Düşük pille yaşamak

Anomi durumunda bir bireyin mektubudur bu. Satırlarda ne veda vardır, ne de başlangıç. Okuyalım, paylaşmadan geçmeyelim, dedeye yardım edelim.

Tembel pisicik Düşük pille yaşamak

Kah başladığım işi bitirememek, kah bitireceğim işe başlayamamak gibi sıkıntılarım var. Alman disiplininden yoksun, tipik Akdeniz rehavetiyle yaşıyorum yirmi altı yıldır. Akıllı cihazlar gibi güç tasarrufu modundayım, fakat itinayla sakındığım gücümü nereye harcadığım hakkında fikrim yok. Mesela birkaç saat önce hazırladığım çay, yudum içilmemiş halde masamda duruyor. Çünkü ansızın şeker atıp karıştırmak, sonra da ağzıma götürmek zor geldi, üşendim. Bir insan çay içmeye üşenebilir mi? Cevabım evet.

Tanıyanların bildiği üzere İngilizce öğretmeniyim. Ancak hangi akla hizmetse, birkaç sene önce gazetecilik üzerine yüksek lisansa başladım. Onca emeğin, özverinin, Ankara’da yaşamanın getirdiği finansal travmanın ardından; yüksek lisansın son aşamasına gelmiş bulunmaktayım. Geldim ama heyhat! Tezimi yazamıyorum, çünkü en ufak bir motivasyonum yok. ‘Otur şu tezin başına’ diye başıma vuran duyarlı bir dostum; yaşam koçu gibi sürekli arayan, sabahları uyandıran, teşvik primi ve ödüller vaat eden bir tez danışmanım yok!

Doçent hocam, bu platformdan size sesleniyorum, tezime sahip çıkalım.

Öte yandan, başarılı olacağına inandığım bir kitap projem var. Senaryo genel taslağıyla tamam, karakterlerin isimleri bile belli. Lakin başlayamıyorum çünkü önce tezimi yazmam gerek. Tezimi yazmak için motive olmam gerek. Motive olmak için çay demlemem ve demlediğim çayı içmem gerek!

Sırf düşük pil halet-i ruhiyesinden çıkabilmek adına, evime kedi aldım geçen hafta. Haftasonları kahvaltı hazırlamaya üşenen, sonra da açlıktan migren ağrısı çeken bendeniz; bir şekilde hayatta kalabiliyorum. Ancak kedinin mamasını vermeme lüksüm yok. Kediyi kendimden fazla düşünmek zorundayım. Kedi aç kalmasın diye yataktan vakitlice kalkıyor, ‘kediyi doyurmuşken, kendime de bir şey hazırlayayım bari’ diyerek kahvaltı edebiliyorum. Ne mutlu bana!

İhtiyarların niçin kedilere sarıldığını herhalde daha iyi anlamışsınızdır.

Bu noktada kendime naçizane bir pay çıkarmam gerek. Üniversite kazanmak, memur olmak, akademisyen olmak, sevgili bulmak gibi; birçokların zorlandığı, bazılarınsa uğrunda telef olduğu hedeflere, fazla mesai yapmadan ulaştım. Demek ki gerizekalı değilim. Ayrıca benimki klasik ‘oğlumuz zekalı ama çalışmıyor’ meselesi de değil, çünkü paşa gönlüm istediğinde gayet disiplinli olabiliyorum. Demek ki tek eksiğim var; o da motivasyon, yaşam enerjisi ya da gönüllülük prensibi.

Beyni yıkanan genç kadın Sultanahmet’te kendini patlatmış, transseksüelin biri boğazda intihar videosu çekmiş, Cizre’de 14 yaşındaki çocuk kalbinden vurulmuş, Lübnan’da bir kız evladı donarak ölmüş. Ben bu gündeme kafa yorsam, aydın duyarlılığıyla yazılar döşesem, eylemlere katılıp haykırsam neye yarar; yarın daha beterleriyle, daha çok ölümle ve kanla karşılaşacağıma eminsem eğer.

Birileri durmadan ölüm ve kan istiyor; o birileri yok olduğunda yerine başka ‘birileri’ geliyor. Ben buna hiçbir surette engel olamam.

27Mcluhan’ın tabiriyle küresel bir köye dönüşen dünyada emeğin de kıymeti yok artık. Bir makalenin, denemenin, fotoğrafın, sanat eserinin mumu yatsıya kadar yanmıyor. İnternet; absürtlük üreten tuhaf fenomenlerin, kafadan çatlak kanaat önderlerinin kontrolünde. Kitap fuarlarında insanın tek saniye ara vermese bile ömrü boyunca okuyamayacağı kadar yerli eser birikmiş, çoğu keşfedilemeden çürümüş, yok olmuş. Çünkü karikatür stantlarına gösterilen ilginin onda biri edebi eserlere gösterilmemiş. Fikirsiz zikir, entelektüellikten yoksun popülizm meydanı ele geçirmiş; emekçileri ötelemiş. İnsan, hakikaten boşuna nihilist olmuyor.

Tüm bunlardan mütevellit, son zamanlarda pek bir şey yapasım yok. Tembelliğin ve düşük pille yaşamanın tadını çıkartmaktan başka, ki bence bu da bir meziyettir.

Şu halimi Maslow görse ‘kendini gerçekleştirememiş insan’ diyerek parmakla gösterirdi; Durkheim ‘anomi durumundaki birey’ olarak damgalardı beni; Marx görse ‘vah zavallı proleter’ diye üzülürdü. Anneme anlatsam ‘sen artık evlen oğlum’ derdi. Babama anlatsam ‘sakın evlenme; tüm kadınlar aynı, sadece isimleri değişik’ diye nutuk çekerdi, muhtemelen.

En iyisi herkes gibi susmak, ruhumdaki muhtelif detone sesleri duymazdan gelmek ve dosta düşmana eğleniyor izlenimi vermek sanırım. Hem nihilist insan için her şey teferruattır. Şu çay bardağını da çekip Instagram’a yüklersem -nasıl olsa buz gibi olduğunu kimse anlamaz- benden kralı yok. Ama önce kedimi doyurmam lazım, belki arada kendimi de doyururum.

Müşfik ve Yıldız Kenter: Ölümsüz aşkın güzel çocukları