Sahip olmak ya da olmak, hepsi birer yanılgı

Sahip olduğumu sandığım her şeyi düşünüyorum da, hepsi birer yanılgı ve yok olabilecek ya da kaybedilebilecek şeyler. Kaybetmek gibi birer illüzyon işte her biri.

sahip olmak İstanbul Şaşkınbakkal
fotoğraf: Hale Karaarslan

Çok sevdiğim bir dostumun önerisiyle Erich Fromm’un ‘Sahip Olmak ya da Olmak’  isimli kitabıyla tanışmıştım.

Ara ara yine dönüp baktığım bu kitap, sahip olduğumuzu sandığımız pek çok şeyin illüzyon sahiplenişler olduğunu; sahip olduğumuzu sandığımız her şeyin üzerimizde ne büyük yükler oluşturduğunu, (duygusal kalıplar ve maddiyat gibi) bu yükleri atabildikçe ne kadar özgürleştiğimizi fark ettirmiştir bana. Son zamanlarda yine bu tür bir arınma programını seçtim bilinçli olarak…

sahip_olmak_ya_da_olmak_erich_fromm4

Yaşamımda bana sevinç vermeyen şeylerin tespitine girdim. Nelerdi sevinç duymama engel olan olaylar, duygular veya insanlar? Ve niçin?

Tümü yine benim seçtiğim, farkına varmam için benim fark etmemi bekleyen oyunlarımdı kendime… Bunu fark ettiğim her an içimin derinliklerinden bir sevinç yükselir. Ve oyunu sevinç içinde, en güzel şekilde oynamayı seçerim.

Sevinç içten gelen, özden gelen çok Tanrısal bir hal. Aşk gibi…

Sahip olduğumu sandığım her şeyi düşünüyorum da, hepsi birer yanılgı ve yok olabilecek ya da kaybedilebilecek şeyler. Kaybetmek gibi birer illüzyon işte her biri.

Sahip olduğumuzda mutlu kalabiliyor muyuz?

Bir süre sonra başka istekler, başka başka… Sonra sahip olma ve yine tatminsizlik duygusu. Her şeye sahip olmak sevinç içinde sonsuz bir saadet halini yaşatabiliyor mu bana?

Sahip Olmak!

Nedir sahip olmak gerçekten?

Benim olan, bana ait diye düşünüp, bildiğim her şey! Oysa tümü değişebilir, gidebilir, bitebilir. O halde nasıl sahip olabilirim ki?

Düşüncelerim, fikirlerim, ideallerim, yeteneklerim değişebilir, bitebilir.

Sevdiğim, yaşamımda benim, bana ait diyebileceğim herkesi kaybedebilirim.

Tüm mal varlığımı, organlarımı… Bedenim ölebilir.

O halde ben aslında neye sahibim?

Hiç! Hiç bir şeye…

Sahi yaşama ne için gelmiş olabiliriz?

Hiç düşündünüz mü niçin yaşıyoruz?

Sahip olmak için olabilir mi?

Bir şeylere ya da pek çok şeye sahip olmak, yaşadığımızın delili midir geriye?

Ya yaşama bıraktığımız izler? Bir insanı mutlu eden, ona kendini hatırlatan bir söz, bir gülümseme, şiirler, müzik, insanlığa bırakılan bir yapıt…

Ya İnsana değer katan, insan olmanın güzelliğini yaşatan tüm güzellikleri paylaşmak, sevmek… Âşık olmak? Olmak!

Bu işte!

Bize rağmen olur aşk. Âşık olmak; isteğimiz dışında, kendiliğinden oluşan bir hal.

Tanrısal. O’ndan…

Ya sonra âşık olduğumuz kişiye sahip olmak isteği? İşte bu da zihnimizin oyunları yine. Sevdiğimiz kişinin yaratıcı enerjisini yok etmek, sevgi adı altında hem de.

Sahip olmak bir çeşit bağımlılıktır. Oysa sevgi bilincine geçtikçe kişi sevginin özgürleştirici muhteşemliğiyle tanışır. Özgür Olmak! Olmak…

sahip_olmak_ya_da_olmak_erich_fromm2 özgürce

Nasıl oluruz? Olmak nedir?

Hiç olduğumu fark ettiğim anda bir nokta, bir ışık, ya da bir patlama duyarım içimde, her şey olan… Kalbimin içine yağan yıldız yağmuru gibidir bu O’ndan gelen. Her şey O’nun nurundan bir zerre. Sevginin ve aşkın mabedi kalbimde sonsuz güzelliği görürüm o anlarda. Sonsuz sevgi kaynağı, ışık kaynağı bir derya. Tüm bilgi oradadır. Hakikat budur…

Nasıl bildiğini bilemeden tüm bilgi sadece oradan onaylanır. Başkaca bir onaya da gerek yoktur. Sezgi gibi, biliş gibi, öylece gelir ve çıkar ağızdan söz olur, olur… Size ait değildir, O’ndandır!  Sahip olduğunuzu sandığınız şeyleri bıraktıkça, size gelen O’dur. Ona yakınlaşırsınız. O’na yakınlaştıkça kendinize yakınlaşırsınız. O’lursunuz.

Tüm kalıplarınızdan, duygusal bağımlılıklarımızdan özgürleşerek, yargısız, hoş gören, şefkat dolu, kabullenici, teslim olursunuz. Bu olma hallerinde ‘Ben’ yoktur artık, ‘O’ vardır. Mutluluk ve mutsuzluk, acı, yerini sonsuz saadete bırakır. İkilik kaybolur…

Saadet; ol’manın lutfuna erdiğimiz anlardadır. Sonsuz sevinç anlarında… O’nun zerresinin pırıltılarının yağdığı gönüller ol’abilmek dileğiyle.

Ruhsal sağırlık: Sesler açık büfe, afiyet olsun!