Dünyaya barış nasıl gelir? Kabul sulhun anahtarıdır

Her geçen gün yaşam daha da karmaşık hale gelmekte ve kaos artmakta. Bunu her yaş grubundan insanın farkettiğini görüyoruz. Bilinçli ya da bilinçsiz olmak farketmiyor. Bir şekilde yaşamlarımızı etkilemeye başladı sonunda. Kaosun nasıl oluştuğuna baktığımızda ise gördüklerimiz çok çarpıcı.

Dünyaya barış nasıl gelir? Kabul sulhun anahtarıdır

Hem huzur ve barış içinde yaşamayı istiyoruz, hem de herkesin kendini haklı görmesi ve aynı zamanda da olayları tek bir bakış açısıyla değerlendirmeleri sonucunda yaşananlar ortada. Genellediğimizde ise  kabulün olmadığını ve  direniş içinde olduğumuzu görüyoruz.

Bireysellik devre dışı kalmaktadır

Artık günümüzde gelişmekte  ve dönüşmekte olan insan,  bireysellikten bütünselliğe geçerken kabul etmeyi öğrenmelidir. Çünkü  “kabul” hiçbir ayrım yapmaksızın, içine her şeyi almaktadır. Kabul için gerekli olan ise yaşamı bir bütün olarak görmeye başlamaktır. Bu sayede ancak kabul mümkün olabilmektedir. İşte bu yüzden bireysellik artık kabulün enerjileriyle devre dışı kalmaktadır.

Bizi kabul noktasına getiren aktif teslimiyettir.

Teslimiyet, olanı olduğu gibi kabul etmek ve yaşam akışına karşı koymak yerine  izin vermektir. İşte bu bilgece davranış modeli bireyselliğimizi bırakmamızı sağlayacaktır.

Bireysel algıda egolarımızın savunmalarına ve sahte maskelere ihtiyaç duyarız. Bireysel kimlik algılarımızla kendimizi korumaya muhtaç zannederiz, egomuz bize böyle söyler. Dolayısıyla zihnimize hapsolup olanı ve olacak olanı kontrol etmeye başlarız. Hapsolduğumuz kendi sanrılarımızdan başkası değildir.

Teslim olmak an’ı yaşamaktır

Teslim olmak an’ı yaşamaktır, anda olanı kabul etmektir. Teslimiyet ve kabul sürecine geçene kadar insan tepkisel davranış modelini sergiler. Savunma ihtiyacı ile bunu tıpkı bir robot gibi,  otomatik olarak kurulmuş gibi yapar.

Gerçek şu ki, yaşam sadece anda deneyimlenmektedir. O nedenle kabul etmek bizim anda kalmamızı sağlar. Direnen sadece zihnimizdir. Bireysel kaygılarımız, endişelerimizden ve bunları akılla değerlendirdiğimizden ötürü direniriz. Bu da bizi dışımızdaki her şeyden ayırır. Ayrılık düşüncesi ise bütünsellikten uzaktır.

Dünyaya barış nasıl gelir?Bireysel bakış açısıyla egomuz, bizim incinebilirliğimizi savunurken, korunma ihtiyacımızı hissettirirken bizi kendi gücümüzden uzaklaştırır aslında. Bu sayede giderek daha olumsuz, korkak, agresif davranışlar içine gireriz. Kendimize olan güvenimizi dış dünya içinde kaybederiz.

Aynı olayları  bütünsel bakış açısıyla değerlendirdiğimizde ise, direnmeyi bırakarak incinmeye açık hale geliriz ve o an asıl incinmezliğimizi keşfettiğimiz andır. Çünkü deneyimler anda cevaplarıyla birlikte gelir. Kendimizi çaresiz hissettiğimiz anda, çarenin kendisi olduğumuzu da farkederiz. Çözüm bizden bizedir. Bu farkındalık içinde olabildiğimizde ise oluşmuş olan sorun hemen çözümlenir.

Kabul, beraberinde saygıyı da getirir

Kabullenmek, beraberinde saygıyı da getirir. Olanı olduğu gibi kabullenmek demek, olana karşı saygı duymaktır aynı zamanda. Bu bir kişi ise iletişimin bireysel değil bütünsel değerlendirilmesiyle saygı kendiliğinden açığa çıkar.

Dünyaya barış nasıl gelir? Kabul sulhun anahtarıdırDünya barışından söz ettiğimizde ise, bunu öncelikle birey olarak içimizde, kendimizi kendimizin tüm olumlu ya da olumsuz yönlerimizle kabul ederek  başlayabiliriz. Gelişen benliği bireysellik sınırından çıkarıp, bütünsel yansımamızı yapabildiğimizde mücadele edecek hiçbir şeyin olmadığını da görürüz.

Dış dünya  iç dünyamızın birebir aynasıdır. Öyleyse, kendi üzerimizde, sulh için atılması gereken çok adım vardır. Bunu kaosa bakarken  görmek  çok mümkün. Örneğin dışardaki haksızlığa odaklanıyorsak kendimizin haksızlık yapıp yapmadığımızı gözlemlememiz gerekir. Farkettiğimizde de kabul etmek  ve davranışı değiştirmek bize sulh kapılarını açar.

Teslimiyet dedik, kabul dedik, saygı dedik ve içsel barışımızdan  söz ettik.  Şahsi menfaatler devre dışı kaldığında, bireyselliğin yerini bütünsellik aldığında  artık  bir şeyler için  müdahale etmeye, kazanmaya çalışmaya savaşmaya ihtiyaç yoktur. Çünkü herkes aynı ve bir bütün olduğunda kazanan da kaybeden de yoktur.

Farkedelim, farkettirelim!

Ruhsal sağırlık: Sesler açık büfe, afiyet olsun!