Yapay Serotonin

 Kalabalığa “Ben buradayım” çığlığıdır ilgi çekmek için atılan her adım. Dönen dünyaya “Dur” diye bağırmaktır; farkındalık yaratmaya çalışan insanın her figanı.

yapay

[quote]Oysa bilinmez ki; yapay serotoninler salgılatır sanal beğeniler.[/quote]

Bir ürperti esti sırtıma, gazete satırlarında dolaşan gözlerim o cümleyi gördüğünde: “İlgi çekmek için seri katilim dedi.” Haberin içeriğini görünce, ürperti başımdan ayakucuma doğru anaforda kaybolan su gibi aktı. 30 yıldır hapis yatan kişi, sırf “ilgi çekmek” adına cinayet işlemediği halde kendine katil etiketi yapıştırıyordu. Belki yalan, belki doğru, belki bu da “ilgi çekmek” için bilinmez, ama şu bir gerçek ki, insanoğlunun tek bir derdi var, o da: birileri tarafından farkında olunmak! Hele ki yaşadığımız çağda, dışarıdan beynimizin gizli kıvrımlarına sızdırılan, kanımızın içine enjekte edilen sanallık insanoğlunun bu isteğini artırmaktadır. Her birimizin derdi haline gelmiştir; sosyal medyada, sanal mecralarda “beğenilmek”. Oysa bilinmez ki; yapay serotoninler salgılatır sanal beğeniler. Anlık hazlar yaşatır; balon ilgiler.

Yapay Serotonin

yapayBudur kutsal amaç, budur tek gaye. Farkındalık yaratmaktır aslında hedef ve hedefe giden yolda her şey mubahtır. Kalabalığa “Ben buradayım” çığlığıdır ilgi çekmek için atılan her adım. Dönen dünyaya “Dur” diye bağırmaktır; farkındalık yaratmaya çalışan insanın her figanı. Reklamın kötüsü yoktur. Bundan ötürü, kişi pazarlar kendini kötü veyahut iyi. O kadar güçlüdür ki ilgi çekme isteği; Adem oğlu seri katil damgasıyla yaşamanın, kimse tarafından fark edilmeden yaşamaktan daha iyi olduğuna inanır.

Morfin etkisi yapıyor; yapay dünyanın yapay iltifatları

Kimsenin gözü ne semada ne toprakta, göz bebeklerimiz hep ekranların ışığıyla küçülüyor artık; televizyon, bilgisayar, telefon vs. Her birinde o gün ne kadar beğenildiğimizi merakla izliyor, beğenildiğimiz derecede mutlu oluyoruz. Sosyal medyada çektiğimiz ilgi ölçüsünde var olduğumuzu sanıyoruz. Morfin etkisi yapıyor; sanal dünyanın sanal iltifatları. Afyonumuz birisi bizi beğendiğinde patlıyor. Oysa bilinmez ki; kof olur yüze gülünmeden, sıcaklığı duyulmadan kurulan iletişimin. Günümüzde fark edilmez ki; koltukları kabartma tozu bol ama hamuru sağlam olmayan, içi boş beğenilerin karın doyurmadığı.

yapay

Belki de farkımız yok “ilgi çekmek” uğruna 30 yıldır hapis yatan o kişiden. Belki biz de kendimize yarattığımız sanal hapishanelerde katil-polis oynayarak besliyoruz içimizdeki ilgi canavarını. Tüm gözler üstümüzde, tüm kulaklar bize kesik olsun istiyoruz. Var olduğumuzu hissetmek ve benliğimizde bangır bangır bağıran ilgi canavarını susturmak için hepimiz başrolü oynamaya çalışıyoruz. Oysa anlaşılmaz ki; ilgi çekmenin var olmak olmadığı, aksine hiç olmanın, bir olmanın, farkında olmanın farkındalık yarattığı.

PAYLAŞ
Önceki yazıRobert M. Pirsig: O Issız Vadiyi Bir Başına Aşacaksın
Sonraki yazıAllah-u Ekber
1988 yılında Bolu’da doğdum. Üniversite eğitimi için İstanbul’a geldim ve 6 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Mimarlık Fakültesinde, hele de İTÜ Taşkışla kampüsünde okumanın bana verdiği en büyük doyum yaratıcılığımı sürekli canlı tutması ve beni sanattan koparmaması olmuştur. Aldığım “Şehir ve Bölge Planlama” eğitimi benim hayata nizamla bakmaya sevk etmiştir. Fotoğrafçılık ve resim; yazı yazmanın dışında kan akışımı hızlandıran iki nadide sanat dalıdır. Psikoloji ise edebiyat dünyası içinde beni en tatmin eden pınardır. İnsanı anlamak, ruhları çözmek, psikoloji okumak, insanı yazmak aldığım nefesi derinleştiren sebepler arasındadır. Şu anda aldığım İşletme Yönetimi lisansüstü programı sayesinde ise örgüt psikolojisi üzerine yoğunlaşmayı hedeflemekteyim. Bana göre her birimizin bir sandığı var. Kimimiz; bu sandıklardaki geçmişimiz bozulmasın diye onları naftalinlerle donatıp eskileri koruyor, kimimiz ise sandıkta hiçbir şey saklamamayı tercih edip önümüze ne gelirse tüketiyoruz. Sandıklarını hazinelere dönüştürenler ise ruhundaki kelimeleri dünyaya üfleyenlerdir. Ne söylediğimiz, nasıl söylediğimiz suyun yolunu değiştirir. Bir kelam dokunursa bir kalbe, başka ne ister ki o kelamı dile döken. Kalplere dokunabilmek arzusuyla.