Evrenselleşmek

Çok çok uzun bir yoldu yürüdüğümüz… Gerçekliklerin birbirinin içinden geçtiği, neredeyse tüm hükümlerin de süreleriyle  birlikte bittiği, bir dönüm noktasına gelmekteyiz…

“Üç bin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan, günübirlik bir insandır.” (Johan Wolfgang von Goethe)

evrensellesmek_kainat_kuresel_degisim

Global dünyada hız kazanarak devam etmekte olan ekonomik krizler, batan ülkeler, ayyuka çıkan dramlar-yalan dolanlar, artan nüfus, derinleşen cehalet ısınan bir dünya ve bir türlü gezegen için ve insanın kendisi için, -UYGUN- olanda uzlaşarak SULH olamayan çaresiz bir insanlık olarak, kadim medeniyetlerin ve kutsal kitapların belirttiği ve üzerine basa basa işaret ettiği, bir dönüm noktasının önüne geldik durduk.

Sorunların içinde uygun adım sayıyoruz, ne sağa ne sola ne yukarıya ne aşağıya….

Sanki artık bizi sıkan bir halka gibi tüm felsefeler, tüm akımlar ve idealler,  bize küçük geliyor.

Büyümüş ama üzerine giydiği kıyafetleri küçülmüş, dar gelen yerlerden patlamış duygular ve birbirine eklediğimiz tüm nedenler tutturduğumuz yerden yırtılmış düşünceler, hepsi dökülüyor. Her şey insanoğlunun üzerinden yeni insanlık kıyafetini giymesi için ayrılıp sonsuzluğa karışmakta.

Kumdan kaleler gibiyiz. Hakiki olanın dışında her şey çöküyor.

Bir de Hakiki Ol’anın ne olduğunu ve nasıl doğacağı hatırlayabilseydik…

Bizi saran, yekpare olan, hiçbir şeyi dışarıda bırakmadan kucaklayan, sevgi dolu ve huzurlu, ışıklı ve çiçekli, belki şiirsel bir yaşamın yaratılmasıyla alakalı olan, uyumlu ahenkli ve ifadesinde müzik gibi armoni içinde; tıpkı fırından yeni çıkmış bir ekmeğin sıcak kokusunun varlığımıza yayıldığı gibi, insanın da dünyaya buram buram yaşamın çoşkusunu  sevincini katacak bir kıyafet kuşanması ve bunu da kalbinden  kendisi ve tüm insanlık için üretmesi ne güzel olurdu…

Gözlerimizin perdesi, insanın kendi gerçeğini genelleştirmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Kendi gerçeğini tek gerçekmiş gibi hakikat bilgisi olarak başkalarına sunmasıyla tüm kargaşalar ve çatışmalar yaratılıyor. Kendisinin gerçeğini, kendisinin -nasıl- edindiğini de asla ve asla sorgulamıyor. Çünkü -edinilen- sanrı gerçeklikler sorgulanamaz. Sorgulanmaya başladığında farklındalıkda orada olacaktır. Fark ediş güneş gibi olduğundan edinme yoluyla oluşmuş sanal gerçeklikler de haliyle eriyip gidecektir.

Ancak ve ancak kalpten yaşayarak yaratılan gerçeklikler korkusuzca sorgulanabilir ve geliştirilebilir. Bu durumda sorgulanan gerçekliğin gelişerek evrenselleşmesi ve büyüyerek Evrensel bir İnsan Ol’unması kaçınılmaz bir Hakikat olacaktır.

Ve tek gerçek herkesin kendi gerçeğini yarattığıdır…

Saygı ve sevgi temelli anlayışın ise bizi evrensel gerçekliğe bağlayarak daha büyük bir vizyona birlikte kalp hücreleri gibi yan yana durarak, hücrelerin her biri kendinde gerçek ve Birlikte Tek Gerçek olarak İnsanlık Hakikatini oluşturmakla mümkün olabileceğidir.

Objektif bir dünyanın subjektif bir gerçeklikten çıkması inanılmazdır.

Uygunluk içinde aynı yöne bakmak ve kalp ve sevgi ile hizalanmak gibi…

Herkesin kendi gerçeğini yaratmaya ve kendi yarattığı gerçeğini yaşamaya  devam edebileceği veya etmesine hizmet edecek fiziksel dinamikerin yeşertilmesi korunması ve sürdürülmesi ortak hedef  olduğunda objektiflikten bahsedebiliriz..

Bu nedenle evrenselci görüşü ve evrensel bakışı kazanmak ve kendiliğimiz kılmak bize, birbirinde bağdaşıklık gerçeği  içinde bağlı hakiki evrensel dünyayı ve evrensel dünyanın değerlerini bize açacaktır.

Evrenselliğin bizlere verebileceği  en büyük armağan ise bizi “gerçek yaşamla” onurlandırmak olacaktır.

Evrensellik, Yaşamı sevmekle, kalbi canlı kılmakla, doğaya ve doğaya ait olan her şeyi sevmekle saymakla başlar, dürüstlük ve samimiyetle gelişir ve evrenselleşen ve kendinde derinleşen anlayışla büyür.

Her insanın yürüdüğü yol  ayrı ayrı olsa da, tüm insanlık Birlikte  fiziksel evrimleşmenin ve ruhsal tekamülün yol’unda evrenselleşmeye doğru ilerlemekte.

İnsan; henüz savaşlara çatışmalara tüm aykırılıklara rağmen, Birlikte dünya gezegeninde yaşayan Evrensel İnsan Ailesini gerçekleştirme aşamasındayız.

Dünyada aşılmaz geçilmez  uçurumlar, sorunlar varmış gibi düşünüyoruz, yaşıyoruz. Ya uçurumun sonundaki  düşüş kaderimiz olacak ya da uçmayı öğrenerek, evrimi gerçekleştirerek, uçurumun iki yakasında “anlayış” köprüsü olup birleştirip, dünyada yeni yaşamın koşullarını oluşturacağız.

Var olan her şeye “anlayış” ve “kabul” bunu mümkün kılacak.

Neticede gelebileceğimiz “anlayış eşiği”, tıpkı Mevlana’nın yüzlerce yıl öncesinden dediği gibi “ne olursan ol yine gel” anlayışı olacaktır. Şefkat ve kabul ile örülü şükür ile zenginleşmiş Ol’an  anlayış, Evrensel bakıştır.

Ayrıca çağın uzay çağı olmasından kaynaklanan hızlı teknolojik – bilimsel gelişmeler, uzayda insanoğlunun yaptığı yeni keşifler, duygusal zihinsel ve ruhsal olarak gerçeklikle ilişkimizi sorgulamamızı ve büyümemiz gerektiğini hissettiriyor. İnsanlık geliştikçe ve büyüdükçe daha kabulü yüksek, daha kapsamlı daha derin anlayışlar gerektirecek realitelerin de içine girecektir. İnsanlığın tek bir İnsanlık Ailesi olduğu bir gerçeklik, uzay realitesini de bize çekecektir. Tıpkı bilim adamlarının uzayda DNA kanıtını bulmalarını, evrenselleşmiş bir insanın bilincinin anlayabileceği ve kendi gerçekliğinde bir bağlama oturtabileceği gibi.

Gelişimin ve büyümenin zorlukları olacaktır.

Evrenselleşmek, zorluklarını ve anlayış derinliklerini de kendi içinde taşımaktadır.

Dünya sahnesinde oynana hadiselere derin anlayışla bakabilmek, insan olma yolunda şimdiye kadar, bütün fırınların ekmeklerini yememiş olsanız bile en azından “tadına tuzuna”  bakmış olmayı gerektirecektir

Evrensellik bir anlayış meselesidir.

Anlayış, bir bütün İNSAN Varlığında, olduğunun yüksek farkındalığı ile, O bütünde olan herkesin VAR Ol’ma haklarının bilincli olarak yüksek vizyonunu tutmak ve bu tutumla ilgi yapıcı işbirlikçi paylaşımcı uzlaştırıcı bütünleyici ve AKICI davranışın sahibi ve eyleyicisi olabilmektir…

Evrensel Anlayış, kendisinin ve herkesin var olma (birey olma)  sürecinde, kendi mükemmelliğine ulaşacağının yüksek vizyonunda kalarak; olmuş olduğu, olmakta olduğu ve olacak olduğu her şeyi her haliyle sonsuza  kadar şefkatle sarmış olmanın huzurunda kalmayı ve bu anlayışı destekleyen her içrek öğeyle de sulh olmayı gerektirir.

Evrenselci Bakış, insanoğlunun dünya yüzeyindeki uzun eziyetli var olma yolculuğunda, nihai olarak varacağı hem zaman olan hem mekan olan ve dahi sonsuzluğunu da birlikte yaratacağı ve içinde devineceği İnsanlık Ailesini birlikte yeni anlayışlara götüreceği “anlayıştır”.

Anlayış O’dur ki; Evren beni var edendir. Ana’dır. Kendimi evrenin sunduklarına layık gördüğüm ölçüde kabulümü genişletip, bağdaşık olduğum diğerlerine hizmet etmekle büyüyebilirim. Evren doğuran ise ve genişlemeye büyümeye hizmet eden ise ben de evrenin içinde, dünya gezegeninden bir birey olarak; ne ise O tüm var olanın sevgiyle aşkla kabul ile şefkatle hizmetinde olabilirim.Evrenin içindeki herhengi bir evren parçası veya evren ifadesi olan -şey- ile savaşma  mucadele etme durumum olamaz, çünkü Evrensel anlayış, sevgi temelli bir anlayıştır.

Mevlana’nın Anadolu’da oluşturmuş olduğu ve dünyayı da etkileyen ve istisnasız dünyadaki herkesi de sarıp sarmalayan  Sevgi Bilinci, Sevgi Aurası gibidir.

Ki bu, “anlayış” bizi Bütüne, tamamlanmaya ve İnsan Kardeşliğine götürmüyorsa ikilikteyizdir.

Anlayış; bütünsel ve bütün olmaya ait bir kavram ve hareket geçirici bir dinamiktir.

Anlayış ki Bütüne varmak

Anlayış ki yolu ve her şeyi kucaklamak olabilmeli

Anlayış ki yaşama sevdalanmalı

Anlayış ki

Yaşamın içinde

Yaşama ait ne varsa

Allah ne verdiyse;

Sevgili gibi

ağırlanmalı

sarılmalı

kucaklanmalı

Anlayış ki

Beni

Ve

Seni

Gördüğümüz her şeyi

İstisnasız

Sonsuz kabul

Sonsuz şükür

Sonsuz şefkatle

Kucaklayabilmeli….

Ayrılıklardan

Geçip gidebilmeli

Bir Sonsuz durakta

Sevgi ile Kavuşabilmeli

Olabilmeli…

Evrensel Ol’mak,  dostları ve insan kardeşleriyle, kucaklaşabilmek ve ortak hayrımıza güzeli iyiyi ve refahı eyleyebilmek için mekansızlıklarda mekan tutmayı, zamansızlıklarda zaman oldurmayı, nedensizliğin NEDENİ Ol’abilecek derin anlayışı gerektirir.

“Evrensel olmak kulpsuz kapı Ol’maktır. Sessiz SES olabilmektir.”

“Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,
Ne duyabiliyorsun” Halil Cibran

“Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.

YÜRÜYELİM” Nazım Hikmet


İncelemenizi öneririm:

NASA, uzayda DNA kanıtı buldu

Bilim uzaylılarla karşılaşmaya hazırlanıyor


PAYLAŞ
Önceki yazıModern kölelikte bir antrparantez: Market ve mağaza çalışanları (Hizmet-mania)
Sonraki yazıDiyalizden Organ Nakline
Seyir defterinden ………. Soğuk mu soğuk bir kış günüydü Her yer bembeyaz karlarla kaplıydı Yaz seslenmişti gündoğumuna Ve günler geliyordu dengeye Ve bahar kapıdaydı Ve nilgün yoldaydı -20 Mart- günü vasıl Ol’dum Dünya Planetine Gün ağarmıştı gözlerimi açtığımda Frigya Krallığının başkenti ve kentlerin en güzellerinden Gordiyon’un tepelerinde Eski mi eski bir şehirdi –vardığım- Eskişehir. Şimdilerde gondollar yüzüyor Porsuk nehrinde Uludağ Üniversitesi BTİOYO 4 sene süren eğitim Evladiyelik Dostluklar, Muhteşem öğretmenler Efsane Öğrencilerle sonsuz sohbetler Ve tabiî ki arta kalan zaman sığdırılan eğitimler Kutlamalarla ve kutsamalarla mezun oldum….. Köln Üniversitesi’nde siyaset bilimi üzerine mastır Şehr-i Kolonya’nın REN Nehri, sihirli Weinacht Şölenleri Anadolu Üniversitesi Köln Batı İrtibat Bürosunda Turizm Sayfası Yazarlığı, gazetecilik Ve güzel dostlukların anılarını biriktirerek, Türkiyeme, Anadoluma döndüm. İstedim ki, köklerimi, doğduğum topraklara salayım, Eğer ki bir kır çiçeği veya bir ağaç olacaksam, Ki nasıl Bir Tohumsam Açtıkça ve saçıldıkça, Tasavvufun toprağında, Gönlün Dergahından; Sevgi’den, Aşk’tan besleneyim. Ki takdiri ne ise İlahi Ol’anın, cismen şahsıma Az-çok, var-yok, Anadolu’da Ol’uyor. Ol’makta. Velhasıl derdim çoktur, tasam hiç yoktur. Biri İndigo diğeri kristal iki oğlumdan, Ve dostlarımdan ve canımdan gayrısı yoktur. Ancak Yaşamı yaşayarak anlatmaktan, Sevgiden, saygıdan, uzlaşmadan ve paylaşmaktan Uyum ve bütünlük içinde yaşamaya gayret ederek Canımı aziz tutarak, bilincime şükrederek Yaşamı ve sevgiyi yaşatarak, kah gülerek kah ağlayarak Olabildiğince neşeyle, sevgiyle, cesaretle Kalpten Ol’maya, kalbi eylemeye Ve kalbimde yaşamaya gayret ediyorum………. “Dünya ne ise O’dur, El’imden gelen budur.”nn