresif insanlar olduğumuzdan değil, herkes gibi olduğumuzdan. Diğer müzisyenler hakkında hiçbir halt bilmedikleri şeyler hakkında yazmayı seçiyorlar. Kızlar, arabalar, partiler, cumartesi gecesi dışarı çıkıp kavga etmek gibi. Tamamıyla o saçmalıklar işte. Biz kendimiz hakkında yazıyoruz çünkü kendimizi biliyoruz.” şeklinde söz etmiş.

Bir yıl önce yayınlanan Alice in Chains’in Facelift albümü, 1991 yılının yazında Amerika müzik listelerinde 42. sıraya erişince İlk50’ye giren ilk grunge albümü olmayı başardı. Pearl Jam ilk albümü Ten’i 27 Ağustos’ta, Nirvana ikinci albümü Nevermind’ı 24 Eylül’de, Soundgarden ise üçüncü albümü Badmotorfinger’ı 8 Ekim’de satışa sundu.

Ve böylece, tarihi sonbahar gelmişti. 10 Eylül 1991 tarihinde yayınlanan Nirvana’nın ‘Smells Like Teen Spirit’ şarkısı ve ondört gün sonra yayınlanan ‘Nevermind‘ albümü öylesine derin bir etki yarattı ki grunge dünya gündeminin zirvesine yerleşti.

Bugün, X kuşağının ikonu olarak anılmakta Kurt Cobain…

Ünlü yıldızın gitarından duyulan benzersiz riff ve gırtlağındaki o eşsiz hırıltı ve pürüz ile nakaratta gelen gürleme… Kanımca, müzikseverlere o ana dek dinlediklerinden başka bir tür ile karşı karşıya olduklarını derinden duyumsatan bir yorum.

Yaklaşık iki yıl sonra, ünlü müzik dergisi Rolling Stone’ye verdiği röportajda efsanevi şarkının hazırlanış öyküsünü ne kadar da basit tümcelerle anlatmış, sanki devrimsel bir kırılma noktası oluşturduğunun farkında değilmiş gibi.

“O şarkıyı yazarken temel olarak Pixies’i taklit etmeye çalışıyordum. Bunu itiraf etmeliyim. Pixies’i ilk duyduğumda o gruba o kadar derinden bağlandım ki, neredeyse o grupta yer almalıymışım gibi hissettim, ya da en azından bir Pixies cover grubunda çalmalıydım. Onların dinamik kontrast formülünü (önce yumuşak ve sessiz, ardından tamamen gürültülü ve sert geçişler) kullandık.”

Rolling Stone dergisi Seattle’ın ‘yeni Liverpool’ olduğunu öne sürerek bu patlamayı 1960’lı yıllar ve Beatles’ın çıkışına benzetmişti.

Büyük müzik şirketlerinin dağıtım ağını ve müzik medyasının tanıtım gücünü arkasına alan Grunge’nin Büyük Dörtlüsü zirveye kurulurken Seattle sound’u ve Seattle’ın arka sokaklarının giyim tarzı kısa süre içinde küresel bir akıma dönüştü. Başka bir deyişle, Seattle’lı dar gelirlilerin kısıtlı olanakları yüzünden zorunlu kaldığı salaş giyim tarzı tüm dünyada moda olmuştu.

Grunge küresel bir çılgınlık gibiydi artık. Öyle ki, ünlü giyim markaları ucuz ve elden düşme giysi satan dükkânlarda rastlanan giysileri kendi tasarımlarıyla binlerce dolara satmaktayken müzik şirketleri yeni grunge gruplarını ardı ardına müzik sahnesine çıkarıyordu. Bir yandan, Grunge’nin Büyük Dörtlüsü’nün yapıtları da satış rekorları kırmayı sürdürmekteydi.

Grunge ilk büyük darbeyi zirvedeyken aldı. 1994 yılında, Kurt Cobain intihar etti.

Nirvana grunge’nin önderlerinden biri olarak tüm dünyayı sarsmaktayken inanılmaz bir şok ile karşı karşıya kaldı; bugün rock müziğin en etkileyici yıldızlarından biri olarak anımsanan Kurt Cobain arkasında elyazısıyla yazdığı bir mektup bırakarak intihar etmişti. Acı kaybın ardından Nirvana çalışmalarına son verdi.

Ne var ki grunge’nin yaprak dökümü Nirvana ile sınırlı kalmadı. Müzik şirketlerinin ticari amaçla Seattle sound’unun ruhundan uzak onlarca grubu sahneye çıkarması, bir süre sonra, türün müzikal kalitesinde düşüşe yol açmıştı.

Asi ve huzursuz ruhuyla ana akıma karşı başka bir seçenek olarak parlayan grunge büyük bir ticari araca dönüşünce özgünlüğünü, düzen karşıtlığını ve tüketim çılgınlığına karşı duruşunu korumakta zorlanıyordu.

Ayrıca, grunge’nin Nirvana dışındaki diğer üç önderi 1990’ların ikinci yarısından sonra ciddi huzursuzluklar yaşamaya başlamıştı. Bunun sonucunda, 1997 yılında Soundgarden, üyeleri arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle dağıldığını açıkladı.

Diğer yandan, Alice in Chains’in grubun solisti Layne Staley’in ağır uyuşturucu bağımlılığı yüzünden yeni çalışma yapamıyordu. Pearl Jam ise müzik endüstrisinin belli kurumları ve MTV ile yaşadığı anlaşmazlıklar sonrasında popüler ortamdan uzaklaştı.

Amerikan alternatif rock ve grunge grubu Soundgarden üyeleri

1997 yılına gelindiğinde Seattle’ın notaları ağlamaktan yorgun düşmüştü.

Grunge’nin karanlık sesiyle yüreğinde biriken acıları dışarı çıkaran mutsuz kesim rahatlama ihtiyacını yeterince karşılamış olacak ki medyanın öne çıkardığı yeni türleri dinlemeye yönelince biraz daha yumuşak sesli ve daha az öfkeli olmasıyla dikkat çeken alternatif rock ve nu-metal ile neşeli ve görsel etkileyiciğiyle beğeni toplayan teen-pop yükselişe geçti.

Popülerliğini yitiren grunge’nin bugüne yansıyan etkileri arasında yeraltında yaşamını sürdüren alternatif rock’u ana akıma kazandırması, virtüöz gitaristlerin estetik sololarına nokta koyarak rock müziğin sesini değiştirmesi ve hâlâ giyilen oduncu gömlekleri ile yırtık kot pantolonlar sayılabilir.

İleriki yıllarda Seattle’ın iki efsanevi sesi daha; Alice in Chains’ten Layne Staley aşırı dozda uyuşturucu kullanımı, Soundgarden’dan Chris Cornell intihar nedeniyle yaşamını yitirdi. Eşsiz vokal yetenekleriyle dünyanın dört bir yanına seslenen, dinleyicilerin üzüntülerini dindiren üç büyük sanatçının kendi bunalımına yenik düşmesi grunge’nin karamsar kişiliğinin sonucuydu belki…

Kurt Cobain’in 1993 yılındaki ‘MTV Unplugged’ konserinde giydiği lekeli hırkanın 2019 yılında, New York’ta yapılan açık artırmada 334.000 dolara satılması, Seattle sound’unun bir kuşağı ne denli derinden etkilediğini gösteren olaylardan biridir.

Müzik tarihindeki egemenliği kısa sürse de asi ruhu, huzursuz notaları, ham vokali ve tüketim düzenine karşı duruşu ile müzik tarihinde kırılma noktası oluşturan bir akımdı grunge.


Kaynaklar:


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Koray Erdivanlı
1975 yılında İstanbul’da doğdu. 1993 yılında Özel Işık Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1998 yılında Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi (Fransızca) bölümünden lisans derecesi aldı. Western Michigan University ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde MBA dalında yüksek lisans yaptı. 2021 yılında Hacıbektaş Belediyesi tarafından düzenlenen kısa öykü yarışmasında 'Üç Öğüt' adlı öyküsüyle birincilik ödülü; 2022 yılında 25. OŞYAD Geleneksel Şiir Yarışması'nda 'Gurbet' adlı şiiriyle özendirme ödülü kazandı. 2022 yılında 'Yeşil Güller' adlı öykü kitabı ve 'Öfkeli Dargınlık' adlı tiyatro oyunu, 2023 yılında 'Dantelli Tuzak' adlı romanı, 2024 yılında 'Duygu Kovanı' adlı öykü kitabı ile 'Gümüşpetek Yangını' adlı romanı yayınlandı. Başlıca uğraşlarından biri olan filateli alanında 'Çanakkale Savaşı' ve 'İbn-i Sina' temalı koleksiyonlarıyla altı madalya kazandı. Özel sektörde insan kaynakları alanında yönetici olarak çalışmaktadır. Tarih, spor, sinema ve müzik başlıca ilgi alanları arasındadır.