Çağımızın Hastalığı Depresyondan Kurtulmak

Depresyon çağımızın hastalığı, neredeyse 10 kişiden 9 ‘u kendini depresyonda hissediyor. Yaşamla bağımızın kopmasına neden olan bu hastalıktan kurtulmak mümkün mü?

dış

Depresyon ruh halimizin değişkenliği ve bu değişkenliğin psikolojik ve fizyolojik olarak bizlere yansıması. Bir çok nedeni olmakla beraber, dış odaklı olmamız ana sebeplerden biri. Bizim dışımızdaki dünyamızda oluşanların bizlerden bağımsız geliştiği varsayımına inanmak ve kurban bilincini oluşturarak içe dönmek. İç dünyamızda zihinsel konuşmalar yapmak, senaryolar yazmak, panik ataklar yaşamak, dış dünyaya uyumu kaybetmek, iç çatışmaları yaşamak gibi örneklerle çoğaltabiliriz yansımaları. Düşen enerjimizle fiziksel bedenimiz de etkilenmekte ve hiç bir şey yapmak istememek, sürekli uykuya kaçmak, olumsuz algılamak gibi davranışlar içinde buluruz kendimizi.

Son günlerde zamanın çok hızlı geçtiğini hemen hemen herkesten duymuşsunuzdur. Hiç bir şeye yetişemiyorum, yine geç kaldım, işler birikti söylemleri hepimizin dillerinde. Neredeyse haftalar gün gibi geçer oldu.  Bilim adamları dünyanın manyetik alanının titreşim hızında bir artış olduğunu ve bu artıştan ötürü de zamanı algılama sürecimizin değiştiğini ifade etmekteler. Şimdilerde 24 saat 16 saat kadar algılanıyormuş.  Neredeyse 8 saatlik bir kayıptan sözediliyor. Daralan  zaman algılarımızla bir şeyleri yetiştirme ihtiyacımız bizleri hızlı hareket etmeye yönlendirirken bir yerlere yetişeme veya bir şeyleri yetiştirme  hissi bizim içimizde sıkışmışlık duygusu yaşamamıza neden olmaktadır. Bu durum düşen enerjilerimizle panik atak olarak da yansımaktadır. Bu değişimi bir şekilde bastırıyor olmamız bunu hissetmemize neden olmaktadır.

Dış Dünya

dışDeğişen zaman algısının yanısıra dünyada da bazı değişimler olmakta.  Kimi bilinçler yükselişe geçerken kimi bilinçler kaos yaratmaktadır. İnsanların dış dünyaya kollektif yansımalarıyla bizim iç dünyamızın yansımaları uyum içinde olmadığında ve dış dünyada oluşan olaylara karşı kabul içinde olamadığımızda enejimiz düşmeye başlar ve depresyon kapımızdadır. Kaçınılmazdır. Çünkü dış dünyayı kontrol edemiyoruzdur, kendimizi güven içinde hissetmiyoruzdur, olumsuz duyguların etki sahasına girmişizdir ve en önemlisi egolarımız artık bizi yönetir olmuştur.


İşte tüm bunlar yaşam deneyimlerimiz içinde farkında olmadığımız zamanlarda bizlerin, olan karşısında kendimizin olanla ilişkisini kuramamış olmamızdan dolayı  kabulsüzlük yaratmaktadır. Kabulsüzlük bir anlamda iç çatışmasıdır. İsteklerimizle olan arasındaki uyuşmazlık ve olana karşı gösterilen dirençtir.  Dolayısıyla kendimizi olan karşısında kurban edilmiş hissederiz ve asıl direniş bir anlamda bu duruma isyandır.

Oysaki depresyona girmemek için yapmamız gereken en önemli şey öncelikle  kendi yaşam sorumluluğumuzu almamız ve başımıza gelen olaylarla kendi düşünce, inanç ve değerlerimizin ilişkisini kurmamızdır. Bu sayede kendi zayıf yönlerimizi görebilme şansını elde etmiş oluruz. Zafiyet alanlarımızın gelişmesini,  iletişimlerimizde bütünsel bakış açısının kazanılmasını, yaşanan deneyimlerde kendi davranışlarımızı izleyerek   yargılayıcı olmak yerine algılayıcı ve  işbirlikçi olabilmeyi öğrenmek bizim enerjimizin yükselmesini sağlar. Bu sayede kendi kendimizi motive etmiş oluruz ve yaşam bağımız güçlenir.

Başlangıçta kolay gözükmese de önemli olan yaşamınızdaki döngülerin farkına varabilmektir. Mevcut döngüleriniz sizi depresyona sürüklüyorsa ve bunu farketmişseniz o döngüden çıkış yapma ihtiyacınız vardır. Bunun için yapmanız gereken her zaman yaptığınız bir şeyi farklı yapmaya başlamak yeterlidir. Her geçen gün farklı davranış güçlenerek eski davranışı silecektir. Bu sayede yeni davranışla dış dünya deneyimleriniz de o doğrultuda değişecektir. Aslında özetle farketmemiz gereken şey kendimize sahip çıkmak ve yaşam sorumluluğumuzu alarak yapabileceğimizin en iyisini yapmak üzere eyleme geçmektir.