'teknoloji' kategorisi için arşiv


Türkiye’nin ilk ‘gezegenevi’

Yazar: Nihal Demir Tarih: 19 Kas 2008

Türkiye’nin ilk sivil ”gezegenevinin (Planetaryum) Gaziantep’te yapıldığı bildirildi. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Fuat Özçörekçi, Türkiye’nin ilk sivil gezegenevinin yapılacak bilim merkeziyle birlikte hizmet vereceğini söyledi.

Gezegenevinin, bir üçgen yapı ve bu yapının hemen dışındaki küreden oluştuğunu, kürenin içinde de bir gösteri merkezi bulunduğunu ifade eden Özçörekçi, şöyle konuştu:

”Gezegenevi toplam 3 bin 500 metrekarelik bir alan üzerinde kuruluyor. İkinci kattan kürenin içine giriyorsunuz. Buradaki gösteri merkezinde 105 koltuk olacak. Kendinizi geriye doğru yasladığınızda kürenin tavanına bakıyorsunuz ve kürenin tavanı üç boyutlu bir ekrana dönüşüyor. Bunun için özel efekt aletleri, dijital similasyon cihazları var.

Burada gösterilerin yanı sıra çocuklar için yıldızların yerini, bunların bir birlerine olan mesafelerini de anlatan eğitici çalışmalar yapılacak. Sadece Almanya’da 72 tane gezegenevi var. Bizdeki ilk sivil gezegenevi ise Gaziantep’te olacak.”

Gaziantep’in Avrupa Birliği (AB) kapsamındaki Çocuk Dostu Kentler Birliğine üye tek ”çocuk dostu” kent olduğunu ve bu sorumluluk doğrultusunda hareket ettiklerini ifade eden Özçörekçi, şunları anlattı:

”Türkiye’nin ilk sivil gezegenevi, alt katında yapılacak bilim merkeziyle birlikte hizmet verecek. Bilim merkezinin alanı bin 800 metrekare olacak. Bu konu üzerinde özellikle hassasiyetle duruyoruz. Çocuklara küçük yaşta bilimi sevdirmek önemli. Çocuklar bir matematik, hava ya da mıknatıs deneyini bu bilim merkezlerinde yapabiliyor. Bunun dünyada birçok örneği var. Biz bu örnekleri gezdik.

Bilim merkezlerinin ekonomik olarak kendini devam ettirmesi için başka birtakım merkezlerle birleşmesi gerektiğini gördük. Biz de bilim merkezini gezegeneviyle birleştirdik. Gezegenevinin çok ciddi bir talebi olduğu için buradan elde edilecek gelirle bilim merkezini fonlamak mümkün olabilecek.”

Özçörekçi, TÜBİTAK’ın bilim merkezleri kurulması konusunda bir çalışması olduğunu, kendilerinin de o çalışmaya projeleri hazır bir şekilde gittiklerini ve toplantıdakilerin bu duruma şaşırdığını dile getirdi.

Gezegenevinde görev yapacak iki kişiyi eğitim için yurt dışına göndereceklerini de ifade eden Özçörekçi, şubat ayına doğru bitirmeyi planladıkları planetaryumu yılda 500 bin kişinin ziyaret etmesini beklediklerini kaydetti.

Planetarium Nedir?
Yıldızevi (Planetarium) gece gökyüzündeki yıldızların ve gezegenlerin yapay görüntüsünün özel bir yansıtıcı yardımıyla kubbe şeklindeki tavana yansıtıldığı bir gösteri salonudur.
İnsanlığın gökyüzüne duydugu ilginin tarih oncesine dek indiğini Ay ve Güneş desenleri mağara resimlerinden anlıyoruz. Ay, Güneş ve yıldızların görüntüsünün işlendiği tapınak veya mezar tavanları, insanların gökcisimlerine duyduğu hayranlığın, onlara yakın olma arzusunun bir sonucudur. Kapalı bir mekanda duvar kabartmaları veya boya yerine gerçek isiktan yıldız görüntüleri yansıtarak yapay bir gökyüzünün canlandırılması fikri bir iddiaya gore ortadoğuda ortaya çıkmıştır. Söylenceye göre 13.yuzyılda Haçlı seferlerinden dönenlerin, yanlarında getirdikleri siyah bir cadırın üzerinde yıldızların konumlarıyla birebir örtüşen delikler vardı ve gündüz deliklerden süzülen Guneş ışığı gece gökyüzünü canlandırıyordu. Bu çadır gerçekten varmıydı, kim yaptı bilinmemektedir.

Yeni nesil dijital yansıtıcılar OpenGL ve Silicon Graphics teknolojisi sayesinde gösteri yelpazesini genişletmiş, insanin kan damarları içinde yolculuktan, Rönesans sanatçılarının eserlerine çok çeşitli konularda gösteriler sunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında çağdaş bir yıldızevi sanattan bilime her konunun sunulabildiği bir gösteri ortamıdır.

http://www.gezegenevi.com/

Geleceğin İnternetinde Türk Dehası

Yazar: Mehmet Karaarslan Tarih: 02 Kas 2008

Haber: Mehmet Karaarslan
Bilim & Teknoloji Haberleri, Lozan, İsviçre
mehmet@indigodergisi.com

İsviçre`nin Lozan kentinde yapılan ve yakın gelecekte internete yön verecek teknolojilerin en önemlileri arasında gösterilen “Kişiselleştirme ve tavsiye motorları” konulu yarışmada, Türk öğrencilerden oluşan ekip, üçüncülük elde etti.

“Strands Call for Recommender Start-ups” isimli yarışmada Kullanıcıları tanıyarak onlara uygun içerikler sunan tavsiye motoru projelerine destek olmak için açılan yarışmaya, 15 ülkeden toplam 68 bilim insanı ve girişimci, 26 projeyle katıldı. Yakın gelecekte internete yön verecek teknolojilerin en önemlileri arasında gösterilen “Kişiselleştirme ve Tavsiye Motorları” konusunda açılan ve yeni kurulan firmaların katıldığı 100 bin dolar ödüllü yarışmada, konularında uzmanlaşmış, doktora derecesine sahip İstanbul, Eindhoven ve New York`ta okuyan 4 Türk öğrencinin geliştirdiği “İletken” isimli proje üçüncü oldu.

Almanya, ABD, Avusturya, Avustralya, Çin, Finlandiya, İspanya, Japonya, Kanada, Meksika, Macaristan, Romanya, Hollanda, Yunanistan ve Türkiye`den eczacılık, kozmetik, video içeriği, çevrimiçi ortam içeriği, insanlar ve ilişkiler, televizyon içeriği, arama, etkinlik, sosyal bağlantılar, reklam, konum bazlı servisler, gezi ve yemek konuları üzerine geliştirilen projeler arasından Türkiye`den katılan “İletken” projesi ilk beşe kaldı.

internet-dunya-haritasi.jpg

Türk ekibin projesi daha sonra haberler, RSS beslemeleri, satın alma dataları ve sosyal network hareketleri gibi verileri kullanarak kişilerin hayat akışlarını takip edip bu verileri değerlendirerek kullanıcıların her türlü içeriğe kişiselleşmiş olarak ulaşmasını sağlama başarısıyla deneyimli profesyonellerin projelerinin ve bilim insanlarının katıldığı yarışmada üçüncülük başarısını elde etti.

Koç Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği son sınıf öğrencisi ve “ReklamGiy” projesinin kurucusu Murat Deniz Oktar tarafından yönlendirilen ekip, Koç Üniversitesi öğrencisi Barış Can Daylık, RPI New York yüksek lisans öğrencisi Selçuk Atlı ve TU/e Eindhoven yüksek lisans öğrencisi Fırat Gelbal`dan oluşuyor.

Türk İnternet Kullanıcıları Eyleme Gidiyor

Yazar: haber merkezi Tarih: 27 Eki 2008

Haber: Mehmet Karaarslan
Indigo Dergisi - 27 Ekim 2008
mehmet@indigodergisi.com

En son engellenen dev siteler listesine Blogger.com da katıldı. Bir yıl süren Wordpress.com engellemesinden ders alan Türk blogger’lar bu sefer seslerini yükseltmeye hazırlanıyorlar.
sansur1.JPG

Binlerce Turk internet kullanici tarafindan blog siteleri olusturmak icin kullanilan Blogger.com da rakibi Wordpress gibi mahkeme kararı ile engellendi! Bazı blogların yasa dışı olarak “lig tv” yayınlarını p2p yoluyla bloglarında izletmeleri nedeniyle Digiturk dava acmiş ve tekil siteler yerine dev bir server sitesi olan Blogger.com Turkiye’deki internet kullanicilarinin erisimine kapatildi.

Digitürk’ün gerekçesi haklıydı, ancak ortada haksız bir durum vardı. Normal şartlarda, hangi bloglar da bu yasa dışı yayın varsa, o adresler engellenmeliydi! Eğer haberler doğruysa ve Digitürk, yasa dışı yayından dolayı mahkemeye başvurduysa, şu an tüm Blogger kullanıcıları “suçlu” durumunda! Ama öyle bir şey söz konusu değil! Soru basit: Sadece yasa dışı yayını yapan blogların kapanması yerine neden binlerce siteyi sunucusunda barındıran dev bir site kapatılıyor? Burada bir haksızlık var fakat bu haksızlığı yapan Digitürk değil!

Bu duruma dikkat çekmek isteyen Türk internet kullanıcıları, YouTube’un alternatifi olarak kullanılmaya başlanan Daily Motion’un da Ağustos ayının son haftasında kapatılmasından sonra seslerini duyurmak amacıyla, toplamda 500 kişisel web sitesi sahibinin kendini kapatmasıyla sonuçlanan “geleceğin internetinin provası”nı yaptı. Eylemde kullanıcılar, sahip oldukları blogları “Bu siteye erişim kendi kararıyla engellenmiştir” mesajıyla kapattılar.

Işte eylemlerin başını çeken sitelerden biri olan SansureSansur.org’un Manifestosu:

Sansür, asla küçümsenmemesi gereken çok önemli bir konudur. Herkes bunun vehametinin farkına varmalıdır.

Ülkemizde son günlerde, özellikle sanal ortamda artan kontrolsüz bir sansür söz konusudur.

Gerçek hayatta suç olan şeylerin sanal hayatta da suç sayılması normaldir. Kimse birini öldürüp, bunun videosunu yayınlamamalıdır. Bunu engellemeye sansür denmez. Aynı şey tecavüz, çocuk pornosu, uyuşturucu madde temini ve benzeri konular için de geçerlidir. Ancak, bir zararlı içerik nedeniyle tüm sitenin kapatılması anlaşılır bir şey değildir.

Gerçek hayatta suç teşkil etmeyen şeylerin sanal ortamda keyfi faktörlerle engellenmesi sansürdür.

Bazı kurallar koyulacaksa bu iyice, açıkça tanımlanmalıdır. Ucu açık söylemlerle iş keyfiyete bırakılamaz. Her önüne gelen, mahkemeye başvurup site kapattıramaz.

Müstehcenlik, intihara özendirme gibi belirsiz söylemler tek başına site kapatmaya yeterli olmamalıdır çünkü bunlar beraberlerinde “kime göre” sorusunu getirecektir ve bu kabul edibilir bir şey değildir.

Kapatılan sitelerin bazı meslek sahiplerini etkiliyor olabileceği gözardı edilmemelidir ve bu sitelerin sadece eğlence aracı olmadığı insanlara vurgulanmalıdır.

Ülkemize edilen hakaretlerin cezası bize değil, o hakaretleri edenlere kesilmelidir. Gerekirse site yönetimi ile görüşülmeli ve hakaret içeren videoların kaldırılması talep edilmelidir. Türkiye’yi internetten kovmak üç tane ergen çocuğun yapabileceği bir şey olmamalıdır.

Arka kapılar bularak yasaklanan sitelere girmeyi başarabilmek, sorunun çözümü demek değildir.

Sansür, sadece sanal ortamlarda değil, her ortamda var olabilen bir tehlikedir. Sanal ortamdaki sansürün sanata, resimlere, filmlere, kitaplara da sıçraması gayet mümkündür. Bu nedenle, sansürün her türlüsüne karşı durmak gerekmektedir çünkü sansür, bilgi alma özgürlüğümüzün kısıtlanması, haklarımızın çiğnenmesi ve bizim için neyin doğru olduğuna başkalarının karar vermesi demektir. Dolayısıyla sansür özgürlüğün ihlalidir.

Ve unutmamak, unutmaktan; ses çıkarmak, susmaktan her zaman için daha iyidir.

  • www.sansuresansur.org
  • Karbondioksidi Tutan Cihaz İcat Edildi

    Yazar: Nihal Demir Tarih: 04 Eki 2008

    Haber: Nihal Demir
    Çevre Haberleri - Alberta, Kanada
    nhldmr@gmail.com
    karbon-dioksid-tutma-cihazi-calgary-keith.bmp

    Kanada’nın Alberta eyaletindeki Calgary Üniversitesi bilimadamlarından Prof. David Keith başkanlığındaki araştırma ekibi, havaya bırakılan karbondioksit gazlarını tutan yeni bir cihaz icat etti. Bu icat şimdi değil ancak yeni buluşların önünü açarak dünyayı kurtarabilir!

    Ekip tarafından icat edilen cihaz, atmosfere karbondioksit gazı bırakan tüm araç, makine ve uçağa takılabilme özelliğine sahip. Montajının ve kullanımının kolaylığının yanısıra, pahalı olmayacağı belirtilen cihazın, sera gazları sorununa büyük oranda çözüm sağlayacağına dikkat çekiliyor.

    Calgary Üniversitesi’nde iklim değişikliği uzmanı olarak görev yapan Prof. Keith, “Özellikle imalat sanayinde bugüne dek CO2 gazlarının yayılmasını önleyen teknolojilerin kullanımı, pahalı olmaları nedeniyle çok yavaş ilerledi. Artık bu sistemle CO2 üreten her araç ve uçağı kontrol etmek mümkün olabilecek” dedi.

    İcadın, bugüne dek bilinen CO2 yakalama sisteminden farklı olarak “hava yakalama ve CO2 depolama (air capture and CO2 storage)” aslına dayandığını anlatan Keith, “Bu sistem, özellikle uçaklarda ve ulaşım sektöründe yeni buluşların da önünü açacak” dedi.

    Prototip sistemle, 1 yılda 20 ton CO2 depoladıklarını açıklayan Keith, “Daha önce soruna çözüm için nükleer veya rüzgar enerjisi önerilirdi. Şimdi bunlara ek olarak yeni sistemi sunuyoruz” diye konuştu.

    Türk Araştırmacıları Vücut Hareketlerinden Elektrik Üretti

    Yazar: Nihal Demir Tarih: 23 Eyl 2008

    Türk araştırmacıları vücut hareketlerinden elektrik üretti.

    ODTÜ’lü araştırmacılar, el-kol hareketleri gibi düşük frekanslı sarsıntılardan yüksek oranda elektrik enerjisi üreten bilimsel bir metot geliştirdi. ABD’de patentle korumaya alınan yöntemde, düşük frekanslı sarsıntılar önce yüksek frekansa, sonra da elektrik enerjisine çevriliyor. Türk araştırmacıların geliştirdiği sistem, dünyadaki örneklerinden düşük frekanslarda bile yüksek enerji elde etme özelliğiyle öne çıkıyor.

    ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Haluk Külah, AA muhabirine bilgi verirken, son dönemlerde popüler olan mikroelektromekanik sistemler (MEMS) ile nem, sıcaklık, basınç ve sarsıntıyı enerjiye çeviren yüksek performanslı algılayıcıların çok düşük maliyetlerle üretilebildiğini belirtti.

    MEMS’in yanısıra gelişen kablosuz iletişim teknolojisinin de çevresel gözlem gibi pek çok askeri ve sivil uygulamada yeni kullanım alanları yarattığını anlatan Külah, bu teknolojiyle günlük hayatta kullanılan cep telefonu, avuç içi bilgisayar, müzik çalar gibi elektronik cihazların da artık daha küçük boyutlarda üretilebildiğini ve daha az enerjiye ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

    Isı, ışık, akustik gibi alternatif enerji kaynakları arasındaki sarsıntının her ortamda bulunabilir olmasının ayrı bir önemi olduğunu vurgulayan Külah, çevresel sarsıntıya, kalabalık bir yol kenarında bulunan pencere sarsıntıları, insan vücudunun hareketiyle oluşan sarsıntılar ya da otomobilin yüzeyindeki sarsıntıları örnek gösterdi.

    Bugüne kadar sarsıntıdan mikroçip seviyesinde enerji üretmek üzere çeşitli araştırma gruplarının bir takım çevirim yöntemleri sunduğunu anımsatan Külah, ODTÜ MEMS Merkezi’nde geliştirdikleri projeleriyle ilgili şu bilgileri verdi:

    ”TÜBİTAK destekli araştırma projemizde MEMS teknolojisi kullanarak çevresel titreşimlerden yani hareket enerjisinden elektriksel enerji üretebilen yapılar geliştirdik. Bu yapılar rezonans bir kol, bu kol üzerindeki metal sarımlar ve sabit bir mıknatıstan oluşuyor. Rezonans kol ve üzerindeki metal sarımlar, çevresel titreşimlerle, sabit mıknatısa göre hareket ederek elektriksel enerji üretiyor. Üretilen enerji, bu kollardan birden fazla yapılarak, seri olarak bağlanmasıyla artırılabiliyor.”

    Külah, geliştirdikleri sistemde düşük frekanslı sarsıntıların yüksek frekanslı sarsıntılara, daha sonra da elektrik enerjisine çevrildiğini belirtti.

    “Elektriği Depolayabiliyor”

    Üretilen enerjinin daha sonra kullanılmak üzere depolanabileceğini aktaran Külah, ayrıca 8×9.5×0.5 mm boyutları ve 200 mg ağırlığı ile kolay tanışabildiğini belirten Külah, sistemin özellikle mikro algılayıcılar, kablosuz iletişim ve askeri uygulamalarda kullanılabileceğini belirterek, şöyle devam etti:

    ”Gelecekte ortam sıcaklığını, bu ortamda biyolojik bir silahın bulunup bulunmadığını ya da bir bölgede hareketin bulunup bulunmadığını ölçen minik toz şeklinde mikroçipler olacak. Böyle bir sistemde pil kullanılamayacak. Ortamın hareketinden enerjiyi depolayacak, günde bir defa bilgiyi ilgili birime iletebilecek sistemler gerekecek.

    Bu teknoloji günlük hayatta da cep telefonu, MP3ve IPhone ve giyilebilen bilgisayar gibi elektronik cihazlara da enerji sağlayacak. Sistem, mikro boyutlarda olduğundan görünmezlik teknolojilerinde de kullanılabilecek. Özellikle savunma sanayinde de çok popüler kullanımları söz konusu olabilecek. Örneğin bir askerin kol saatinde kimyasal ve biyolojik sensörlere enerji sağlayabilecek.”

    Külah, yaptıkları çalışmanın dünyada pek çok araştırma kuruluşunun geliştirdiği sistemlerden farkını ise ”Dünyada çok düşük frekanslarda kullanılabilir seviyede enerji üretebilen sistemler bildiğimiz kadarıyla bulunmuyor. Bizim çalışmamız diğer çalışmalardan el ve kol gibi çok düşük frekanslı bir sarsıntıdan bile bir mikroçipi çalıştırabilecek yeterli enerji üretmesiyle ayrılıyor” sözleriyle özetledi.

    Stonehenge’in Yaşı Belli Oldu

    Yazar: Nihal Demir Tarih: 22 Eyl 2008

    İngiltere’nin en ünlü tarihi yapısı gizemli Stonehenge’de yapılan son kazılar, buranın MÖ 2300 yıllarında inşa edilmeye başladığını ortaya koydu.
    stonehenge.jpg

    Bu esrarengiz yapının neden ve nasıl inşa edildiğini anlamak için önemli bir adım olarak görülen ve radyo karbon yöntemiyle yapılan tarihleme işlemi sonucu, buranın inşaatına başlangıç tarihinin önceden sanılanın 300 yıl sonrası olduğu anlaşıldı. Bilim adamları, daha önce, bu tarihi yapının ilk dairesinin taşlarının MÖ 2600-2400 yılları arasında dikilmeye başladığını düşünüyorlardı.

    İngiliz arkeologlar Tim Darvill ve Geoff Wainwright tarafından 1946′dan bu yana Stonehenge içinde ilk kez yürütülen kazılarda tarihleme işlemi en önemli bulgu olarak ortaya çıkarken, iki bilim adamı buranın aynı zamanda bir şifa merkezi olarak kullandıldığını düşündürecek önemli kanıtlar buldu.

    Arkeologları yüzyıllardır hayrete düşüren, atalara tapınmak için bir tapınak veya gündönümüne işaret eden bir takvim olarak inşa edildiği düşünülen Wiltshire yakınlarındaki bu tarihi yapıda yürütülen mineral analizleri de, orijinal dairenin “mavi taşlarının” 240 kilometre ötedeki Güney Galler’in Preseli bölgesinden getirildiğini ortaya çıkardı.

    ‘Neolitik Şifa Merkezi’
    stonehenge2.jpg
    Mezarlardaki dişlerin analizi sonucu, cenazelerin “yarıya yakınının” Stonehenge bölgesinde doğmuş insanlardan olmadığının anlaşıldığını kaydeden arkeologlar, Stonehenge’in sadece hasta insanları değil, şifa dağıtma özelliği bulunanları da çeken bir merkez olduğuna inandıklarını ifade ettiler.

    Son kazılarda, halen tarihi anıtın altında gömülü bulunan orijinal mavi taş oyuklarında 100 kadar organik materyali de gün yüzüne çıkaran arkeologlar, buranın inşa tarihini yakında daha kesin bir şekilde açıklayabilecek durumda olacaklarının altını çiziyorlar.

    ‘Alpler’den Şifa Bulmaya Gelen Okçu’
    İngiliz bilim adamları, tarihi yapıya 5-6 kilometre uzaklıkta ortaya çıkarılan ve “Amesbury Okçusu’nun Mezarı” adı verilen yapıda ortaya çıkarılan bulguların ilginçliğine işaret ederek, mezardaki ölü ve buraya bırakılan eşya üzerinde yapılan incelemeler sonucu, bu kişinin Avrupa Alpleri’nden gelen, varlıklı ve güçlü, aynı zamanda metal işlemeyi bilen biri olduğunun anlaşıldığını belirtti.

    Bu ölü üzerinde yapılan analizlerde, Amesbury Okçusu’nun her iki dizinden de sakat olduğu ve önemli bir diş sorunu olduğunun anlaşılması, Darvill ve Wainwright’ı, Okçu’nun Stonehenge’e uzaklardan iyileşmek için geldiğine inandırdı.

    Gizemli yapı Stonehenge’de yapılan son kazılar, İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin 27 Eylül’de yayınlanacak Timewatch adlı programında ayrıntılarıyla anlatılacak.

  • http://www.stonehenge.co.uk
  • 5. Cüce Gezegen Bulundu

    Yazar: Nihal Demir Tarih: 22 Eyl 2008

    Güneş Sistemi’nde Plüton ve diğer cüce gezegenlere yeni bir arkadaş geldi.
    cucegezegen.jpg

    Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), keşfi 2005′te açıklanan ve daha önceki adı 2003 EL61 olan gök cismine, Havai mitolojisindeki doğurganlık ve bereket tanrıçası Haumea’nın adının verilmesini kararlaştırdı.

    Amerikan futbol topu biçimindeki gök cismi İspanya’nın Sierra Nevada Gözlemevi’nden Jose-Luis Ortiz ile Eris cüce gezegenini bulan Kaliforniya Teknoloji Üniversitesi’nde görevli Mike Brown ve ekibi tarafından 2004 Noeli’nde keşfedilmiş, Brown, keşif tatil dönemine denk gelmesinden dolayı gök cismine “Santa” adını vermişti.

    IAU’nun toplantısında buzla kaplı bir kaya kütlesinden oluşan gök cismine Haumea isminin verilmesini, keşfe yardımcı olan Yale Üniversitesi’nden David Rabinowitz önerdi. Haumea böylece, Güneş Sistemi’nde Ceres, Plüton, Eris ve Makemake’in yanında 5. cüce gezegen olarak yer aldı. Eris’in keşfinin ardından, Plüton 2006′da gezegenlikten cüce gezegen statüsüne indirilmişti.

    Plüton’la aynı çapa sahip ancak daha ince olan yeni cüce gezegen, Plüton’un kütlesinin yüzde 32’si civarında. Bilim adamları, kendi çevresindeki dönüşünü 4 saatte tamamlayan Haumea’nın ince ve uzun şeklinin hızlı dönüşünden kaynaklandığını düşünüyor.

    “Büyük Patlama”ya Geri Sayım

    Yazar: Hale Karaarslan Tarih: 02 Eyl 2008

    Haber: Hale Karaarslan
    hale@indigodergisi.com

    10 Eylül’de “asrın deneyi” yapılacak. “Büyük Patlama” (Big Bang) teorisini doğrulayacak deney için bilim adamları uyarıyor: “Dünyayı yutabilecek mini kara delikler ortaya çıkabilir.”

    Yıllardır üzerinde çalışıldı. 8 milyar doların üzerinde para harcandı. Yerin 150 metre altında, bilim kurgu filmlerini bile yaya bırkacak türden bir yer kuruldu. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük deneyini gerçekleştirmek için yüzlerce bilim adamı yerin altına indi ve gece gündüz çalıştı. Sonunda her şey tamam edildi. Şimdi deney için geri sayım başladı. Tarih belli: 10 Eylül.

    Deney, evrenin oluşumunu tetikleyen “büyük patlama” (Big Bang) teorisini doğrulayabilecek nitelikte. Bunun için nükleer deneylerden bile daha karmaşık sayılan “parçacık çarpıştırma” işlemi gerçekleştirilecek. Tehlikeli bir deney olduğu için yerin altında kurulan devasa laboratuvarda gerçekleştirilecek. Bu yüzden deneyi gerçekleştirecek olan ekip “güvenli ortam var” diyor ve deneyin yapılmasını savunuyor.

    Kaos teorisyeni şiddetle karşı çıkıyor
    Ancak bir başka grup bilim adamı dün müthiş bir uyarıda bulundu. Onlara göre bu deney o kadar tehlikeli ki “dünyanın sonu olabilir”. Bu amaçla daha önce de deneyin durdurulması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuşlardı. Ancak AİHM, “Büyük Hadron Çarpıştırıcı” aleyhindeki başvuruyu reddetmişti.

    Alman kaos teorisyeni Otto Rössler’in etrafında bir araya gelen insanların, AB’nin nükleer araştırma merkezi (CERN)’in 10 Eylül’de hizmete sokacağı laboratuvarda yapılması planlanan “parçacık çarpıştırma” deneyine mani olabilmek için verdikleri dilekçeyi değerlendiren AİHM, başvuruyu geçen hafta reddetti.

    “Dünyayı yutabilecek mini kara delikler” ortaya çıkabilir
    Evrenin oluşumuyla ilgili “büyük patlama” teorisini doğrulayabileceği düşünülen deneye itiraz edenler, deney sonucu “dünyayı yutabilecek mini kara delikler” ortaya çıkması ihtimalini öne sürüyor ve Fransa-İsviçre sınırındaki CERN laboratuvarının kapatılmasını istiyor.

    Vatandaş grubunun sözcüsü Viyanalı Markus Goritschnig, “Deney durdurulsaydı, şimdiye kadar hiç atılmamış bir adım atılmış olacaktı” dedi ve mahkemenin, yine de dava dilekçesini esastan görüşmesini beklediklerini belirtti.


    “Mini kara deliklerin, bilinen en tehlikeli nesneler olabileceğini” söyleyen Goritschnig, deneye katılan 26 fizikçinin “ateşle oynadığını” iddia etti. Bilimadamları, CERN deneyiyle fiziğin başlangıcına, maddenin ilk kez kütle kazandığı ana gitmeyi ve maddenin neden ve nasıl kütle sahibi olduğu sorusunu cevaplandırmayı tasarlıyor.

    Parçacık hızlandırıcıyı harekete geçirmek zor
    İsviçre-Fransa sınırında, 27 kilometrelik bir tünel içerisinde bulunan parçacık hızlandırıcıyı harekete geçirmek o kadar kolay değil; önce makinenin 8 ana parçası -271 dereceye kadar soğutulacak. Ardından, 1600 adet süper-iletken mıknatıs düzgün olarak çalıştırılacak. Deney sırasında bütün parçaların senkronize şekilde çalışması şart. En ufak uyumsuzluk risk sayılıyor.

    Saniyede 800 milyon parçacık çarpışması olması beklenen “asrın deneyi”, yerin 150 metre altında yapılacak. Deneye Türkiye’den de bilimadamları katılıyor.

    Mars’ta Su Bulundu

    Yazar: Mehmet Karaarslan Tarih: 03 Ağu 2008

    NASA’nın Mars’ta araştırmalarını sürdüren uzay aracı Phoenix, kızıl gezegende suyun mevcut olduğunu doğruladı. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’dan yapılan açıklamada, Arizona Üniversitesi’nden bilim adamı William Boynton, Mars’ta su olduğunu söyledi.

    Boynton, daha önce de Mars Odyssey aracıyla elde edilen gözlemlerin ve geçen ay Phoenix tarafından gözlenen kaybolan kütlelerin buz olduğuna ilişkin kanıtlar verdiğini belirterek, “Ancak ilk kez Mars’ın suyuna dokunup tattık” ifadesiyle de elde edilen bulguların önemine vurgu yaptı. Bilimadamları, kimyasal testlerin Mars’ın kuzey kutbu yakınında buzun mevcut olduğunu doğruladı. Şimdiye kadar Mars’ta buz olduğuna ilişkin iddialar ikincil derecedendi.

    25 Mayıs’ta Mars’a gönderilen Phoenix uzay aracı, gezegende su olup olmadığını saptayacak çalışmalar yürütüyor, numune topluyor, gezegenden aldığı görüntü ve verileri dünyaya gönderiyor. NASA, Phoenix’in Mars’taki görev süresini 2 ay daha uzattı.

    Dünya’nın En Gizemli 11 Nesnesi

    Yazar: Mehmet Karaarslan Tarih: 05 Haz 2008

    İnsanoğlu her ne kadar uzaya çıksa da bundan binlerce yıl öncesine ait bazı nesnelerin üzerindeki esrar perdesi hala aralanamıyor. İngiliz bilim ve teknoloji dergisi Focus da son sayısında bugünün teknolojisiyle bile üretilmesi zor olan gizemli nesnelerden bazılarını tanıttı…

    Geleceği gören harita
    Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis’in 1513′te çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu’nu gösteren harita, ortaya çıkarıldığı 1929 yılında ortalığı karıştırdı. Çünkü Güney Kutbu’nun keşfi, haritanın çizilmesinden çok sonra, yani 1818′de gerçekleşmişti. Dahası, Piri Reis’in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu. Ancak kıta üzerindeki buzlar, haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce erimişti.

    2000 yıllık Pil
    Alman arkeolog Wilhelm Konig tarafından 1938′de Irak’ın başkenti Bağdat’ın yakınlarında bulunan 2 bin yıllık pil, bilim adamlarını şaşkına düşürdü. Konig, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabın içine monte edilmiş bir bakır silindir, onun etrafındaki demir çubuk ve testinin ağzını kapatan asfalttan oluşan bu nesneyi ‘dünyanın en eski pili’ olarak tanımladı. Pilin 2 volt enerji ürettiği saptanırken, 1800′lü yularda modern pili icat eden Alessandro Volta adlı İtalyan kontunun da şöhretine gölge düştü.

    Antik çağ bilgisayarı
    1900 yılında Girit açıklarındaki bir batıkta araştırma yapan bilim adamları ilginç bir cisme rastladı. Tahta bir muhafazanın içine yerleştirilmiş bir dizi bronz dişliden oluşan bu garip nesnenin kasası, yüzeye çıkarıldığı anda dağıldı ve cihazın içindeki karmaşık yapı ortaya çıktı. Yapılan çalışmaların ardından, bu aygıtın Ay, Güneş ve diğer gezegenlerin konumlarını hesaplamak ve istendiği anda bunların pozisyonlarına yönelik tahminlerde bulunmak için geliştirildiği anlaşıldı.

    Kristal kuru kafa
    Maya dönemine ait 1000 yıllık bu kristal kuru kafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlaşılamayan kuru kafanın altından tutulan ışık, doğrudan göz çukurundan yansıyor. Bu teknolojinin bugün bile mümkün olmadığı söyleniyor.

    Generalin kemer tokası
    M.S. 300′lü yıllarda ölen Çinli general Çou Çou’nun mezarında 1956 yılında bulunan kemerin tokası, yüzde 85 oranında alüminyumdan yapılmış. Ama doğada sadece bileşik olarak bulunan alimünyumun diğer maddelerden ayrıştırılarak tek bir madde olarak kullanılabilmesi ilk kez 19. yüzyılda mümkün olmuştu.

    1000 yılda yapılan kent
    Pasifik Okyanusu’ndaki Mikronezya adası yakınlarına kurulu antik Nan Madol kentinin inşası, M.Ö 200′de başladı ve 1000 yıl sürdü. 250 milyon tonluk dev bazalt bloklar kullanılarak yapılan bu kent, 100 yapay adayı kanallarla birbirine bağlıyor. Bu kadar bazaltın bölgeye nasıl getirildiği ise hala sır.

    Uzaylılar için iniş pisti
    Peru’nun Pampa sahilindeki 450 kilometrekarelik alan üzerine çizili motifler, M.O. 300 üe M.S. 600 arasındaki dönemi kapsayan hayvan ve bitki şekillerini resmediyor. Nazca medeniyeti tarafından yapıldığı düşünülen bu garip motiflerin, uzaylılar için bir iniş pisti vazifesi gördüğü öne sürülüyor.

    Concorde’un atası
    M.Ö 200′de yapıldığı sanılan bu nesne, 1898 yılında Mısır’da bir lahitte bulundu. Ancak gerçek uçaklar icat edilene kadar ne olduğu konusunda kimse bir fikir beyan edememişti. 1972′de arkeolog Halil Mesiha bunun bir model uçak olduğunu, mükemmel bir aerodinamiğinin bulunduğunu ve kanatlarının Concorde’u andırdığını iddia etti

    Kayaya gömülü çekiç
    Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936′da Teksas’ta 400-500 milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana, çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim adamlarını hayrete düşürdü.

    Harçsız taş set
    Peru’nun Cusco bölgesindeki bir İnka kalesinin etrafını 360 metre boyunca zikzak yaparak saran 9 metrelik setlerin yapımında, tanesi 300 tona varan kireçtaşı blokları kullanılmış. Ancak hiç harç kullanılmamasına rağmen bu kayalar, arasına bıçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerleştirilmiş.

    Arama

     Facebook'ta Paylaş