İklim krizi artık geleceğin değil, bugünün en büyük sorunlarından biri. Türkiye’nin kasım ayında Antalya’da ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31 öncesinde konu yeniden gündemde. Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, mevcut eğilim sürerse Türkiye’nin 2050’lerde su fakiri ülkeler arasına girebileceği uyarısında bulunuyor.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisi olan COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek. Zirvede dünya liderleri, bilim insanları, uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri iklim kriziyle mücadele için ortak çözümleri masaya yatıracak.
İklim krizi tarımdan halk sağlığına her alanı etkiliyor
Adiller, iklim değişikliğinin tarımdan gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına ve ekonomiye kadar pek çok alanı etkilediğini söylüyor: “Tarımda kuraklığın verimlilik düşüşüne neden olduğunu biliyoruz. Bunun yanında pek çok tarımsal üründe iklim değişikliği etkisiyle hastalıkların daha sık ortaya çıktığı ve hastalıklara karşı direncin de düştüğü görülüyor. Ayrıca tarımsal üretim sonucunda elde edilen ürünlerde besin içeriğinin de olumsuz etkilendiği pek çok çalışma ile kanıtlanmış durumda. Son olarak pek çok ürün bölgesel iklim özelliklerinin değişmesiyle gelecekte bulundukları bölgelerde yetiştirilemeyebilir.”
Su krizi halk sağlığını ve ekonomiyi tehdit ediyor
Su kaynakları, iklim değişikliğinden en çok etkilenen doğal kaynaklar arasında. Adiller, “Su kaynaklarının miktar ve kalitesinin bozulması doğrudan hijyen koşullarını bozarak halk sağlığını küresel ölçekte risk altına almaktadır. Bununla beraber kuraklık pek çok salgın hastalığın yayılma hızını artırmaktadır” diyor. Adiller’e göre tüm bu etkilerin bir de ekonomik boyutu var; pek çok ülke her yıl iklim değişikliğiyle mücadele ve etkilenen sektörleri desteklemek için büyük fonlar ayırıyor.
Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri
Türkiye, iklim krizi açısından en çok etkilenen bölgelerden sayılan Akdeniz Havzası’nda yer alıyor. Adiller, “Bu durum özellikle son yıllarda kendini su kaynaklarında azalma, yağış rejimlerinde değişim, geniş alanlarda meydana gelen orman yangınları, güney ve iç bölgelerimizde meydana gelen şiddetli kuraklık ve özellikle Karadeniz kıyılarında daha sık gerçekleşen sel felaketleri ile kendini göstermektedir” diyor. Adiller daha önce İstanbul’daki selin betonlaşmayla ilişkisini de değerlendirmişti.
Küresel ısınma iklim sistemini nasıl değiştiriyor?
Adiller, küresel ısınma ile iklim değişikliğini birbirine bağlı iki kavram olarak açıklıyor. Sanayi devrimi ve nüfus artışıyla havadaki miktarı artan sera gazları havanın daha sıcak kalmasına, bu da küresel sıcaklık ortalamasının yükselmesine yol açıyor. Sıcaklık arttıkça buharlaşma, rüzgar, nem ve yağış gibi hava olayları da değişiyor:
“Hava ısındıkça havanın nem tutma kapasitesi de artıyor. Yani hem yeryüzündeki su havaya geçiyor, hem de hava daha sıcak olduğu için havada nem olarak bulunan suyun yağış olarak yeryüzüne dönmesi gecikiyor. Bunun sonucunda yağışın daha uzun aralıklarla yağmasıyla kuraklığın şiddeti artıyor, hem de yağmur düştüğünde hava daha fazla nem tuttuğu için bazı durumlarda anlık çok şiddetli yağışlar oluyor.”
Adiller’e göre bu değişim deniz seviyesinin yükselmesi, yağış rejimlerinin değişmesi, okyanus asitlenmesi ve fırtına, hortum, sel gibi aşırı hava olaylarının sıklaşması gibi sonuçlar doğuruyor.
İklim krizi ve su: Türkiye su stresi yaşıyor
Şiddetli yağışlar toprağın emdiği ve yeraltı suyuna katılan su oranını düşürürken sel ve taşkınları tetikliyor. Adiller, Devlet Su İşleri (DSİ) verilerini hatırlatıyor: Türkiye’de kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2000 yılında 1.652 metreküp, 2009’da 1.544 metreküp, 2020’de ise 1.346 metreküp oldu.
“Günümüzdeki sahip olduğumuz bu değer ülkemizi Su Stresi Yaşayan ülkeler durumuna sokuyor. Bu azalma hızının aynı koşullarda devam etmesi durumunda ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarının 2050’li yıllarda su fakiri olma sınırı olan 1000 m3’ün altına düşeceğini söyleyebiliriz.” Adiller, uydu görüntülerinin pek çok gölün son 40 yılda ciddi su kaybına uğradığını gösterdiğini, burada tek sebebin iklim değişikliği olmadığını, yanlış tarımsal uygulamaların da süreci hızlandırdığını vurguluyor.
COP31 Türkiye için neden önemli?
Adiller’e göre COP31’e ev sahipliği yapmak, Türkiye’nin bu alandaki faaliyetlerini dünyaya duyurması ve küresel iklim politikalarında karar verici bir aktör olma potansiyelini göstermesi açısından büyük bir fırsat. İklim değişikliği artık yalnızca çevresel bir kavram değil; pek çok ülke ve kurum ekonomi politikalarını ve yatırımlarını bu kavramları dikkate alarak belirliyor. Adiller, zirvenin yerel girişimcilerin ve yerli teknolojilerin dünyayla buluşması için de fırsat yaratacağını söylüyor.
“COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil; 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine giden yolda kendini gösterdiği, küresel yatırımları üzerine çektiği ve iklim krizine karşı çözüm üreten bir öncü olma yolunda kendini kanıtlaması için tarihi bir şanstır.”
İklim krizi gündeminde Sıfır Atık ve dirençli şehirler
Adiller, COP31’de Türkiye’nin odak noktasının 2017’de başlatılan Sıfır Atık Projesi olması gerektiğini düşünüyor: “Proje hem döngüsel ekonomi hem de atıklara bağlı emisyonların azaltılması konusunda iklim değişikliği süreçleri ile oldukça uyumludur.” Hatay’ın yeniden yapılandırılmasıyla gündeme gelen dirençli şehirler kavramı, yeşil enerji, sanayide karbonsuzlaşma ve iklim finansmanı da zirvenin önemli gündem maddeleri arasında olacak.
İklim krizi konusunda yol ayrımındayız
Adiller, iklim değişikliği konusunda bir yol ayrımına yaklaşıldığını vurguluyor: “Radikal adımlar atıp, içinde bulunduğumuz durumu değiştirmek ve iklim değişikliğine adapte olmak için hala geç değil. Ama eylemsizlikle geçen her yıl riski arttırmakta.” Adiller’e göre hiçbir önlem alınmadan geçecek 30-50 yıllık bir sürecin sonunda Türkiye; su ve gıda kıtlığı, ciddi ekolojik kayıplar, yoğun iç göç ve bazı bölgelerde ciddi altyapı sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir.
İklim krizi hakkında sık sorulan sorular
COP31 ne zaman ve nerede yapılacak?
COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek.
Türkiye su fakiri mi?
DSİ verilerine göre Türkiye şu anda su stresi yaşayan ülkeler arasında. Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller’e göre mevcut azalma hızı sürerse 2050’lerde kişi başına su miktarı su fakirliği sınırı olan 1.000 metreküpün altına inebilir.
İklim krizi Türkiye’yi nasıl etkiliyor?
Su kaynaklarında azalma, yağış rejimlerinde değişim, orman yangınları, kuraklık ve sel felaketleri iklim krizinin Türkiye’deki başlıca etkileri arasında.
Kaynaklar
- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü: Toprak Su Kaynakları
- UNFCCC: UN Climate Change Conference – Antalya, November 2026 (COP31)






