Değişmeyen tek şey: Değişim

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir diye başlasam söze, çoğunuz klişe ve günümüzün trend tabiriyle banal bulursunuz değil mi? Oysaki hayatın değişmeyen tek kuralı budur.

değişim indigodergisi

Değişmeyen tek şey: Değişim

Değişim hepimizin arzu ettiği, aynı oranda da korktuğu, ne yaparsa yapsın karşı koyamadığı ama tanımlayamadığı ve anlamlandıramadığı için kendine bile soramadığı bir denklemdir.

Dünya var olduğundan beri bir değişim sürecindedir. Değişim gelişimi doğurur ve gelişim yaratılışın tekamül çarklarının dönmesini sağlayan itici kuvvettir.

Dünyada büyük değişim zamanlarını düşünürsek, doğacak değişiminin büyüklüğü ile orantılı bir sancı dönemi de yaşanmıştır. Çünkü insan değişim ve yenilik arzusuyla aynı oranda değişime direnme gücünü de barındırır. Hangi duygusu daha baskınsa o safta yer alır. Böylece değişim için mücadele edenler ve değişime direnenler yani statikocular ipin iki ucundan asılır. Kazanan er ya da geç değişim olur. Çünkü değişim akıştır, harekettir ve yaşamın kodları durmaya değil akmaya, harekete odaklıdır.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çarpıcı toplumsal değişim örneği Kurtuluş savaşı ve milli mücadele dönemidir. Değişmemek yok olmaktı ve Türk halkı mücadele ederek değişmeyi, rejimi değiştirmeyi seçti. Her değişim gibi sancılıydı, zordu ama oldu.

Değişmemek akıntıya karşı kürek çekmekti. Çünkü akıntının götürmeye çalıştığı yeri daha önce hiç görmemiştik. Bilinmezlikten korktuğumuz için bildiğimiz bize zarar verse de tercih edilebilirdi. Fakat biliyorduk ki  bu yolda, eninde sonunda sandalımız parçalanacaktı. Çünkü bu akıntı, değişimi farz kılan ilahi bir akıntıydı.

Toplumsal tercih terazimizde özgürlük arzusu baskın çıkınca, bildiğimizden uzaklaşıp bilmediğimiz yerlere sürüklendik. Sandalımız sağa sola çarptı, zaman zaman su aldı ve kısıtlı imkanlarla onardık. Çetin bir mücadelenin ardında doğan günün adı’ Türkiye Cumhuriyeti’ idi. Değişimi arzulayanların eseri Türkiye Cumhuriyeti…

değişim

Değişim olgusunu toplumdan bireye indirgersek de aynı şeyle karşılaşırız. Bu sefer değişimi arzulayan da değişime karşı çıkan da bireyin kendisidir. Bireyin hangi duygusu baskınsa tercihi o yönde olacaktır.

Örneğin; işinizde çok mutsuzsunuz ve iş değiştirmek istiyorsunuz. Hemen filmlerde olduğu gibi iyimser ve kötümser yanlarınız tartışmaya başlar. Hani sağ ve sol yanınızda belirip sürekli konuşan bay kötü ve bayan iyi melek gibi.

Bay kötümser başlar söze: ‘Bu devirde iş bulmak kolay mı? Hazır işini bırakma. Her iş yerinde sorunlar olacak. Bu adaletsizlikten kurtulacağını mı zannediyorsun? Dünya hiç de adil değil zaten. Sen işini sağlama bağla. Alıştığın yer en iyisidir. Risk alma.’

Bayan iyimser pembe pembe kıyafetleriyle, yumuşak ses tonuyla hiç güven vermese de onu da dinlemeli diye düşünürsün: “Mutsuz olduğun bir işte çalışmak kendine yaptığın en büyük haksızlık. Hayat ona güvendiğin oranda adildir. Ona güven ve adaletini gör. Başarı risk almadan olmaz. Değişim istiyorsan önce sen değişmelisin. Tek ihtiyacın olan biraz cesaret. Ha gayret!”

Aman hemen gaza gelip de tası tarağı toplayıp işimizden ayrılmayalım. İki yaklaşımın da haklı yönleri olduğunu düşünüp, ortaya karışık bir yol haritası oluşturmalıyız. Değişimin de yavaş ve akli selim olanı makbuldür. İşin sırrı önce gerçekten samimi bir şekilde işimizi değiştirmeye niyet etmekle çözülmeye başlar. Sonrasında gereken girişimleri yapıp, adım adım ve sezgilerimize güvenerek ilerlemelidir. Ne kadar zaman aldığının bir önemi olmamalı. Önemli olan kararlı bir şekilde adım atmak ve hedefe ulaşmayı gerçekten arzulamaktır. İlahi sistem doğru zamanda, doğru şekilde ve doğru insanları bir araya getirecek bir kurgunun içine bizi çekecektir. Ve son sözümüz ‘Şükürler olsun’ olacaktır emin olun.

Değişime direnmenin en keskin olduğu alanlardan biri de siyasettir. Herkesin kendini yakın hissettiği, aynı ideolojiyi benimsediği ve insani duyguların en önemlilerinden olan ait olma duygusunu tatmin ettiği bir siyasi parti vardır.

Desteklediği siyasi parti tercihi,  tamamen kişinin öncelikleriyle ve hayata bakışıyla alakalıdır. Fakat desteğin boyutu, sorgulama mekanizmasını saf dışı bırakacak bir fanatiklikle gerçekleşiyorsa, orada bireysellikten bahsetmek mümkün değildir.

‘Liderimin yanlışı benim doğrumdan da doğrudur’ mantığı siyasi partilerin, insanların iradelerine ipotek koyma anlayışına can suyudur.

Tarih boyunca liderler değişmiştir. İnsanoğlunun liderlerini değiştirmeye cesaret edemediği zamanlarda ilahi sistem zorunlu bir değişiklikle bu statikocu anlayışı protesto etmiştir. Sadece kötü gidişatlar değil, iyi gidişatlar da değişir. Çok iyi işler yapmış, değişim ile dünya tarihine mühür basmış liderlerin bile ilahi arenada bir görev süresi vardır. Arkalarından dökülen göz yaşları yarattıkları değişimin minnettarlık belirtisidir ama bu gözyaşları bile değişimin değişmezliğini engelleyemezler.


Liderler değişir, ideolojilerin bazı dinamikleri değişir, fikirler değişir, bakış açıları değişir, öncelikler değişir, ilişkiler değişir, tarzlar değişir, üsluplar değişir.

İnsan değişir, toplum değişir, dünya değişir…

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir!


Batı ve Anadolu felsefeleri arasındaki fark