Ben-e Göre Ben

Birinci tekil şahıs zamiri ya da daha basit anlamda kendimizi tanıtmadan önce başa koyduğumuz zamir; Ben, Man, Men, Min, Ya, Me, Mich, Ene… Ya da daha sözlük anlamıyla  “Kişiyi öbür varlıklardan ayıran bilinç.” Veya felsefi olarak“Bir kimsenin kişiliğini oluşturan temel öge, ego.”

En çok kullandığımız kelimelerden biridir. Belki en çok kullandığımız kelimedir. Bazen egonun temsil ettiği şeydir bencilliği anlatır, bazen de kişinin kimliğini temsil ettiği şeydir, kişiyi anlatır. “Ben Ahmet, Ben yazarım, Ben zenginim, Ben öfkeliyim,  Ben, Ben, Ben…” Sadece insan mıdır bu kelimeyi kullanan. Kuran’da da “BEN” diye geçer. Biz de ona “O” deriz büyük bir saygıyla. Herkesin ağzındadır yani “Ben”.

[quote]“Ben!” dedi “O” tüm kâinatın içinde,

Ses çıkmadı ne kozmosta ne de evrende,

Bir patlama bir de çatlama,

Oldu her şey yoktan bir anda![/quote]

Kelime her ne kadar masum gözükse de, hatta masum amaçlarla kullanılsa da bazen bu kelimenin ardında yatan şeytani şeyleri görmemek mümkün değildir. Spiritüalizmle ilgilenenler yalancı rehberliğin sürekli “Ben” dediğini, gerçek rehberliğin ise “Sen” dediğini çok iyi bilir. İşte insanoğlunun en çok kullandığı kelimelerden olmasının nedeni de maalesef budur. Niçin “Sen” kelimesi değil de “Ben”? Bu aslında fark ettiğimiz ya da edemediğimiz hepimizin bir sorunu. İnsan ister istemez kendisinin ön planda olmasını, daha güçlü, belki daha yetenekli kısacası daha üstün olmasını ister. Bunu kelimelerle belli etme yöntemi ise “Ben”dir. “Ben zekiyim, Ben şöyleyim ben böyleyim…” Kibir kendini “Ben” kelimesi ile belli eder. Bencillikte aynı kibir gibi bu kelimeyi kullanır kendini saklamak için. Ama adı üstünde; “Ben-cil”. Kendimizi tanımlamak için vazgeçilemez ama aşırıya kaçtığında daha olumsuz şeyler barındıran ilginç bir kelimedir “Ben”. Ne kadar nefsimizden arınırsak, bu kelimeyi o kadar az kullanırız. Ya da bunun tersi “ben” kelimesini ne kadar az kullanırsak nefsimizden arınmamız o kadar kolay olur. Parçadan bütüne ya da bütünden parçaya… Her ikisi de iyi bir gidiş yoludur. Bunu en iyi tasavvufta görürüz.

[quote]Bir ben var benden içeri.

Ben götürür insanı hem ileri hem geri,

Nefsin hükmündeyken ait değildir O’na,

Aşk şarabıyla sarhoşken ait olur artık İlah’a![/quote]

“Ben” kelimesi uzun zamandan beri insanların kullandığı bir kelimedir. Genelde özlü sözlere de konu edilmiştir. Belki “ben” kelimesini açıklamak için; “Bir ben var benden içeri.” demiştir Yunus Emre derin üslubuyla. Ne anlatmak istemiştir acaba bu sözleriyle. Üst bilinç, alt bilinç? Veya beden içinde ruh? Ya da ben içinde öz-ben (O), belki de hepsini anlatmak istemiştir. Bir üst bilincin bir de alt bilinci vardır. Bilinçaltı, tüm vücudumuzu, korkularımızı, ilgi alanlarımızı, sevdiklerimizi, sevmediklerimizi, gördüklerimizi, duyduklarımızı saklar içinde. Peki ya beden içindeki ruh; Siz aynaya baktığınız, gördüğünüz bu geçici beden midir? Tüm öğretiler günümüzden bu yana bedenin yok olduğunu söylerler. Doğru beden yok olur ama ruh asla. Aynaya bakıp ben dediğimiz şey aslında Ruh mudur Beden mi? Aslında sorunun cevabı basit; ne kadar biz bedenimizi kendimizle bütünleştirsek de kendimizi geliştirdikçe bedenin sadece bir giysi olduğunu “ben” derken ruhu kastettiğimizi anlarız. “Ben” derken konuşan bu beden değil ruhtur. Ve ruh olmalıdır zaten. Ben=Ruh. Ne sizin isminiz ne de kimliğiniz. Ruh sınırsız ve sonsuzken “ben” kelimesini neden geçici şeylere (isim, meslek, beden, cinsiyet vb.) sığdıralım ki. Bu yüzdendir ki “Ben” den kastımız ruhtur aslında. Bunu fark etmek zor, kabullenmek daha da zor olsa da yeni çağda hepimiz artık özümüzle barışmaya başladık.

[quote]Varoluş işte “O”nda saklandı,

Bunu arayanlar saflık içinde paklandı,

“Ben” dersin sen, “O”nu bilmeden,

Ama bir ben varken sığar mı evrene başka ben!…[/quote]

Mevlana’ya sorarsak “Sen kimsin?” diye şöyle cevap verir: “Sen benim ünümü duydun mu hiç! Ben bir hiçim hiç!” Belki de olay burada bitiyor; “ben” demeyi bırakıp hiç olmaya bakmaya. Çünkü “ben” dediğimiz de tek bir şey olurken, tek ruh olurken, hiç olduğumuzda aynı zamanda her şey oluruz. Her şey oluruz çünkü hiç olduğumuz da O’nun içinde yok olmuş oluruz. Ne kadar tevazu ister, ne kadar zordur hiç olmak. “Ben”’i yok etmek. Bu yüzden dememiş midir Mansur “Enel Hak!” diye. O kendini yok etmiş ki; Hak içinde erimiş. O’nun içinde eriyince ne demesini beklersiniz, ya “Hiçim!” der şuuru açıkken ya da “Enel Hak!” der onunla bütünleşmişken.. Yunus Emre’de bundan bahsetmiştir aslında; “Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik.” Bu sözlerde aynı anlama gelir özünde. Belki daha halka indirgenmişi, daha derin ama daha basit görünümlüsüdür bu söz.

[quote]Evrende ikilik yoktur teklik vardır,

Bunu bilmezsen olacaklar yanına kârdır,

Hey insanoğlu, “O”, “Ben’” derken

Yakışır mı sana “Ben!” demen?![/quote]

İşte böyle garip bir kelimedir “Ben”. Oynak bir kelimedir, söyleyene göre değişir. “O” kullandığında en yüksek bilinçtir, bir insan kibirle söylediğinde en düşük bilinç; bilen biri içini doldurarak söylediğinde ruhunu anlatır, alışılagelmiş sıradan söyleyen biri bedeni… Şeytan bile “Ben” yüzünden lanetlenmemiş midir? “Ben üstünüm!” demiştir de mevkisinden edilmemiş midir? Ya da benlik, “Ben”den türememiş midir, aynı bencilinde “Ben”den türediği gibi… İşte böyle değişken bir kelimedir. Olabildiğince “Ben”-e  göre “Ben” kelimesini dile getirmeye çalıştım. Sevgiyle ve huzurla kalın.

[quote]Böyle fısıldadı bana rüzgar,


Ah! Bu sır içimi derinden yakar,

Diyemem artık bundan sonra “Ben”,

Ağzım varmaz, dilim tutmaz; varken SEN.[/quote]