Ufuktaki Tehlikeler: Teknoloji

Bilimin kendine özgü çekiciliğini görmezden gelirsek eğer geriye yalnızca korkunun kaldığını görürüz. Bugüne kadar bilimin getirdiği faydaları düşündük hep. Fakat son zamanlarda insanlık bilimin ne denli tehlikeli olabileceğini fark etmeye başladı. Bu da beraberinde çözüm arayışlarını getirdi.

atom bombası

Benim için fizik dünyasında kilometre taşı sayılabilecek dört önemli buluş vardır; Arşimet’in suyun kaldırma gücünü bulması, Newton’un yer çekimi kanunu, Einstein’ın izafiyet teorisi ve son olarak da Max Planck’ in kuantum teorisi… Esasen bu dört önemli buluş da birbirleriyle bağlantılı olması ve hayatımızın içinde yer almasına rağmen son zamanlarda kuantum fiziği en çok konuşulan konulardan biri haline geldi (Einstein’ın izafiyet teorisinin esinlendiği ana fikir kuantum fiziği olmasına rağmen sanki bu teori son zamanlarda ortaya atılmış gibi bir hava esiyor ortalıkta. Halbuki Max Planck bu teoriyi ortaya attığı sırada Einstein kısa pantolonla geziyordu). Bunun yanı sıra nano-teknolojideki gelişmeler, genetik dünyasının neredeyse ölüme çare bulacak hale gelmesi bana Atlantis Uygarlığı’nı hatırlatıyor. Onlar da ölüme çare bulmuşlardı ama büyük tufandan kurtulamadılar. Diğer taraftan hücrelerin devamlı kendisini yenileyebileceği bir teknolojiyi bulmak demek, vücudumuza bir kamyon çarptığında ölmeyeceğimiz anlamına da gelmiyor.

Görünüşte her ne kadar heyecan verici olsa da bilimdeki bütün bu gelişmeler git gide daha ürkütücü ve tehlikeli bir boyuta ulaşıyor. Benimse insanlığın geleceğine dair olan merakım bu konuyla ilgili içimde oluşan korkudan daha ağır basmakta. Bilim ve buna bağlı olarak teknoloji artık önü alınamaz bir şekilde gelişmeye başladı. Bizler, madde bedenlerimizden sıyrılıp evrende sörf yapmanın yolunu henüz bulamadan delinin biri bütün dünyayı bir gün havaya uçurabilir… Ve bu ihtimal her geçen gün daha da artmakta…  Belki de gün gelecek evlerimizde nükleer bomba yapabilecek teknolojiye sahip olacağız. Peki o zaman ne olacak? Toplumun büyük kısmı bu tür sorularla ilgilenmiyor aslında. İnsanlar genelde anlayamadıkları noktada, durumu umursamamayı tercih ediyor. Fakat dünyayı bekleyen tehlike maalesef sadece sera gazı etkisiyle sınırlı değil. Kendi beyinlerimizin ürettiği problemlere artık çözüm bulamaz hale geldiğimizde her şey için çok geç olacak! Bu sıkıntıların psikososyal etkileri de cabası! Bu sadece bizim değil bütün dünya halklarının problemidir. Türk, Yunan, Alman demeden hepimizin ortak problemidir…

Bilgisayar ve elektronik teknolojisi, DVD filmler, ulaşım hızı, organik meyveler, sebzeler, evimizdeki beyaz eşyalar, mevcut finans sistemi, plastik alet edevatlar, teflon tava, düdüklü tencere, cep telefonu… Ben tüm bunlarla mutluyum. Yeni buluşlar yeni tehlikeler getirecekse eğer ben kendi adıma mevcut teknolojiyle yetinmeye razıyım.  Fakat maalesef bilimsel ve teknolojik gelişmeler bizlerin arzu ettiği seviyede kalmıyor. Her şey devamlı gelişiyor ve daha da karmaşık bir hale geliyor. Olayın en ironik tarafıysa bütün bunların insanların sözde iyiliği için yapılıyor olması. Bilim ve teknoloji bu hızla gelişmeye ve karmaşıklaşmaya devam ederse korkarım ki gün gelecek hiçbir bilgisayar çalışamayacak, banka hesapları, uçak rezervasyonları, hastane kayıtları bir daha hiç düzelmemek üzere birbirine karışacak. Zaten bu tehlike ayrıca doğal döngü içerisinde dünyanın manyetik alanlarının değişmesiyle de bir gün mutlaka ortaya çıkacaktır.

Öneri

Artık teknolojiyi kontrol altına alma zamanının geldiğini düşünüyorum. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gibi uluslararası bir “bilimsel gelişmeler güvenlik konseyi” kurulabilir. Üstelik bu da yetmez. Aynı zamanda bu konsey dünya ülkelerinin en çok önem verdiği kurum olmalı. Yeryüzündeki tüm araştırma laboratuarları, tüm şirketler, arge departmanları… Hepsi bu kurumun denetimi altında olmalı. Her yeni ürün ya da buluş kullanıma sunulmadan önce insanlık üzerindeki olası etkileri iyice hesaplanmalı! Sadece fiziksel etkileri değil sosyal ve psikolojik etkileri de… Eğer bu etkiler hesaplanamayacak durumdaysa hesaplanabilecek duruma gelene kadar o buluş kullanıma sunulmamalı… Doktorlar cep telefonları çıktıktan sonra beyin tümörlerindeki artışın tesadüfî olmadığını söylüyor. Tümör çocuklarımızı vurmadan gereken önlemi almalıyız…

Fantastik bir kabus…

Teknoloji bu hızla ilerlemeye devam ederse insanoğlunun belki de günün birinde diğer boyutları da görebilmesi mümkün olabilecek. Belki de gün gelecek bilim, ölümden sonrasına da müdahale edebilir hale gelecek. Belki de bilim adamları radyoaktif cihazlarla ahirete açılan kapıyı kontrol altına alabilecek.  Böylece bilimi kontrol altında tutan zenginler bir bir cennete giderken fakirler rahatça ölemeyecek bile! Adamın biri kredi borcu yüzünden intihar ettiğinde ahiret polisleri diğer boyuta geçip kişiyi sorgulayabilecek! Fantastik bir kâbus bu! Bu taraf ta Elektronlarına ayrılmış buldozerler öbür tarafa geçecek. Müteahhitler cenneti yıkıp yeniden inşa etmeye kalkışacaklar. Eski zamanlarda ölmüş olanlar tekrar dünyaya dönmek isteyecek. İnsanlık orta dünyada yaşamaya başlayacak böylece ölmenin de bir anlamı kalmayacak. Hatta ölmekle bile dertlerinden rahatça kurtulamayacağını bilecek insanlar. Şimdiki günlerimizi özleyeceğiz. Rahatça ölebilmeyi… Bu dünyaya göz yumup bir daha geri dönmemeyi… Ölüp de bu dünyadan rahatça sıyrılamamak ne acı… Bütün bunları düşününce ölümle birlikte bu dünyayla olan irtibatın tamamen kesilmesi çok daha iyi gibi geliyor insana. Kimbilir belki de gün gelecek Hitler’i öbür taraftan geri alıp bu dünyada sorgulayabileceğiz. Ama işe bir de iyi tarafından bakalım. Yüce önderimiz Atatürk’ü tekrar başa getirsek fena mı olurdu?

Şimdilik tüm bunların bir hayalden ya da yersiz tasadan ibaret olduğunu düşünebiliriz. Ama unutmamalıyız ki insanoğlunun bugüne kadar düşünüp de gerçekleştiremediği hiçbir şey olmamış.  Bugünlerimizin keyfini çıkaralım. Geleceğe umutla ya da umutsuzlukla bakmanın da bir anlamı yok aslında. Çünkü her durum kendi özgün koşulunu yaratır. Ve insan her koşula en hızlı ayak uydurabilen varlıktır…