Senaryo Neydi? Biz Neyi Oynadık?

Oyunun sahnelenmesine az zaman kalmıştı. . Aslında  oyun çok zaman öncesinde hazırdı da anda değişimler farklılık gösteriyor gibi yansıyordu. Asırlar öncesinden beri birbirlerini bilen kadim dostlar bu oyunda buluşacaklardı…

oyun sahne ruhsal farkındalık senaryo

Uyanış, tam farkındalık, teslimiyet, birlik, bütünlük

Oyun içinde olan herbir oyuncu biat etmişti oynıyacağı role. Olmazsa olmazdı bu oyun sonsuzlukta. Uyanış, tam farkındalık, teslimiyet, birlik, bütünlük oyunun bölümlerinin konularıydı.

Oyun, oyuncuların her şeyi unutmuş oldukları bir zaman  boyutunda,üç boyutlu bir mekanda  ve önce kendi  içsel dünyalarındaki uyanışlarıyla başlayacaktı.Bu uyanış aynı zamanda onların  kendilerinin yazdıkları senaryoyu hatırlamalarını da sağlayacaktı. Benlik farkındalığı, üç boyutlu dünya algısında ben ile uyanmak ve ben ile birlikte hareket edebilmek. İyisiyle, kötüsüyle her şeyi anda kabul edip var olup, kendilerini var edebilmek.

Ben, üç boyutu sevmişti, Ön planda olmak, kendinden söz ettirmek, haklı çıkmak, güçlü olmak, kazanmak, savaşmak, mücadele etmek, kibirlenmek, zevk ve sefaya düşmek. Ya da kendi özünü, oyundaki rolünü tamamen unutup rehavet  içine düşmek; kimi  oyuncuların başına gelen şeylerdi. Bazı oyuncuların ben’leri ise  oyunun senaryosunu hepten unutmuş, yaşamak, var olabilmek için  savaşın içinde kaybolmuşlardı. Oyundaki rollerini ve kendilerini farkındalıksızlıkta reddedenlerdi bunlar.

Senaryo neydi?

Zaman gelip çattığında her bir oyuncuya ihtiyaç vardı. Senaryo neydi? her bir oyuncu kendi içselliğinde bunu biliyordu da bilinçli olarak hatırlayamamıştı rolünü. Üç boyut algısı bazılarını içine almıştı.

Uykuda olmak ya da  uyanık olmaktı  seçimleri. Her bir oyuncunun özgür iradesi  sözkonusu olunca da beklemekten başka çare kalmıyordu. Özgür irade oyunun içindeki paradokstu. Daralan zamanda uykuda kalmak, bütüne katılamamak. Mesele var olabilmek.

Oyun oldukça büyük bir puzzle’ın tamamlanmasıyla son bulacaktı ve her bir parça yerine oturduğunda büyük resim ortaya çıkacaktı. O nedenle içlerinden birinin olamaması olmazdı bütünsellik için. Son ana kadar beklemeye kararlıydılar oyunu sergileyenler.

Oyunun hazırlık aşaması oyun içindeki oyundu aslında. Gerçekte ne senaryolanmıştı ve “biz” adındaki bütünlüğün parçaları neyi oynamışlardı varoluşlarından bu yana. Oynanacak oyun ekilen tohumların bir anlamda büyümesi ve hasat edilmesiyle eş zamanlıydı. Bütünsellik ekilen tohumların toplanması, derlenmesi, hasat edilmesiydi. Verimli bir hasat için  sap ile saman ayrılmalıydı şüphesiz.

Beklemek, beklemek ;  sürecin azalması ve senaryoya yeniliklerin katılmasına neden olabilirdi. Her şey mümkündü oyunda. Değil mi ki eninde sonunda sergilenecekti öyle ya da böyle. Sonuç değişmeyecekti.

Toplanmalar yavaş yavaş başlamış olup, birbirini hiç tanımadıklarını zannedenler bir araya geldiklerinde içsel bilişle birbirlerini kucakladılar. Artık oyunun başlama vakti gelmişti. En önemli rol henüz potansiyellerinin farkında olmayanlara rehberlik etmek, destek olmaktı. Hatırlayanlarla oyun başlayacaktı.

Işıklar yandı ve oyun, sahne perdesinin kalkışıyla başladı…

İlgili Yazılar

Ruhsal Teslimiyet ve Sevgili

Teslimiyet: Beklentisiz Bir Kabulle Sevgiyi Yaşamak


Teslimiyetin Rahminde Yeni Doğumlara

Kim Teslim Neye Kul?