Laiklik: Din ve Vicdan Hürriyeti

Laiklik ilkesi, hem akılcı ve bilimsel tutumun ayrılmaz bir parçası, hem de onun zorunlu bir sonucudur. Laiklik olmadan ne akılcı yaklaşımın varlığından söz edilebilir, ne de çağdaşlaşma hedefine ulaşılması mümkün olabilir. Şurası kesindir ki çağdaş toplum laikliği gerçekleştirebilen toplumdur.

laiklik ve atatürk

Laiklik nedir?

Devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensip olan Laiklik, din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk” anlamına gelen Latince “laicus” sözcüğünden gelmiş, halk anlamına gelen “laos” sözcüğünden türetilmiştir. Yunancada din adamı sınıfından olmayan, halktan kişilere de “laikos” adı verilmiştir.

Laiklik; genel ve klasikleşmiş anlamı ile din ve dünya işlerini birbirinden ayırmak, toplumu din kuralları ile değil meclislerin düzenlediği anayasa ve yasalarla yönetmek, dini duyguları, inanç ve ibadeti ise halkın özgür vicdanına bırakmaktır. Devletin dinin etkisinden, dinin de devletin etkisinden kurtarılması; bireylerin kendi inançlarıyla baş başa bırakılmasıdır. Toplumsal düzenin ve hukuk kurallarının dine değil de akla ve bilime dayandırılmasıdır. Halkın; mutluluğuna, refahına, inancına, günlük yaşantısına yönelik her yeniliğin yasaklanması anlayışına da son vermektir.

Çeşitli dini semboller, soldan sağa: 1. sıra: Hıristiyanlık, Musevilik, Hinduizm 2. sıra: İslam, Budizm, Şintoizm 3. sıra: Sihizm, Bahailik, Jainizm
Çeşitli dini semboller, soldan sağa:
1. sıra: Hıristiyanlık, Musevilik, Hinduizm
2. sıra: İslam, Budizm, Şintoizm
3. sıra: Sihizm, Bahailik, Jainizm

Laiklik, din özgürlüğünün sağlanmasıdır!

Laiklik, dinin kendisini değil, din adına yapılan baskıların devre dışı bırakılmasıdır ve uzun bir evrim süreci içinde, koşulların zorlamasıyla doğmuştur. Laikliğe göre, insan yaşamında ibadetin dışında her türlü tasarruf, dine, daha doğrusu kutsal kitaba göre değil, anayasa ve yasalarla oluşturulan kurallara göre yapılır. Din, kişinin özel yaşamının bir parçasıdır. Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse laiklik, dini ve dünyevi otoritelerin birbirlerinden ayrılmasını, din işlerinin kişisel ve özel sayılarak bireyin vicdanına terk edilmesini ve devletin dinler karşısında tarafsız kalarak din hürriyetini sağlaması şeklinde anlaşılır.

Laiklik ilkesinin birinci unsuru, din ve vicdan hürriyetidir. İkinci unsuru resmi bir devlet dininin bulunmamasıdır. Böylece, her vatandaş, sahip olduğu inanca göre özgürce yaşama ve ibadet etme imkanını ve güvencesini bulacaktır.

Birçok  devletin bu kavramı benimsemiş olmasına hatta anayasa metinlerine eklemesine rağmen, lâik olabilme şartı olan o devletin bütün dinler karşısında tarafsız olması, bu dinlerden birini himaye etmemesi veya bu dinlerden bazıları üzerinde baskı uygulamaması prensibine sadık kalmadıkları görülmektedir. Şüphesiz ki, toplumda birçok din olabilir. Toplumsal olarak bu dinlerden biri diğerlerine nazaran daha yaygın olabilir. Ancak devlet, yaygın olan dine üstünlük tanıyamaz. Mesela bir devletin yurttaş bütünlüğünün %99’u X dinine sahip, %1’i Y dinine sahipse, devlet bu durum karşısında tarafsızlığı ve eşitliğinden ödün vermemelidir. Unutulmamalı ki devlet yönetimi azınlıkların veya çoğunlukların resmi din organı değildir. Dolayısıyla devletin belirli bir dinin toplumda benimsenmesi, o dinin kurallarının toplumda öğrenilmesi için faaliyette bulunması, bunun doğal sonucu olarak da devletin  vatandaşlarına belirli bir dinin eğitim ve öğrenimini zorunlu kılması görevi değildir. Örneğin 1982 Anayasasının 24’üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır” hükmünün laiklik ilkesiyle bağdaştırılması imkansızdır. Devleti yönetenlerin asli görevi, tek tip insan modeli çizerek, dindar bir nesil yetiştirmek yerine,  fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillerin yetişeceği sosyal ve anayasal altyapıları hazırlamaktır. Bunun dışında eğer Laiklik ilkesini “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” olarak  tanımlıyorsak; o zaman, Türkiye Cumhuriyeti’nin, yüz binlerce “din görevlisine” maaş vermesini ve dini bir kamu hizmeti olarak teşkilatlandırarak, dini işler ve faaliyetler için devlet bütçesinden ödenek ayrılmasını da açıklayabilmemiz çok zordur.

Din kurallarının muhatabı gerçek kişilerdir. Sevap ve günah ancak gerçek kişiler tarafından işlenebilir. Cennet ve cehennem de ancak gerçek kişiler için söz konusudur. O halde bir tüzel kişi olan devletin zaten bu anlamda bir dininin olması düşünülemez.

Laiklik tarafsızdır, nesneldir. Asla ve asla dinsizlik değildir!

Aslolan devletin, vatandaşlarının dünyevi ihtiyaçları ile ilgilenmesi ve bunları karşılamaya çalışmasıdır. Herkes din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olmalıdır.  Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun  olarak hareket etmelidir. Kanun önünde ayrı dinlere mensup olanların eşitliği meselesi kadar aynı zamanda aynı dine mensup olanlar arasında mezhep eşitliğininin sağlanması, muhtelif dinlere mensup olanlar arasında bir ayırım yapmaması, dinleri ne olursa olsun, bütün vatandaşlarının aynı hak ve hürriyetlere eşit olarak sahip görmesi gerekliliğidir laiklik…

Ülkemizde Atatürkçülüğün bir kolu olarak gösterilerek içi boşaltılmak istenilse de bir olgu olan laiklik nesneldir. Tarafsızdır. Laiklik asla ve asla dinsizlik değildir. Aksine din ve vicdan hürriyetinin teminatıdır.  Hiçbir kurum  ve örgütlenmenin tekelinde değildir. Medeni yaşayışın da bir şartı olan laiklik, oy kapma mekanizması olarak kullanılan siyaset aracı değil  kamu hukukunun bir temel dayanağı ve bir temel direğidir.