Soma’da Tevekkül İçinde Olmak

“Soma maden kazası – 13 Mayıs 2014” dünya tarihinde kapkara bir sayfa olarak yerini aldı. Bu kaza mı, yoksa kurgulanan bir cinayet mi hala tartışılıyor?

Sonuçta yüzlerce yaşam  geçim kaynaklarını kendi bedenleri ile eş tutarak çaresizliklerinin  ve sistemin kurbanı olmuşlardı. Hem de sadece ruhlarını teslim eden o kahramanlar değil, onlarla birlikte geride kalan aileleri, eşleri , çocukları da… Bizler oturduğumuz yerden sadece görüntülerle ve medya haberleri ile kendi yasımızı yaşarken orada yüzlerce evin ve canın tam ortasına koskocaman bir ateş düşmüştü.

soma faciası-indigo dergisi

Nasıl dayanılacaktı, bilmiyorduk. Sadece dinimizin ve Allah inancımızın kuvvetine sığınma içersindeydik. Bu önemli bir çaresizliği daha gözler önüne getirdi. Tevekkül  içinde olmak. İslam dini alet edildikçe bu kavram köleliği anlatır olmuştu. Tevekkül içinde olmak Allah inancı olanlar için sabır göstermekti, güvenmekti, kabul etmekti.  Bununla birlikte eylemsiz kalmak, köle olmak, hakkını aramamak olmamalıydı. Maalesef ,  insanların, öğrenilmiş çaresizliği buna sebep oldu. Alışkanlıklarımız, sistemi artık sorgulatmıyordu. Eğitimsizlik, bilgisizlik zayıflatmıştı zihinleri, kişilikleri. Hayalleri yok etmişti. Değerlerimizi  kaybetirmiş, bizi değersizliğe mahkum edip , onu normal bir olgu gibi göstermişti. Korku ve kaygı Soma’lıların tüm gününü sarmıştı. Her gün bir nefes daha alabilmek, bir yudum su içebilmek, bir dilim ekmek yiyebilmek için bedenler hor kullanılmaya , ruhlar satılmaya mahkum edilmişti. Çünkü bu bölgede sürdürülen kapitalist politikalar sonucunda tarım toprakları verimsizleştirilmiş, hayvancılık para getirmez olmuştu. Halk madenlerde çalışmaya mecbur kalmıştı, Soma ve çevresinde.

Bu bir doğal afet değildi. Dolayısı ile hepimizin içinde öfke birikti. Suçlu aramaya başladık. Herkes birbirine suç atmaya çalıştı. Olaydan ancak tam  4 gün sonra soruşturma başlamış ve bazı kişiler gözaltına  alınmıştı. Maalesef devlet büyükleri milletini, o zamana kadar, yine kucaklayamamıştı  yine ortadan yok olmuştu. Ortaya çıktığı zamanda da bir koruma ordusu ile tekme , tokat, küfürlerle boy göstermişti. Bunu yapanlar üstelik,  Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin  cumhurbaşkanı, başbakanı,  bakanı, özel kalem müdürü idi. Bu görüntüler , söylemler, açıklamalar daha da yakıyordu içimizi. Biriken öfkeler ani patlamalar yapıyor, iç güvenliğimizi tehdit ediyordu. Güvenilir(!)  medya kanallarında bilir kişiler  açıklamalar yaptıkça ve kurtarılan maden işcilerinden  “korkmadan”  konuşabilenlerden duyduklarımız bizi dehşete düşürüyordu. Olayın basit bir trafo yanmasının çok ötesinde olduğu gerçeği çıkıyordu, ortaya.  “Soma A.Ş” den önceki  işletmeci firma “Park Enerji”  zamanından beri bilinen bir gerçek,  İstanbul Üniversitesi Maden İşletmeleri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kağan Özdemir, tarafından şöyle açıklandı. Sn, Özdemir : ” Yaşanan maden faciasında ki asıl sebep A panosundaki yanıcı metan gazıdır. Bu panodaki metan gazı tehlikesi Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) ve Soma A.Ş tarafından biliniyordu. Çünkü ikisi de bu bölgede analiz yaptırmıştı. Ama Soma A.Ş buna rağmen üretime devam etti” dedi.


Loading...

Sözün kısası, burası, kömür dışarıdan gelen oksijenle birleştiği zaman için için yanmaya başlayan bir kömür madeniydi. Grizu patlaması sonucu değil, için için yanan kömürün zayıflatıp çökerttiği tavan sonucu büyüyen ve yayılan yangının sebep olduğu  karbonmonksit zehirlenmesinden kaybetmiştik, maden işçilerimizi.

İhmal, cinayet gibi katliama sebep olmuştu.Sistem  yanlıştı. İşletme sahibi TKİ, işletici Soma A.Ş denetimi  taşeron bir şekilde yaptırınca herkes sadece kendi kazancı ile ilgilenmiş, gerekli hiç bir güvenlik önlemi  yasalara göre yapmamıştı. Sığınma odaları, oksijen maskeleri  yetersizdi ya da hiç yoktu. Acil durumlarda kurtarma  eğitim bilgilerinden yoksundu,  yüzlerce yaşam, bir çoğu da henüz genç  işcilerdi. Kendi çaresizlikleri içersinde haklarını aramadan aldıkları yövmiyeye  kurban olmuşlardı. Tüm bu olanlara rağmen bölgede diğer madenler iş başı yapmış,, hala hiç bir şey olmamış gibi çalışıyorlar. Acaba onların güvenlik önlemleri yasalara göre tam mı da çalışmaya devam edebiliyorlar?  Bu gerçekten  inanılmaz bir  durum. Yazılacak, söylenecek çok söz var. Onları bilir kişilere bırakıyor ve şimdi Türk Adaletine seslenmek istiyorum. Adaletin kendini ispatlama zamanı. Hukuk devleti  , yasalarınla , yargı organlarınla var ol. Türk adaletinin yerini bulması için gereğini yap. Yap ki, bugünün çocukları  da yarınlarına güvenebilsin.