Geleceğe hazır mıyız? Ne kadar farkındayız?

Bu dünyaya geldik, ömrümüzü tamamlayınca gideceğiz. Geleceğe neler bırakıyoruz? Ne kadar farkındayız?

Bu dünyaya geldik, ömrümüzü tamamlayınca gideceğiz. Geleceğe neler bırakıyoruz? Ne kadar farkındayız?

Geleceğe hazır mıyız? Ne kadar farkındayız?

İnsan, doğumundan itibaren yaşamdan, yaşamından sorumludur.  Önce kendini var etmeye çalışır sonrasında da kimilerimiz iz bırakmaya çalışır. Oysaki hepimizin temel sorumluluğu tıpkı bir bayrak yarışı gibi, teslim aldığımız bayrağı layıkıyla ve cesaretle gelecek nesillere teslim edebilmek, dünyamızı daha gelişmiş seviyelere ulaştırmaktır. Çünkü yaşam başlamış, süregelen ve devam edecek bir süreçtir. İnsanlar onun içinden geçerler.

Bu sorumluluğumuzu daha iyi anlayabilmemiz adına üstat Mimar Sinan’ın günümüze kadar uzanan yaşam dersine ait bir alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzade başı Camii’nin, 1990’lü yıllarda restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıkları bir olayı TV’de şöyle anlatmıştı:

Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bulunan, kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz inşaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşa edildiğini öğrenmiştik fakat taş kemer inşası ile ilgili pratiğimiz yoktu. Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp, yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık.

Kalıbı yaptık. Kemeri sökmeye kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan, silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kâğıt vardı. Şişeyi açıp kâğıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı. Mektupta şunlar yazılıydı:

410201465730“Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından, siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.”

Koca Sinan mektubuna böyle başladıktan sonra, o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolu’nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşasını anlatıyordu.

Bu mektup, bir insanın yaptığı işin kalıcı olması için, gösterebileceği çabanın insanüstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kâğıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir.

Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarin erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur.”

Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın söyleminde değiliz şüphesiz. Bilinçlenmiş toplumların sosyal sorumlulukları da o denli gelişiyor.

Eğer dünyamız gelecek nesillere de hizmet edecekse, onlara içinde yaşanası bir dünya bırakıyor olmamız çok önemli.

Olmuş olan her şeyin devamlılığını sağlamak hepimizin temel görevi. Dünyadaki hiçbir şey bizim değil sadece yaşarken kullanıyor sonrada bırakıp gidiyoruz. O zaman bulunduğumuz çağın gereğini elimizden geldiğince yapmak ve sahip olduklarımızı en iyi şekilde aktarmak temel sorumluluğumuzdur. Gelecekle ilgili vizyonumuzu geliştirdiğimizde, bunu bizlerde başarabiliriz.

Fark edelim, fark ettirelim…

Spritüel iş bitiriciler: Tamamen spiritüel!