Bir kelebeği anlamak

Kısacık ömürlerinde onlar gibi doya doya yaşamak ve özgürce kanatlar çırpmak! Onlardan dersler alıp hayatımıza uyarlamak! Diğer taraftan hatırı sayılır yıllar uzunluğunda ki doyumsuz ve çırpınarak geçen yeryüzü insan hayatları!

Şimdi anlıyor musunuz kelebeği niçin anlamalı? Kelebeği anlamadan uçuş yok çünkü. Kelebeği anlamadan doyum yok! Kelebek gibi kanatları açıp çırpmadan coşku da yok! Bu kadar yokluk bizde varken onlarda nasıl yok?

kelebeği anlamak-indigodergisi

Bir kelebeği anlamak

Kelebeği insanlar önce anlayıp sonra da yaşamalı. Zannediyor musunuz ki kelebeği anlamadan kelebek etkisi oluşturulabilir? Kelebeğin bilmeden oluşturduğu o etkinin sarhoşuyum ben. Bir taraftan da insanlığın bilerek oluşturduğu “sevinç dolu” (!) hayatlar. Kelebekte olup ta bizde olmayan her ne var ise işte tüm o şeylerin toptan mirasçısı olmadan, bir kelebek olamadan ölüp gitmek insanoğluna yakışmıyor. Geride kalan kelebek orduları bizlere bakıp ve sonra dönüp yine bakıp olan biteni sanırım bizden iyi anlıyor.


İki çift olan pul kanatları ile sanki geçmişten bugüne bir coşku masalını bizlere getirdiler. Yaşanası ömrümüze gizli ve derin bir mana hediye ettiler. Pır pır uçup üzerimizden kanatlarıyla bizleri serinlettiler. Baş döndürücü güzelliklerini estetik duygularımıza örnek olarak gösterdiler. İki petek gözü ile etrafını seyrederken çiçeklerden balözünü sindire sindire çeken ve bir çift anteni ile de olanı biteni gözlemleyen bir kelebek olasım geldi.

Kavgasız dünyalarında acaba bana da yer verirler mi? Olur mu olur. En akıl dışı olan bir çok şey olabildiğine göre benim bu akıllara zarar hayalimde elbette olabilir. Ömürleri çok kısa diyorlar. Bu kadarda kısacık ömür olur muymuş! Tabi haklılar! Ömür dediğin uzun olmalı değil mi? Kısacık olana ömür mü denir? Baksınlar insanoğluna bir kelebekten 26.280 gün daha fazla yaşayabiliyor. İşte ömür dediğiniz insanlarınki gibi olmalı ama yaşamınız bir gün yaşayıp aynı gün ölen kelebek kadar coşkulu geçiyor mu acaba?

Çıkın oturduğunuz sıralardan önünüzde duran masanın üzerine ve bakın nasıl görünüyor dünya?

Ve nasıl görünüyor masa tepesinden, tepetaklak olmuş insanlık halleri? Farklı değil mi? Bakış açınızı değiştirdiğinizde görüş alanınızda genişler. Hep aynı yerden bakan deliler masalı misali bir dünya gerçeği. Deliler kırk yıl bakmış aynı delikten ama bir şey görememişler ve hep bakmaya devam etmişler. Deliğin arkasında gizlenen sırrı doktorları merak etmiş ve birde ben bakayım demiş.

Haliyle doktorda bir şey göremeyince “burada bir şey yok” diye kükremiş gururlu ve mağrurca. Deliler hep beraber gülmekten kırılmış geçmiş. Bizim kırk yıldır göremediğimizi sen bir bakışta görebileceğini mi zannettin demişler doktora. İşte o nedenle sıralarda oturmak yok artık. Masaların üzerine çıkacağız! Dünyaya farklı açılardan bakacağız. Kırk yıllık emek bize bir gerçeği sunmuyorsa demek ki “delik boş”! Masanın üzerinden binanın tepesine de bir uğrayıp o açıyı da keşif etmek boynumuza sımsıkı sarılı başka bir borç!


Şunu fark etmelisiniz! Artık kalıcı değerler dönemi kapatıldı. Değerler perakende olarak üretiliyor ve o şekilde tüketiliyor. Kadim değerler üretseniz bile bir öğünlük değer taşıyor. İnsanlar tüketime bu kadar alıştırılmışken kalıcı olanı nasıl ayırt edebilir? Tamamen asimetrik bir hayat serüveninin tam ortasındayız! Klasik tüm mantık yapılarını da çökertici bir anlamsızlık furyası almış başını gidiyor. Klasik olan mantık yapısı bile bu furyada tutunamıyor ve göç ediyor!

İnsanlara haksızlık etmeyelim. Onlar da haklı. Çünkü kelebeklerin aklı yok.

Ama insanların aklı var. Aklı olmayanın sorunu da olmaz tabi. Buraya kadar güzelde, aklı olanın neden sorunu oluyor onu anlatmalı insanlık. Akıl sorunlar çıkmasın diye başımızda bulunmuyor mu? Ya da bir şekilde çıkan bir sorunu çözme işine yaramıyor mu?

Görülen o ki akıl denilen ve insanların başında bulunan o büyük meleke “çözdüğünden çok sorun çıkarıyor”. Aklın bir tasarım hatası olabilir mi? Ya da matematiksel bir mantık kayması yada bir çok insanın başından “aklın kayması”. Gerçeğin çölünde yol alan susamış zihinler “hükmetme inadından” vazgeçmelidirler. Kontrol tutkusu insanlığı köleleştirir.

Kontrol edenleri de tutkuların kölesi yapar. Kontrol etme isteği bir bağımlılıktır. Kişinin kendisini köleleştiren ve diğer insanlara da hayatı zehir eden bir eroin duygu! Adı kitaplarda geçmeyen derin uyuşturucu. Kontrol edilmesi gereken bir insanlık yoktur. Serbestçe ve bütünleşerek yaşaması gereken bir insanlık vardır. Çünkü insanın doğası böyledir. Doğasının dışında yaşatamazsınız insanları ki zaten yaşatamıyorsunuz.


Ortalıkta dolaşan ruhu bedeninden gizlice çalınmış milyarlarca varlığın yaşadığına inanmayınız. Onlar mutlu değiller. Hep bir yerlere yetişecekler. Hep bir kaygıları var. Hep bir korkuları. Hep endişeli ve hep sakıncalı bir potansiyel düşünen varlık topluluğu onlar. Kontrol sahipleri kontrol edemiyorlar. Ediyoruz zannediyorlar. Ve doğan güneşin ilk ışıkları insanlığın üzerine cennet gibi doğarken iyice panikliyorlar. Kendi kontrolü kendisinde ve aklıyla yolunu belirlemede gayret gösteren tüm temiz ruhlara selam olsun.

Neden ben sorusu: Hayat etkisizliğinize tepki göstermez!


Türker Ercan
Türker Ercan, 1 Haziran 1972 doğumlu. Öğrenciliği hiç bırakmayan bir öğretmen. Uzakdoğu sporları ile uğraştı. Felsefe, psikoloji, parapsikoloji konularında ve mantık alanında uzun yıllar araştırmalar yaptı.