Kabil’in Coğrafyası: Ortadoğu O Yer

Zamanın emanet ve yansımalı akışında seyreden seferlerdir hayatlarımız. Bir sonsuza “merhaba” deyişlerin tâ en başından, tâ en sonsuza giden… Gelenler, gidenler, gelişlerimiz, gidişlerimiz ve oysa ki hiç gelmeyişlerimiz ve gitmeyişlerimizdir aslı yokluğun.

Cemalettin Güneş
Fotograf: Cemalettin Güneş

[quote]Devletler de kâdim sırları ile var olagelmiştir asırların menkıbeli sirayetinde…[/quote]

Gelmiştir de… Bir yer var fakat! Bir yer ki sözlerin aslı ateş! Bir yer ki ateşin hükmü söz! Çocuklar birbirine benzer o yerde, yürekleri yüksek atar. Su ve toprak hiç bu kadar beraber olmamıştır. Su ve toprak hiç bu kadar ayrı kalmamıştır zirâ. Bir yer var ki güneş kırmızı doğar, kırmızı batar… Bir yer var, Ruhunda ruhlar yatar; ruhundan ruhlar katar…

Ortadoğu o yer!

Bir yerlerin doğusunun ortasında kalan topraklar. Annelerin çocuklarına çok kez sarılamadığı ve bir sarılınca da ziyadesini toprağın kucağına saldığı yerler. Paranın parasızlıkla cirit attığı ve kum fırtınalarında her bir kum tanesi ile savrulan hayallerin göklere yükselip, çamur yağmurları gibi yerlere çakıldığı dünya aynası…

Mekke’yi, Kerbela’yı, Şam’ı, Kudüs’ü… Hatay’ı, Tarsus’u… Yani ki Hz. Muhammed Mustafa (sav) ile şereflenen… Hz. İsa (as)’yı… Ali’yi, Hüseyin’i selamlayan ve dahi selamlarını semalarında inleten yer, o yer!

Dünya yorgun. Dünya sakinleri yorgun… Ateş yorgun, su yorgun! Barut yorgun, tüfek yorgun… Top yorgun, tanklar yorgun… Ses yorgun, sessizlik yorgun… Toprak yorgun, taş yorgun… Bunca yorgunlukta bir yorulmayan var: Kabil!

kırmızı ortadoğuHangi şehre uğrasa diri, hangi konakta konaklasa Kabilî… Eller diri, ayakları diri, kalbi diri; hırsı, kini, öfkesi diri! “kendi” diliyle konuşan ve “kendi”nden nicesine yer bırakmayan… Hâbil’in vicdanında boğulup da kendi vicdanını katil eden… Büyük sürgünden beri geriye bir türlü dönemeyen… Bir tadıp da dünyayı bir daha bir daha barutla, ateşle çıkagelen: Kabil!

Kafkasya’da, Balkanlar’da, Çeçenistan’da… İspanya’nın Endülüs’ünde… Filistin’in ücra köşesinde… Almanya’nın soğuk duvarlarında… Karadeniz’in derin sularında…

Ve bir de karınca var. Bunca gürültü arasında tüm ihtişamıyla ayak sesleri çınlayan… Bir karınca ki bir damla suyu ateşteki İbrahimlere taşıyarak “safını beri tutan”…

Bir çiğ tanesiyle cemrenin Aşk’ı gibi havaya, suya ve toprağa karışan… Bir arının çiçeğe vuslatı gibi balında Aşk kokan… Yağmurdan sonra deniz kokusuna karışan toprak kokusu ile umudunu tazeleyen…

Nice karıncalar: nefes nefes şifa dilenen, şifa isteyen

Hani büyük sürgünden, büyük dava gününe uzanan bu yolda örümceğin yoldaşlığında sır olan; Firavun’un hoyratlığında, asasında bir nokta vuruşla Elif’i Be eden Güç’le denizleri yaran, dağları aşan; kuyunun sırdaşlığında teslim olup da Aşk’ının bağrında teşkil ol’an; ateşlere atılıp da yandıkça sönen ve ateşin emre amâde misafirperverliğinde yükselen; “sen lakırtılarına aldırma, gemiyi yap!” buyrulduğunda gemisini yapan ve tufandan Aşk ile doğan; bir balığın karnında Aşk’ın şefkatinde barınan; bir Kıtmir’in vefasında yürüyüp de 300 yıl uyuyup uyandırılan…

Hani bir ulu Ana’nın Kudüs’e duasında… İstanbul’un,  Cordoba (Kurtuba)’ya selamında… Tebriz’in Belh’le Konya’da vuslatında… Van Gölü’nün kalbinde, Akdamar Adası’nda… Urfa’daki gölde balıkların zikrinde… Diyarbakır’da kalede… Trabzon’da Sümela’da… İzmir’de Efes’te… Saraybosna’da bir minarenin ucundaki hilâl’de… Bir Bursa sabahında şafak sökerken… Bir Kütahya gecesinde yıldızlar semaha kalkıp da dönerken… Bir Kars burcunda güvercinler uğuldarken… Bir kelebek Antalya’dan kalkıp Toroslar’a göz kırparken… Edirne’de bir ayçiçeği yüzünü güneşe dönüp de tebessümle selamlarken…

Kabil Kabilliğine ağlarken, Habiller sonsuzluğun kerevetinde salınırken

Bir türkü, bir şiir gibi… Bir harfte gizlenirken sessizce Aşk… Bir mürekkep kağıda vuslat ederken… Bir harf sevip de yollayanların imzası Gökkubbe’de ışıldarken…

Cemalettin Güneş

Dinecek elbet Kabil’in Kabilliği… Bir damla gözyaşının, toprağa düşüp de zemzemce su ile şifa ol’duğu gibi… Şifa olacak gözyaşları bir gün. Toprak bağrında güller yetiştirecek.

Ve yine Aşk kazanacak, her daim kazanıp her dem buğu olup da nefese karıştığı gibi…

PAYLAŞ
Önceki yazıGalataport: Salıpazarı Liman Projesi Kandırmacası
Sonraki yazıTaksim’de Değerlerine Haklarına Sahip Çıkanlara Atılan Darbeler
16 Haziran 1985 Eskişehir doğumlu. Ege Üniversitesi Deri Mühendisliği Bölümü mezunu. Universitat Politecnica de Catalunya (Barcelona)'da 6 aylık bir macerası oldu. Okuduklarından ziyade, yaşadıklarını yazıyor. Yazdıklarını yaşıyor... Acizliğin en büyük güç olduğunu bilmeye ve yürümeye çalışıyor. İzmir, İstanbul, Konya, Barcelona, Sevilla, Madrid, Valencia, Bursa, Hatay ve Van uğradığı şehirlerden... Çok akıllı sayılmaz. Ama deli de değil henüz. Tamamlanmaya çalışıyor. İngilizce ve biraz İspanyolca biliyor. Yunus Emre'nin, "Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası." diye kulağına fısıldadığı çok oluyor. Göksel Baktagir, Hüsnü Arkan, Erkan Oğur hayranı. Kendince gitar, bağlama çalıyor ve tabii gitar ve bağlama da onu icra ediyor. Üniversite yıllarında çeşitli müzik grupları ile çalıştı. Halk dansları tutkunu.