Olimpiyat Ateşini Yine Yakamadık

Spor ve olimpiyatlar, barış ruhu ve centilmenlik taşır. Öncelikle bu barış ruhunu, hoşgörüyü ve centilmenliği içimizde taşıyacağız. Sonra “olimpiyat ateşini yakmaya ve taşımaya” aday olacağız.

Olimpiyatın ateşini içimizde yakacağız, elden ele ve gönülden gönüle taşıyarak, tüm ülkeye yayacağız. Sadece süslü sözlerle ve büyük laflarla, bu olimpiyatı kimse bize vermez! Ve biz de Türkçe olimpiyatları ile kendimizi avutur dururuz.

Olimpiyat Ateşi
Olimpiyat Ateşi

Bir olimpiyat dalgası geldi geçti Türkiye’den

Yine bir olimpiyat dalgası geldi geçti Türkiye’den. Elemeler bitti ve seçimleri Tokyo kazandı ama ülkemizde hala sular tam durulmadı. Her an yeni bir haber çıkıyor medyada ya da farklı yerlerden başka başka yorumlar geliyor.

İstanbul kazanmalıydı, kazanmamalıydı, hak etmişti, hak etmemişti mevzusu ayrı bir konu. Tüm bu haberler ve yapılan açıklamalar doğrultusunda benim fikrim şu yönde; herkesin konuyla ilgili bir fikri vardır ve olmalıdır da. Fikirsiz insanın beyni boş bir çuval gibidir. Ne verirsen onu alır. Kötü şeylerle de doldursan içini yine de alır.

Fikirler, diğer insanların fikirleriyle uyuşur ya da uyuşmaz. Sonuçta herkes, herkesle aynı şeyleri düşünmek ya da istemek zorunda değil. Bu satırları okuyanların çoğu; “elbette değil, ülkede demokrasi var” diyecek. Ama benim diyeceğim şudur ki Gezi Parkı eylemleri ve diğer bazı olaylardaki tüm süreç boyunca algıladığım ve gözlemlediğim kadarıyla iktidardakiler ve iktidarı destekleyen bazı kişiler, Topçu Kışlası’nı ve İstanbul’da Olimpiyatların yapılmasını istemeyenlere söyledikleri sözler ve yaptıkları bazı şeylerle insanlar üzerinde adeta bir mahalle baskısı yaratmaya çalışıyor. “Biz çoğunluğuz, biz iktidarız, biz güçlüyüz ve biz ne dersek, ne istersek o olur” havası var ülkede. Bu havayı, en çok Gezi Parkı eylemleri sırasında gördük ve hissettik. Kendi deyimleriyle “çapulcular” ile aynı fikirde olmayanlar, ellerine sopalarını ve hatta palalarını alıp, bu insanların seslerini kesmeye çalıştı.

Sesler belki bir süre bastırılabilir, ancak filizlenmiş düşünceleri asla öldüremezsiniz. Ethemleri, Alileri, Ahmetleri belki tek tek öldürebilirsiniz ama aynı fikirde birleşmiş insanları, sırf size katılmıyor ve başka bir şey istiyor diye topluca öldüremezsiniz. Düşünceleriyse hiç öldüremezsiniz. İnsanlar ölür ama düşünceler yaşamaya devam eder. İnsanlara kurşun sıkabilirsiniz, insanları plastik mermilerle ve hatta gaz fişeğiyle öldürebilirsiniz ama düşünceler gazla sönmez, aksine daha çok alevlenir!

Açık söylemek gerekirse, olimpiyatların hangi ülkede yapılacağı benim çok da umurumda değil. Şimdi bunu okuyan bazı kişiler hemen olayı, vatan millet sevgisine getirecek ki, hiç alakası yok.

Ülkemde olimpiyat değil de daha önemli şeyler istiyorum!

Ben, ülkede herkesin düşüncesini özgürce ve baskı altında kalmadan söyleyebildiği, karşıt görüşlere de saygı duyulan, gerçekten demokratik bir ülke istiyorum. Ben ülkemde tekel zihniyeti değil, renkli düşünceler ve çok seslilik istiyorum. Siyah beyazın yanı sıra, gri ve diğer renkleri de görmek istiyorum Türkiye’de. En doğru benim fikrim, en iyi ben bilirim, her şeyi ben bilirim düşüncesiyle ve egoyla beslenen, balon gibi şişirilmiş kibir yerine, sırf kendiyle aynı düşünmüyor diye kimsenin, kimseye sözle ya da davranışla saldırmadığı demokratik bir hukuk devletinde yaşamak istiyorum.

Olimpiyatların İstanbul’da yapılması hakkındaki düşüncelerime gelince; bence İstanbul altyapı, güvenlik ve ulaşım gibi nedenlerden dolayı böyle bir organizasyona henüz hazır değil. Bir kere İstanbul, kalabalık bir şehir… Üstelik bu kalabalığı kaldıran yeterli bir ulaşım ağı da bulunmuyor. Avrupa ve gelişmiş birçok ülke, çok duraklı ve düzenli bir metro ağına sahip.

[quote]Biz, olimpiyatları kazansaydık eğer, olimpiyat için ülkemize gelen turistleri metrobüste balık istifi olarak mı taşıyacaktık?[/quote]

Olimpiyat İstanbull

Birkaç hafta önce Esenler Otogarı’na gitmek için metrobüsü kullandığımda, gördüğüm kalabalık karşısında dehşete düştüm. Şanslıysan, iki metrekarelik bir yer bulup metrobüse biniyorsun. Binsen de, inemiyorsun çünkü kapının önündeki insanların, inenlere yol açabileceği ve kenara çekilebileceği yani kıpırdayabilecekleri bir alan yok! Metrobüse bir şekilde bindim ve Merter’de indim. Bu sefer, insan trafiği başladı yolda. Yaklaşık on beş dakika hiçbir yere kıpırdayamadan olduğumuz yerde öylece kalakaldık. Üst geçidin önünde bir anlamda mahsur kaldık da diyebilirim. Geçidi geçebilmek için kalabalığın bitmesini bekledik.

Olimpiyatlar Türkiye’de olsaydı neler olabilirdi?

Fanatik taraftarlar: Gerekli düzenlemelerin yapılmadığı, iyi altyapının ve yolların olmadığı İstanbul’da, rakip ülke madalya kazandı diye aşırı milliyetçi ve fanatik tarafı kabaran bazı şahıslar, o ülkenin vatandaşlarına palayla saldırabilirdi. Kahraman ve aşırı milliyetçi polisimiz, bu kişilere göz yumabilirdi mesela.  Okuduklarınız size şaka gibi geliyor olabilir ancak onca yaşanan şeyden sonra ben artık böyle şeylere şaşırmayacak kıvama geldim.

Sporcular: İdman yapmak için ve turistler de spor olsun diye yürümek ya da koşmak için sırt çantalarıyla İstanbul’un merkezindeki Taksim Gezi Parkı’na girmek isteselerdi; Gezi’yi işgal ettiler diye Çevik Kuvvet alimallah; Tomalar ve biber gazlarıyla insanları uyarmadan parka ya da insanlara direkt dalabilirdi! Bunu görüntülemek isteyen gazeteciler de gözaltına alınabilirdi örneğin…

Fortçu abazalar: Beni düşündüren diğer bir konu da, dünyanın dört bir tarafından gelen insanlar, kutlamalar için Taksim Meydanı’na çıktığında her yılbaşında şahit olduğumuz gibi fortçu abaza timinin kalabalığa karışıp ve pusuya yatıp, bayanları taciz etmek için bekleme olasılığının yüksekliğiydi.

Taciz, tecavüz: Biri çıkıp da, surlarda fotoğraf çekmek isteyen Amerikalı bir kadın turisti öpmeye kalkabilir ve kendisine direnirse, onu öldürebilirdi. Yok, öyle delikanlı Türk erkeğine direnmek ve cazibesine karşı koymak, o istiyorsa direnmeyeceksin, naz yapmayacaksın! Başka biri kalkıp, Japon bisikletli turistlerin yolunu kesip, ırzını ya da parasını isteyebilirdi. Razı olmazlarsa da bıçaklardı. Başka biri, olimpiyatın barış ruhunu yaşatmak için gelinliğiyle yola çıkabilecek bir İtalyan geline tecavüz edip, onu öldürebilirdi. Sonra da, “üzerinde gelinliği vardı zaten. Kendi istedi birlikte olmayı, bana küfredince de şerefimi korumak için öldürdüm” diyerek kendini savunabilirdi. Her gün gazetelerde okuduğumuz, eski koca, eş veya sevgililerin kadınlara yaptıkları vahşeti saymıyorum bile. Tüm bunlara ek olarak bazıları, turistlerin 7 ila 15 yaşındaki kız çocuklarına, “kendi rızalarıyla” tecavüz edip, mahkemece serbest bırakılabilirdi.

Bu kadar güvenli bir ortamda olimpiyatı bize neden vermediler acaba? Bir daha ki olimpiyat seçimlerine kadar, biz bunu bir düşünelim.

Biz, gerekli sağduyuya sahip olmayalım, üzerimize düşeni yapmayalım sonra da istediğimiz olmayınca suçu hep başkalarının üzerine atalım. Bu, kendini kandırmaktan ve kafayı kuma gömmekten başka bir şey değil. Önce iktidarı, sonra muhalefeti ve halkıyla herkes üzerine düşeni yapacak. Gerekli koşullar sağlandıktan sonra, diğer koşullar sorgulanacak. Olması gereken bu…

[quote]Spor ve olimpiyatlar, barış ruhu ve centilmenlik taşır.[/quote]

Öncelikle bu barış ruhunu, hoşgörüyü ve centilmenliği içimizde taşıyacağız. Sonra “olimpiyat ateşini yakmaya ve taşımaya” aday olacağız. Olimpiyatın ateşini içimizde yakacağız, elden ele ve gönülden gönüle taşıyarak, tüm ülkeye yayacağız. Sadece süslü sözlerle ve büyük laflarla, bu olimpiyatları kimse bize vermez! Ve biz de, Türkçe olimpiyatları ile kendimizi avutur dururuz.

Önceki yazıMarlboro Nasıl Cinsiyet Değiştirdi?
Sonraki yazıRollerden Öze: Karakter X Toller= Kimlik
İstanbul’da doğdu ve İzmir’de büyüdü… Mersin Üniversitesi Seyahat İşletmeciliği, Yakındoğu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık mezunu. İletişim Fakültesi’ni bitirdikten sonra reklam ajanslarında, birçok büyük firma için reklam kampanyaları hazırladı, reklam ve metin yazarlığı yaptı. Bir bilişim firmasında Editörlük yapıyor. Seyahat etmeyi, insanı içsel yolculuklara taşıdığını düşündüğü için seviyor. Bu sebeple fırsat buldukça bir seyyah gibi yolculuk yaparak; gördüklerini ve yaşadıklarını kendi sitesi; Seyyahca'da (www.seyyahca.com) yazarak, insanlarla paylaşmaktan keyif alıyor. Modern dans ve Latin danslarının yanı sıra Psikoloji ve Yaşam Koçluğu eğitimlerine katıldı. Almış olduğu bilgileri, şimdi diğer insanlarla paylaşıyor ve Yaşam Koçluğu eğitimleri veriyor. Doğada olmayı, tarihi yerleri gezmeyi, yolculuk yapmayı, okumayı, öğrenmeyi, araştırmayı, denizi, dansı ve dil öğrenmeyi seviyor. Hayatın, paylaşarak güzelleşeceğini ve anlam kazanacağını düşünüyor.