Sıhhi Tesisatçılıktan İngilizce Öğretmenliğine!

‘Gençler; bulundukları, eğitim için biçilmiş kaftan olan rahat ve konforlu ortamlarının ve aileleri tarafından sağlanan ekonomik imkanların kıymetini bilip daha fazla çaba göstersinler. Bizim gibi insanları görüp de başarısızlıklarına herhangi bir kılıf uydurmaya çalışmaları yakışık almaz.’

salih

Başarıyı sahip olduklarımızla doğru orantılı düşünürüz hep. Yani ne kadar imkana sahipsek başarı şansımız artar gibi gelir. Kısmen doğrudur. Bazen doğrudur. Fakat bu yargıları yerle bir eden hikayeler de vardır. Gerçek hikayeler. Bütün negatifliklerin seferber olmasına rağmen, imkansızların arasından başarı sızdıran insanların hikayeleri. İbret olsun diye anlatılan, anlatması kolay, yaşanması zor hayatlardan damıtılmış hikayeler.

Salih Giray Yeşil; 38 yaşında, bu yıl İngilizce öğretmenliği diplomasını eline alacak bir öğretmen adayı.

Haydi birlikte soralım, öğrenelim! Röportajımıza neden konuk olmuş anlayalım.

[divider]

Röportaj: Özgül Süsler

Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? Salih Giray Yeşil Kimdir?

Salih Giray Yeşil; Sıradan bir insandır, belki biraz daha talihsiz diğerlerinden ama daha azimli. Zor bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirmiş, hayatın karşısına çıkardığı zorluklara karşı mücadele etmeyi hep başarmış biri.

11 yaşında çalışmaya başladı Salih Giray Yeşil. Yetim büyümenin verdiği sıkıntılarla örülüydü hayatı. Sıhhı tesisatçılık ilk mesleği. Ağır fiziksel bir işte ağır şartlarda çalışırken zar zor bitirebildi ortaokulu. Sonra 16sında yalnız kaldı tamamen. Aile olarak adlandırdığı şeyden kalanlar da başka bir ülkeye gitmişti. Lise olmadı tabi . İşinde geliştirdi kendini, usta oldu. Askerden gelince kendi işyerini açtı. Sonra ekonomik kriz kavramını öğrendi 2001 yılında, kapattı dükkanını.

Sonra daha iyi şartlarda yaşabilmek için yurt dışını denedi. 9 ayda 3 üç ülkeyi dolaştı tutunamadı. Türkiyeye döndükten sonra arayışı devam etti.Sonra 2003 yılının ortalarında bir gün gazetede bir ilan gördü ”Irak’ta çalışacak güvenlik görevlileri aranıyor”. O an hayatında bir dönüm noktası olup bu günkü Salih Giray Yeşil’in başlangıcıdır.

Bir grubun içinde olmadan tek başınıza eğitim almanın avantajları ve dezavantajları nedir sizce?

Bu sorunun cevabı kişilere göre değişir, günümüzde revaçta olan çoklu zeka ve kuramı öğrenme stilleri kavramları buna mantıklı bir açıklama getirebilir. Benim durumum da ise; ben, kendi başına, bir grup içinde olmadan daha iyi öğrenebilen bir insanım.

Grup etkileşimi öğrenme hayatımda büyük bir önem arz etmemiştir. Dış koşullardan da pek etkilendiğim söylenemez. Birkaç örnek vermek gerekirse; Irak’da 2 ay kadar bir süre çalıştıktan sonra Tükiyeye dönmüştüm, ilk olarak o zaman başladım İngilizce çalışmaya. Hatırlıyorum Olgunlar sokaktan bir gramer kitabı almıştım. Aydınlıkevler de 30 santimetre karelik bir penceresi olan rutubetli bir bodrum katında oturuyordum o zaman ve bir tesisatçıda çalışıyordum kar ortağı olarak.

İşim oldukça ağır ve evim olabildiğince konfordan uzaktı ama karar vermiştim öğreneceğim diye. 4 ay gibi bir sürede o kitabı yazarak bitirdim eğitim geçmişim olmadığı için herhangi bir öğrenme stratejisine de sahip değildim o zamanlar. Kitabı bir kaç deftere kopyaladım. Sanırım yazmak kuralları ve kelimeleri daha iyi aklımda tutmamı sağladı. 37 ekran televizyonum ve yabancı dizi ve filmler seyrettiğim Vcd’min de katkısını inkar edemem.

O 4 ayın sonunda tekrar Irağa döndüğümde 3 ay boyunca Amerikan askeleriyle beraber tuttuğum nöbetler esnasında ceplerime doldurduğum hafıza kartlarındaki kelimeleri ezberler ve askerlerden doğru telaffuzları öğrenmeye çalışırdım 45 derece sıcakta üzerimdeki 20 kiloluk teçhizatla. Tabi bu anlattığım süreç Irak Amerikan savaşının en tehlikeli zamanlarına denk geliyor. O 3 ayın sonunda ise dil becerimden dolayı Tal A Far’daki Amerikan ön operasyonlar üssünde Bulunan Kbr kampına güvenlik amiri olarak atandım. Amirlik yaptığım dönemde ise yazı becerisini geliştirmek zorunda kaldım. Çünkü Üstlerime günlük raporlar yazmak durumunda kalmıştım.

Motivasyonunuzu nasıl sağladınız ve korudunuz?

Benim yegane motivasyonum tek sermayemin beynim olduğunu anlamış olmamdır. Eğer hayatta tek başınaysanız güçlü ve sağlıklı olmak zorundasınız. Ne olursa olsun daha iyisi için kendinizi geliştirmek zorundasınız aksi takdirde yok olup gidersiniz. 

Mecburiyet en iyi motivasyondur.

Umudunuzu yitirdiğiniz, başaramayacağınıza inandığınız zamanlar oldu mu? Neler hissettiniz? Ve Neler yaptınız?

2006 yılının başında Türkiyeye döndüğümde Açık liseye kaydımı yaptırdım ama ilk dönem benim için oldukça atıl bir dönemdi ders çalışmak için gerekli gücü bulamadım kendimde. Sınavlara bile girmedim. Sanırım Irak’ta geçirdiğim iki sene yıpratmıştı beni biraz. Dinlenmeye ihtiyacım vardı. Ama şimdi bile kızıyorum kendime o boşa geçirdiğim zaman için.

Sonrasında açık lisede yabancı dil alanı olduğunu öğrendim ve alanımı değiştirdim. Sıkı bir şekilde ders çalışmaya başladım aynı zamanda bir güvenlik şirketinde güvenlik görevlisi olarak çalışıyordum. O zamanlar üniversiteyi düşünmüyordum. Çalıştığım birimde görevli bir mühendis olan Oğuz beyle bir gün İngilizce hakkında sohbet ettik ve biraz İngilizce konuştuk kendisiyle. Oğuz bey benden o zaman KPDS diye bilinen sınavın çıkmış sorularını internetten indirmemi ve çözmeye çalışmamı istedi.

Şu an hatırlayamayacağım bir tarihe ait olan sınav sorularını indirdim ve çözdüm 3 saatlik zaman sınırlamasını biraz aşarak (10dk) bitirdim soruları. 100 sorunun 64ünü doğru cevaplamıştım. Sonucu Oğuz beye söylediğimde bana kendisinin ODTÜ mezunu olduğunu ve okulu bitirdikten sonra ilk sefer bu sınava girdiğinde 32 puan alabildiğini söyledi. Bana eğitimden asla vazgeçmememi ve üniversite okumam gerektiğini anlattı. Onun bu yaklaşımı benim için büyük bir motivasyon kaynağı olmuştur.

2008 yılında yabancı dil alanında Ankarada okul birincisi olarak mezun oldum açık liseden. Okul birincisi olduğumu bile bilmiyordum 2009 yılında üniversite sınavının sonuç belgesinde AOBP’min 100 tam puan olduğunu görünce anladım. Üniversite sınavına hazırlandığım 1 senelik süreç benim için çok zor olmuştu bir ayda 300 saatlik mesaiyle çalışıyordum bir güvenlik şirketinde. Uykumdan fedakarlık ederek ders çalıştım sağlığım bozuldu, stresten bütün vücudumda yaralar çıkmaya başladı.

Bütün bunların üzerine bir de evlendim 2009 yılında. Ama sonuç güzeldi. Türkiye genelinde yabancı dil puanında 1346. sıraya girdim. İlk tercihim Hacettepe Almanca Mütercim Tercumanlıktı. Kazandım ama evlilik, özel sektörde aşırı iş yüküyle çalışma ve okul bir arada yürümedi bırakmak zorunda kaldım. Sonraki sene tekrar sınava girdim ve şu an 4. senesinde olduğum Eskişehir Anadolu Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Açık Öğretim Programına çok büyük bir rahatlıkla yerleştim.

Eğitimleri devam eden ve eğitimlerini tamamlamak isteyen ama bunun imkansız oluğuna inanan okurlarımıza neler söylemek istersiniz?

Sınırlar sadece bizim zihnimizde. Ben bundan 11 sene önce hiçbir eğitim geçmişi olmayan bir sıhhi tesisatçıydım. O zamanlar biri bana 11 sene sonra bunları yapmış olacaksın diye söylese yüzüne şaşkın bir ifadeyle bakıp ” abi iyisin değil mi?” diye sorardım herhalde.

Eğitim için hiç bir zaman geç kalınmamıştır. İnsan yaşadığı sürece kendini geliştirebilir. Koşullar ne olursa olsun. Ben ve benim gibi insanlar bunun en açık kanıtıdır. Bunları söylerken tekrar belirtmek isterim ki ben sıradan bir insanım ve ben başardıysam herkes başarabilir.


Eğitimi devam eden gençlere ise tavsiyem şu olur: Bulundukları, eğitim için biçilmiş kaftan olan rahat ve konforlu ortamlarının ve aileleri tarafından sağlanan ekonomik imkanların kıymetini bilip daha fazla çaba göstersinler. Bizim gibi insanları görüp de başarısızlıklarına herhangi bir kılıf uydurmaya çalışmaları yakışık almaz.

Beni dinlemeye değer bulan herkese şükranlarımı sunuyorum. Daha iyiye, daha güzele doğru giden bir hayat diliyorum size.

Biz de İndigo Dergisi olarak ve şahsım adına samimiyeti için ve örnek yaşam hikayesini bizimle paylaştığı için Salih Giray Yeşil’e teşekkür ediyoruz.