Kosova’yı Geziyorum

Üsküp’ten yola çıktık, 20 – 30 dakika sonra Makedonya sınıra geldik ve gene pasaportlara bakıldı, gördüğümüz kadarıyla hiçbir işlem yapılmadı, Kosova Gümrük kapısına gelindi, bu sefer pasaportlar bilgisayara işlendi, arabanın bagajına usulen bakıldı, “Buyur abi…” dendikten sonra geçildi. Tüm bu işlemler 10 dakika bile sürmedi.

kosova prizren        

Hazır yoldan konu açılmışken size bir uyarı, bir haftalık tecrübeden sonra rahatlıkla bunu söyleyebilirim. Balkan halkı mesafe kavramını bilmiyorum. Kime yol sorduysak 5 km dedi, oldu o bize 2 km. 100 metrelik yol, 1 km’yi buluyor. Köşede dediği yer, kaç köşe sonra varılıyor… Ben de “Bunlar mesafeleri madem bilmiyorlar zaman sorayım” dedim. “Kaleye buradan kaç dakikada çıkarız?” Karşımdaki “10 dakika yenge” deyince inanıp 10 dakikalık yolu çıkmaya başladık. 40 dakika sonra bu yöntemin de işe yaramadığını anlamış bulunduk. En iyisi siz beni dinleyin eğer soracaksanız verilen herhangi bir ölçü birimine (zaman, yol, mesafe fark etmez) siz üç ile çarpın derim.

Sınırdan geçtikten sonra sağ tarafta sıralanmış taksiler sizi istediğiniz yere götürüyor, bu nedenle eğer özel aracınız yoksa taksi ile istediğiniz şehre gidebilirsiniz. Üsküp ile başkent Priştine arası yaklaşık 80 km. Ancak biz önce Prizren’e gideceğimizden anayoldan ayrılıp, Prizren tabelalarını takip ederek bu şirin Osmanlı kentine gitmeye karar veriyoruz. Yazın ya da baharda çok keyifli olacağı kesin olan bu yol, tam bir dağ yolu. Makedonya da ki gibi yollar dağların içinden geçmediği için nerdeyse hiç tünel görmedim, hep etrafından dolaşıyor, viyadükte de yapmadıkları için sürekli bir dağı tırmanıp diğerinden iniyoruz. Her yer karlar altında. Bu sayede kar tatilini aradan çıkardık diye düşünürken, dağların tepelerinde küçük pistli kış tatiline hizmet veren otellerin yanından geçiyoruz. Çoluklu çocuklu sırtlarına yüklendikleri kayak takımlarıyla aileler yanımızdan geçiyorlar. Oteller kartal yuvası gibi en tepede müthiş bir manzara ve konumundalar. Bununla birlikte hiç teleferik görmedik. Aşağıya inilince, tekrar nasıl yukarıya çıkıyorlar bilemedim. Bunun dışında yol kenarlarında ‘Romantik tatilin adresi burası!’ diye oklarla gösterilmiş, çok bakir konumlarda yer alan tek başına otellerde çok gördük. Balayı otel, romantik otel diye tanıtım ve reklamları yol boyunca yer alıyordu. Enteresan ve ucuz bir seçenek, düşünülebilir.

Prizren Kalesi kosova
Prizren Kalesi

Yolu epey uzattığımızı 2 saat geçtikten sonra anlıyoruz ama yol sorma çalışmalarımız “Az sonra varacaksınız” cevabıyla sona erdiği için beklentiyle yola devam ediyoruz. Birçok dağ köyünden geçtikten sonra Kosova’nın Makedonya kadar gelişmediğini ve daha bakir kaldığını fark ediyoruz.  Bu arada size Prizren hakkında demografik birkaç bilgi vereyim: Kosova’nın ikinci büyük şehri. Yaklaşık 220 bin kişinin yaşadığı bu şehirde çoğunluk Arnavut. Sadece %20’si Türk, bu nedenle şehirde Arnavutça, Türkçe ve Sırpça ağırlıklı konuşulmakta. Dükkan tabelaları da bu şekilde yazılmış, bu dildeki çeşitlilik kültürlerine de yansımışı, Camii, Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi aynı sokakta sırtı sırta yer alıyor. Sokaklar kalabalık ve canlı, şehrin ortasından geçen Aknehir tam ortadan vadiyi ikiye bölmüş, bu nedenle nehrin iki yakasını yerleşmek için uygun hale gelmiş. Kentte yerleşim Roma İmparatorluğu dönemine kadar (M.S.350) dayanmakla birlikte ben bu kadar eski bir yapı hiç görmedim. Sırasıyla Doğu Roma, Bulgar Devleti, Sırp Devleti, Osmanlı Devleti ve Yugoslavya olarak çeşitli devletlere ait olmuş. 2008 yılında ise bağımsızlığını ilan etmiş.

prizren taş köprü kosova

Kosova’yı Geziyorum

Sonunda şehre girdik. Daracık sokaklar, caddeler… Şehir planlaması yok. Üsküp’teki düzenli ve planlı şehirleşmeden sonra burası bize Anadolu’daki küçük bir kent gibi geldi. Yaya kaldırımları yok ya da rivayet edilmiyor, arabalar buldukları yere park etmiş, şehir merkezi diye gösteren oklar yok. 15 dakika cebelleştikten sonra Şadırvan adı verilen yerin şehir merkezi olduğunu öğreniyor ve oraya doğru ilerliyoruz. İlk iş arabadan kurtulmak, park edip yürüyerek yolumuza devam ediyoruz. Park ücretleri pahalı. Bir saati 2 euro haberiniz olsun. Taşköprü’den geçip ünlü Sinan Paşa Camii’nin önüne geliyoruz. Aktif olarak kullanıma açık olan Camii, temiz ve bakımlı…

kosova Prizren Taş Köprü

Nehrin kenarında heybetli yapısıyla dikilen Camiinin yanındaki sokaktan yürüyerek yukarıya doğru çıkıyoruz hep sağ taraftaki yolu takip etmeniz gerek diğer yol uzatıyor epeyce. Etrafımızda eski kagir, ahşap yapısıyla bakımlı – bakımsız birçok Türk evi bizi selamlıyor. Biz de tabii onları tüm sevimlilikleriyle görünce seviniyoruz hele bakımlı olanlara bakmaya doyamıyoruz. İlk molamızı terk edilmiş Eski Manastır (Aziz Arhansel Manastırı) da veriyoruz. Dış duvarları ayakta olduğu için sağlam gibi dursa da içerisine girince harap halini görüyoruz. Olsun! Bu haliyle bile çok çarpıcı ve güzel. Dik yokuşu çıkmaya devam, sağ tarafımızda şirin bir kafe var, manzara şimdiden müthiş, soluklanmak için duruyoruz.

Kale, belli ki çok tadilattan ve bakımdan geçmiş, dimdik ayakta duruyor hem de ne duruş. Tüm teçhizat odaları, depoları, gözetleme yerleri, kışlası ile tam dağın üstüne konuşlanmış olan bu yapı, şehri 360 derecelik görüş alanı ile gözetliyor. Hava temiz ve açık olduğu için bol fotoğraf çekiyoruz. Tırmanmamıza fazlasıyla değdi.

kosova Prizren Kaleden kenti manzarası

Habercilerin acil çıkış kapılarını keşfetmek ve içinde yürümek bile epey zaman harcatıyor bize. Temiz hava ve çaba karnımızı acıktırdı, ünlü et yemeklerini tatmak üzere tavsiye edilen lokantasına doğru tekrar Taşköprü’ye iniyoruz. Hemen karşısında yer alan ünlü Lokantaya giriyoruz. İçerisi oldukça büyük, biz iç şadırvanın yanındaki masaya otuyoruz. Kış bahçesi görünümündeki bu mekânda ortalıkta ördekler geziyor, suyun eşlik ettiği bir ziyafet çekiyoruz kendimize. Elbasan tavayı öneririm, Fulya böreği sadece bayramlarda evde yapılıyormuş o yüzden bize lokantanın kendi böreğini getirdiler, katmere çok benziyor yağlı ve içi katı, beğenmedim. Peyniri çok övdüğü için istedik, gene çok tuzlu… Kısacası yerel biralarını için (lezzetli), et yemeklerini ve çorbalarını deneyin. Fenerbahçe başkanı Ali Şen Prizrenli olduğundan birçok tesiste fotoğraflarını gördük. Burada da kasanın arkasında kocaman bir fotosu var.

gazi mehmed paşa camii kosova prizren

Lokantadan çıktık ve Namazgah adı verilen Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan ilk camiyi (Kırık  Camii) ve Gazi Mehmet Paşa Hamamını (1563) geziyoruz. Hamam şu anda müze olarak hizmet vermektedir. Eski sokaklarında dolaşıyoruz, nehre paralel olan yolda yer alan hediyelik eşya satanlara girip çıkıyoruz. Bakır kahve fincanlarının yer aldığı tepsisiyle birlikte satılan takım en revaçtaki ürün.

Taşköprü’den geçip tekkelerin olduğu sokaklara dalıyoruz, 30 tane tekkeden altı tanesi faal olarak kullanılıyor, dualarımızı yapıp “Trileçe tatlısı nerede yenir?” araştırmasına çıkıyoruz. San Remo isimli dışarıdan küçük ama içerisi kocaman bir kafe – pastaneye girince şaşıp kalıyoruz. Belki 30 çeşit pasta, tatlı ışıl ışıl camekanların arkasından bize bakıyor. Trileçe nefisti, bomba adını verdiği tatlı çok gösterişli ama tadı vasat, denemeye değmez. Yerli halk ise kabaklı bir pasta yiyordu, bir dahaki sefere yemek üzere, aklımda tutuyorum. Kosova kahvesini içmeye karar veriyoruz, duble espresso içen ben, bir yudumdan sonra içemiyorum. Bildiğin zift… 3 tatlı, 4 kahveye bahşişle birlikte 3 Euro verip çıkıyoruz. Şehir o kadar canlı, enerjik ve sevimli ki ayrılmak istemiyoruz bununla birlikte kısıtlı zamanımız olduğu için mecburuz.

kosova prizren manzara

Prizren ile Priştine arasında otoyol olduğunu bu sayede en fazla 40 dakika da başkentte gideceğimizi öğreniyoruz. Ama bir türlü otoyola çıkamıyoruz. 20 dakikalık yol ayırımından sonra otoyola bağlanıp, temiz ve güvenli yolda ilerliyoruz. Priştine ülkenin en büyük kenti, havalimanı, büyükelçilik binaları, Amerikan Üniversitesi burada yer alıyor, şehrin dışında sanayi bölgesi var, merkeze geldikçe beton yapılaşma göze çarpıyor, eski etnik yapı çok korunmamış, burada da Üsküp kadar olmasa da birçok heykel gördük. Merkezde yer alan ana caddesi yaya trafiğine açık, biraz dolaşıyor, yemek yiyoruz. Tatsız ve sevimsiz geldi Prizren’den sonra, keşke ilk burayı gezseydik, diye düşünüyorum. 1.Murat bir Sırp askeri tarafından burada öldürülmüş, bu nedenle ilk ülke dışında şehit edilen padişah olduğundan Türbesi buraya yapılmış, eski türbe yenilenmek için yıkınca yenisi oldukça sade ve gösterişsiz bir yapı oluvermiş. Murat Hüdavendigar Camii, Yaşar Paşa Camii, Fatih Han Camii ayaktaki camiler arasında bunun dışında merkezde saat kuleleri ve köprüler bulunmakta. Kentin birçok yerinde Amerikan bayrakları yer almakta, bunun nedeni Üniversite diye düşünüyorum. Ana caddelerden birinin adını ise Amerikan Başkanı Bill Clinton’ın  adını vermişler. Biz Kosova Müzesine girip bakmaya karar verdik, zengin materyalli bir müze, alt kat Arkeolojik ürünlerin sergilendiği M.Ö.4000’ lerden kalan heykel, çanak, çömleklerin yer aldığı alan. Üst kat ise savaşın vahşetini yansıtan foto ve görsel malzemelerle dolu, içimiz buruluyor, “Savaşa bir kere daha HAYIR!” deyip havalimanına doğru yola çıkıyoruz. Şehirden ayrılmadan önce Kosova Balı almayı unutmuyoruz hem lezzetli hem de ucuz…

prizren kosova

Araba kiraladığımız yere arabayı sorunsuzca teslim edip, duty free yi gezerken, gözümüze ilişen kafede Trileçeyi mideye indiriyoruz. 10 üzerinden 8, hiç fena değil… (Bu kadar yedikten sonra bu Trileçeler bana 3 kilo olarak döndü, karbonhidratı yüksek bir tatlı, dikkatli oldun derim.)

Zamanında kalkan uçağımızla ülkemize geri döndük, keyifli ve huzurlu bir gezi oldu. İlerki yıllarda Mayıs ya da Haziran ayında buraları tekrar görmek isterim… İki Avrupa ülkesini ve birçok kenti az paraya, güler yüzlü hizmet ve dost canlısı insanlarla geçirerek tatilimizi çok güzel değerlendirdik. Şimdilik bu kadar…

Makedonya ve Kosova Gezileri yazı dizisinin diğer bölümlerini okumak isterseniz:

Makedonya Gezisi Bölüm 1: Üsküp’e Ulaşma ve 1. Gün

Makedonya Gezisi Bölüm 2: Üsküp Gezisi ve Diğer Günler

Makedonya Gezisi Bölüm 3: Üsküp’ün Çevresi