Müzisyen Jehan Barbur ile Söyleşi

Jehan Barbur. Onun sesi, tıpkı göğüne eliyle yeryüzüne resmedilmiş bir zambak rengi. Ki ben o sesi çok sevdim. Albümdeki şarkıların sözlerini ve müziğini kendi yapıyor.  Hayat ve Uyan adlı iki albümü bulunuyor. Dizi ve sinema filmlerinde çok sevilen şarkıları var. Ve o ses Eylül’e konuk oldu. Güzel bir kesit sizler için…

jehan barbur

Röportaj: Burçin İvren 

Hakkınızda araştırma yaptığımda bebeklik yıllarında Lübnan’dan göç ettiğiniz yazıyordu.

Jehan Barbur: Bu bilgi ne yazık ki çoğu yerde yanlış… Bir röportajda niyeyse söylememe rağmen 2 yaşında Lübnan’dan göç ettiğimi yazdılar. Hâlbuki öyle bir durum yok. Ben sadece doğdum orada. Hiç yaşamadım. Hatta doğduktan sonra ilk kez 14 yaşımda gittim. Annem orada okudu ve orada büyüdü. Ama ben değil. Ben İskenderunluyum.

Demek ki yanlış bir bilgi söz konusu. Peki o zaman Lübnan/Arap kültürünün üzerinizde şekillendirici etkisi olduğunu sezdiniz mi hiç?

Jehan Barbur: İskenderun’da büyüdüm ve okul yıllarıma kadar orda yaşadım. Annemin eğitimimdeki katkısı ve etkisi tartışılmaz. Arap ve Fransız kültürünü tabii ki çok hissettim. Ama ne kadar önemli bu bilmiyorum. Bana kültürden öte annem ve babam çok değerli başka şeyler öğrettiler. Nereli olduğumu, nerden geldiğimi değil de kim olduğumu ve bir birey, bir insan olarak nasıl davranmam gerektiğini.

“Bir şeyi istiyorsan ona gitmelisin”

Bilkent Üniversitesinden sonra müzik için İstanbul’a yerleşmeniz kaçınılmazdı. Ancak o kimsesizlik- sektör üzerindeki çevresizlik zamanlarında- ki bu bir boşluktur var edilmeyi bekleyen- bir karmaşanız oldu mu? Nasıl idi bahseder misiniz?

Jehan Barbur: İnsanın nerden başlayacağını bilmemesi tabi ki çok zor bir durum. Bilmediğin bir şehir, bilmediğin bir sektör ve insanlar. Tek tutunduğum şey bir hayaldi benim. Müziği yaşamayı ve şarkılar söylemeyi istediğimi biliyordum bir tek. Elimden geleni yaptım. Ne şanslıyım ki bu uğraşım ve didinmem arasında doğru insanlarla da karşılaştım. Ama gerçekten tek tutunduğum isteğimdi. Bir şeyi istemek ondan uzak durarak ona hasret çekmeyi gerektirmez her zaman. Yani böyle bir melankoliyi doğru bulmuyor ve bahanesine de çok da inanmıyorum ben. Bir şeyi istiyorsan ona gitmelisin. Bu her şey için geçerli kanımca. Ben de öyle yaptım işte.

Bülent Ortaçgil ile tanışmanız-desteği ve sonra yükselen bir albüm süreci nasıl gerçekleşti?

Jehan Barbur: Ben uzun süre şarkı söyleyerek hayatımı kazandım. Ama bir noktadan sonra kendi şarkılarımı söyleme isteği ağır basmaya başladı. Kendimi anlatma, kendimi ifade etme isteği yani. Bülent Ortaçgil ile tesadüfen tanıştık. Yazdığım şarkıları dinlemek istediğini söyledi. O an ne kadar heyecanlandığımı anlatamam. Bir hayalim gerçekleşiyordu işte. Şarkılarımı değerli bulduğunu söyleyip bunları artık bir albümde toplamam gerektiğini söyledi bana. O dönem gittiğim hiçbir plak şirketi bana olumlu yanıt vermiyor, yaptığım işin popüler bir değeri olmadığı için beni reddediyorlardı. Bülent Bey beni ADA müzikle tanıştırarak çok önemli bir imkan verdi. Onun bana güvenmesi, beni ADA müziğe emanet etmesi benim için çok değerli bir referanstı. ADA müzik de Bülent Bey’in bu tavsiyesine sonsuz güven duyup beni hiç sorgulamadan, yargılamadan kabul etti ve hayalim gerçekleşmeye böylelikle başladı.

Bir sözünüzde diyorsunuz ki: “Her gün perçinlenen bir kırılmışlığım ve var olmaya duyduğum bencil bağlılığım…” Müzik, ruhunuzun kırılmışlığını alan/iyileştiren bir şey mi sizce?

Jehan Barbur: Tabii ki öyle. Yoksa nasıl iyileşir kendimle nasıl barışır ve kendimi nasıl sevebilirim ki?

Geçen yıl tam da bu zamanlarda, bloğunuzda (17) Eylülde, ‘Kalkıp sana geldim’ demişsiniz. Bu Bülent Ortaçgil’in de hoş bir şarkı sözü. Şimdi yaşamınızın dışında biri olarak sorma şansı elde etmek istiyorum. Tam bir yıl geçmişken, o eylülden bu eylüle, ‘gelme’leriniz… Bahsetmek istediğiniz nasıl bir şey ise, hala o aynı ‘çatı’ altında mısınız? Ve bu iki eylül arası, mutlu musunuz?

Jehan Barbur: Kalkıp birine gidebilme hissi çok değerli bir his. Bunu sadece aşk, sevgili olarak algılamayın lütfen…Ben o şiiri belki benzer belki farklı bir hisle yazdım. Yani evet aşk da var ama en önemlisi en bunaldığınız zamanda saat kaç olursa olsun koskoca bir şehirde, sorgusuz sualsiz birine gidebilme ayrıcalığı var. Gitmeseniz de gidebileceğinizi bilmek. Bu yaşça büyük, anne gibi, anneanne gibi gördüğünüz birine gidip hiç konuşmadan bir kahve içmek olabilir, yahut bir sevdiğinize sığınmak…  Çok uzun yazabilirim bu duyguyu ama kısa kesmekte fayda var. Yalnızız insan olarak… Ezginin Günlüğü’nün o şarkısının içimde ince bir sızı yarattığı sözü gibi yani: “Fincana kahve koydum gel”… İki eylül arası mutluyum evet… Hayatımda büyük değişiklikler oldu, iyiyim, güzelim derler ya 🙂 öyleyim  şimdi… Ama içimdeki bu ince ince şeyler bu özlemler bu anlayış başka… Kendi gerçek hayatımın dışında daha da gerçek.

“Ben kendim için bencilce yazıyorum. Ölüm korkusundan yani”

Müzik sözlerini yazarken, bu bazen kitlenin beklentisine cevap verme kaygısı ile mi şekilleniyor veyahut çoğunlukla kendi iç sesinizi/renginizi sunmak mı öncülünüz? Ve bir müziği ‘doğurmak’ hangi dolmuşluk/koşullar altında kolay olabiliyor?

Jehan Barbur: Koşulunu, tarifini anlatamam. Nasıl olduğunu da bilmiyorum ben. Bazen konuşuyor bazen çok uzun zaman susuyor hiçbir şey yazamıyorum. Yazdıklarımın bir kaygı taşıdığını söyleyemem. Ben kendim için bencilce yazıyorum. Ölüm korkusundan yani.  Yani gördüğümü, yaşadığım hayatı taklit etmeye, onu tarif etmeye çalışarak. Ama hep bencilce, hep anlatma ihtiyacından.


Müzik üzerine ‘daha fazla’ neler elde etmek istiyorsunuz?Gerçekleştireceğiniz projeleriniz veyahut şimdilik sadece zihinde şekillenmekte olan düş çizgileriniz var mı? Bahseder misiniz?

Jehan Barbur: Ben hiçbir şey elde etmek istemiyorum. Sadece nefes aldığım sürece müzik yapabilmek istiyorum. Şarkılar yazmak, yazabilmek istiyorum. Tek dileğim bu. Sinemaya tutkunum. Bazı isimler var benim için gerçekten önemli olan. Onların filmlerine bir şeyler yazabilmek, müziklerini yapabilme fırsatı elde etmek isterdim. Ama ömür boyu hep müzisyenlerle nefes alabilmek, onlarla beraber hep yeni bir şeyler yapabilmek isterdim. Umarım bunca sürede hayatıma eklemlenen yenilikler, çalıştığım müzisyenler daha da artar, her şey hep bu hızda hayatıma sinerek devam ederek.

Röportaj: Burçin İvren  | Müzik | Sayı 73 | Ekim 2011 | Cumartesi, 01 Ekim 2011 02:08