Muhalif Beyaz Türkler’in ötekileştirilme tarihi

Türkler’in tarihine bakıldığında ayrıca, Ak Ruhlar – Kara Ruhlar; Ak Kamlar – Kara Kamlar (Şamanlar) ayrımlarının yapıldığı görülecektir. Kutadgu Bilig belgelerinde, Bey soylarının ve yöneticilerinin toplumu, güneşin balçık ve kara dünyayı aydınlattığı gibi ışıttığı ve ‘Ak’ olduğu anlatılmaktadır. ‘Ak’ varlığı, yaşamı, zenginliği, soyluluğu temsil ederken; ‘Kara’ yoksulluğu, ölümü ve yeraltı ruhlarını çağrıştırmaktadır(!)

İndigo Dergisi-Beyaz Türkler

Son çeyrek yüz yılda Türkiye sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel yönde büyük bir dönüşüm geçirdi. Kitlenin değer yargıları bireye, neyi nasıl yapması gerektiğini, nasıl hissetmesini ve hissettiklerini gösterme şeklini; ideolojik, düşünce yapısını öğretirken yaşanılan dönüşüm mahalle baskısı ile mi gerçekleşti? Kendini gözaltında hisseden birey, davranışlarını – düşüncelerini sansürleme kolaycılığına gönüllü olarak mı boyun eğmektedir?

Muhalif olmak bir tutuma, görüşe, davranışa aykırı olma hali ise; içinde yaşanılan ilişkileri, siyasi veya toplum düzeninin her alanındaki yönetimin oluşturduğu koşulları sorgulamak da bir başkaldırı mıdır?

İçeriği bilinçli olarak boşaltılmış sözlü, yazılı, görsel iletişim; yaşanılanlardan ya da hissedilenlerden yaratılan ve molekülleri değiştirilmiş algılar ile yükselen değerlerin yerini kolaylıkla değiştirmekte ve sistemin ‘Tiranları’ tarafından mutlak doğru olarak kitlelere dayatılmaktadır. Günlük yaşamda kullandığımız bizce bir anlamı olan sözcüklerin, cümlelerin Osmanlıca özentisiyle içinin boşaltılmaya çalışılması; dünün lanetli ve tabu olan eskimiş kavramlarının yüceltilmesi; kitle iletişim araçlarının üzerimizde artarak devam eden saldırıları ile aynı düşünmeye başlamakta ve kurulan bu antidemokratik sistemi içselleştirmekteyiz. Varacağımız sonuç aykırı, muhalif duruşun ötekileştirilmesi ve renklendirilmesi olacaktır.

Türkiye’nin son yirmi yıllık siyasi, edebi, felsefi söylemlerine baktığımızda, entelektüel tarafların belirleyiciliğini tabulaştırılan kavramlar oluşturdu. Bu kavramlar ile insan üzerine, ülke ve dünya üzerine stratejiler ve politikalar üretildi. Kemalizm, Siyasi İslam, cemaat – Paralel Yapı, Kürt Ayrılıkçı Hareketi gibi kavramların yanında en absürd olanı da Beyaz Türk imgesi oldu!

Yeni Türkiye’de ideolojik bir olgu haline getirilmeye çalışılan Beyaz Türk kavramının oluşturduğu çerçevenin içine Osmanlı – Türk aristokratlığını yerleştirmek doğru olmayacaktır. Kendilerini asla Türk olarak görmeyen Osmanlı Hanedanlığı’nın ‘Beyaz’ olmakla herhangi bir kültürel iddiası tarih boyunca olmadı. Beyaz Türklüğü siyasal ya da sosyolojik bir kavramın dışında, muhalif sınıf ya da ötekileştirilenler boyutunda irdeleyeceğiz.

Beyazı ana renk, saflığın imgesi olarak ortaya koyduğumuz vakit, üstünlük veya aşağı bir konumu belirlememiz gerekecektir. Beyaz Türk olmakla övünmek, içini boş kavramlarla doldurmak, ırkçılığa varacak bir kibir bu yazının konusu değildir. Beyaz renk sınıf atlamanın parolası da değildir. Beyazın üzerine bulaştırılan bir kir vardır ve bu algı bilinçli olarak oluşturulmaktadır; Muhalif kesimi küçümsemek ve değersizleştirmek!..

Ak Türk – Kara Türk

Orhun Anıtları’nda eski Türk Boyları ‘Ak Kemik Budunu’ – ‘Kara Kemik Budunu‘ olarak sosyal-sınıfsal ayrımlara sahipti. Ak Budun günümüzde Burjuvazi olarak adlandırılan varlıklı, belirli bir eğitim düzeyine sahip, kültür seviyesi yüksek insanları simgelerdi. Kara Budun, yoksul- yoksun ve topluluk haline gelemeyen kitlelerin değişmeyen yazgısının rengiydi. Kara Budun, başında Kagan bulunmadığında dağılmaya, aç ve çıplak kalmaya yazgılıydı. Kagan’ın görevi, yoksulları barışta doyurmak, savaşta yönetmekti(!)
İndigo Dergi- Beyaz Türk
Türkler’in tarihine bakıldığında ayrıca, Ak Ruhlar – Kara Ruhlar; Ak Kamlar- Kara Kamlar (Şamanlar) ayrımlarının yapıldığı görülecektir. Kutadgu Bilig belgelerinde, Bey soylarının ve yöneticilerinin toplumu, güneşin balçık ve kara dünyayı aydınlattığı gibi ışıttığı ve ‘Ak’ olduğu anlatılmaktadır. ‘Ak’ varlığı, yaşamı, zenginliği, soyluluğu temsil ederken; ‘Kara’ yoksulluğu, ölümü ve yeraltı ruhlarını çağrıştırmaktadır(!)

Dede Korkut Masalları’nda yapılan şölenin sahibi; konukları olan beylerden oğlu olanı ‘Ak Otağa’ kızı olanı ‘Kızıl Otağı’na oturturdu! Oğlu veya kızı olmayanı ‘Kara Otağa’ yerleştirip, kara koyun etinden, kara yahni ikram ederdi. Kara Otağı ötekileştirilmenin simgesidir aslında. Şamanlar iffetli, ‘Ak Kızlar’ simgelerini bellerine takıp dans ederdi. Erlik Beyi’nin ‘Kara Kızları’ şehvetli ve ahlaksız olarak betimlenmiştir!

Beyazlaştırılmaya çalışılan muhalif Türkler ile Beyaz Ruslar

Beyazlaştırılmaya çalışılan muhalif Türkler’i, Beyaz Ruslar’dan ayrı tutmak gerekiyor. Öykünme sadece sıfatta benzemektedir. Beyaz Ruslar kimlerdir? Beyaz Rusya (Belarus) ve bu ülkede yaşamakta olan halklar ile Beyaz Rus tanımının benzerliği bulunmamaktadır. 1917 Sosyalist Devrimi’nden sonra, Rusya’dan kaçarak İstanbul’a ve diğer ülkelere iltica eden Komünizm karşıtı mültecilere ‘Beyaz Rus’ adı verildi. Bu tanım sosyalizmin rengi olan ‘Kızıl’a karşıt oluşturuldu.

Beyaz Rus diye isimlendirilen Çarlık yanlısı topluluğun içinde Ukraynalılar, Rumlar, Tatarlar, Çerkezler, Türkmenler, Gürcüler, Ermeniler gibi değişik ırk ve kültürden insanlar da bulunmaktaydı ve hepsi yeni düzene muhalifti!

indigo dergi- Bayram Sarı
Beyaz Türklüğe farklı bir pencere açarsak: Irk; ırsi yol ile atalarından kendilerine geçen genetik, biyolojik vasıf ve karakter özellikler gösteren insanlar topluluğu tanımlanabildiği gibi; renk ve fiziki şekil esas alınarak belirli bir kitlenin üstünlüğünü temel alan felsefeye de ‘Irkçılık’ denilmektedir.

Irkçı ideolojiye göre, insanları birbirine bağlayan duygular ile millet olmak, aynı kültürü paylaşmak, aynı dili konuşmak, aynı dine sahip olmak değil; ırk ve kan birliğine sahip olmaktır. Ahlak ve erdem değerleri ise ırka dayalı olup; eğer kişinin ait olduğu ırk, ari bir ırka dahilse yüksek ahlaklı, üstün özelliklidir; aksi, gaz odalarına gönderilmesi gereken, sürülmesi, katliamlara uğraması normal kabul edilen sefil ruhlardır!

Üstün Irk ve Kafatasçılık

Irkçı ideolojinin, insanlığın başına açtığı korkunç belalar İkinci Dünya Savaşı’nda acımasızca yaşandı. 18. Yüzyıldan itibaren sözde bilim insanları, insan türünü ırksal farklılıklar temelinde sınıflandırarak ait oldukları kendi kitlelerinin siyasi çıkarları doğrultusunda ulusal üstünlükler yaratmaya ya da sömürgeci, emperyalist teorilerine dayanak yaratmaya çalıştılar! Ulusal birliği sağlama sürecinde Alman bilim insanlarının, Almanlar’ın ‘Üstün Aryan Irkı’ndan geldiğini kanıtlamaya uğraşmaları ve yeryüzündeki bozulmamış tek ırkın ‘Aryan Irkı’ olduğunu savunmaları, başlayacak olan vahşete bir örnektir.

Öncelikle Beyaz Türkler’den söz edebilmek için, başka renklerdeki Türkler’in de varlığını kabul etmemiz gerekmektedir.

19. ve 20. Yüzyıllar da Ari ırk ve Üstün insan ideolojilerine tek dayanak kafatası ölçümü oldu ve halkların ülkelerin değerlendirme sıralaması buna göre yapılmaya çalışıldı. Kafanın genişliğinin maksimum uzunluğuna bölümünün yüz sayısı ile çarpılmasıyla, kafatası endeksi hesaplamasına bir formül oluşturuldu! Alınan ölçüm sonuçlarında sayı yetmiş beş değerinden düşük çıktığında kafatası, üst görünürlük olarak uzun ve düz demekti; bu tip kafatasına sahip olan halkların bazıları Avusturya yerlisi Aborjinler ve Güney Afrika yerlileriydi. Değerin yetmiş beş ile seksen arasını göstermesi, oval kafatasını ortaya koymaktaydı ve Avrupalı insanı tanımlamaktaydı!

Muhalifsen yaşam hakkın yok!

Beyaz Türklüğü neye göre değerlendirip somut veriler elde edebiliriz peki? Ten rengi, boy uzunluğu, kafatası ölçümü, mitoloji içindeki söylenceler bir veri olmayacaktır! Burada asıl sorun Muhalif İnsanların’ Beyaz Türk olarak ötekileştirilmesidir!

Kültür dünyasında belirli bir düzeye çıkan kitleyi, modayı takip ettiği için, muhalif gazete ve dergileri takip ettiği, çocuklarını kolejlere gönderdiği, ülkenin kurucusunun ilkelerini benimseyip batılı yaşam tarzını tercih etmeleri ve kadın haklarını, emekçi haklarını savundukları için Beyaz Türk olarak sınıflandırmanın tek mantığı ‘Muhalifsen yaşam hakkın yok!’ olacaktır.
İndigo Dergisi- Bayram Sarı
Beyaz Türk olarak isimlendirilen insanları toplumun çekirdeği olarak gören, geri kalanları ise farklı renklerle sınıflandıran düşünce kendini aşağılamakla kalmıyor, beyazlaşamadığının verdiği umutsuzlukla yaşamından tiksiniyor; otoritenin, despotluğun arkasına saklanarak başka bir düzenin devrimine soyunmak zorunda kalıyor! Toplumun bu genetik dönüşüme uyum sağlayacağını düşünmek bir hayal ürünüdür.

Muhalif Düşman: Beyaz Türk!

Beyaz Türklük’ün içini; sosyetik, dini duyarlılığı zayıf, refah seviyesi yüksek, çocuklarını kolejde okutan ve yabancı dil eğitimi aldıran; çağdaşlığı Batı uygarlığı içinde erimek olduğunu sanan, Batı taklitçisi, laikliği benimseyen ve askeri darbe sevdalısı olmakla doldurarak kitleler üzerinde bir algı yaratıldı!

Yaratılan bu algı; sınıfsal ırkçılığın ve dışlayıcılığın, oligarşik finansal yapının el değiştirmesi üzerine kuruldu ve başarı sağlandı. Gettolara ve mahallelere sıkışan, kendini sahipsiz hisseden alt gelir sınıfındaki yoksul – yoksun insanlara ‘Muhalif Düşman’ güç olarak ‘Beyaz Türk’ kavramı ortaya sürüldü!

Oysa, Beyaz Türk kavramının içine toplumun orta gelirli insanlarının girmesinden kaynaklı olarak, genelde muhalif özellikler taşımadıkları söylenebilir! Apolitik olduklarının göstergesi Cumhuriyet’in değerlerine uygun olarak yaşadıklarından, kendi yaşam tarzlarına herhangi bir müdahale olmamasından ve politik çekişmelerden çok barışa yatkın olmaları gerçek özellikleridir. Yaşam kalitelerine, çevreye ve insani değerlere, inançlarına, kültüre saldırı olduğunda Muhalif duruş da kaçınılmaz oldu!

Kadınlar iş aradığı için işsizlik artıyor; kız çocukları okuduğunda evlenilecek kimse bulunamıyor; çalışan kadın fuhuşa hazırlık yapıyor; hamile kadının sokakta dolaşması terbiyeye aykırı, kahkaha ahlaksızlık; dekolte giyen kadına tecavüz edilir; altı yaşındaki çocukla evlenilebilir; annen de olsa dizinin üstü tahrik eder…’ söylemlerinin karşısında durmak Beyaz Türklük ise ya da kentin ortasındaki parkı AVM yapmak için ağaçları kesmek yasal ve normal görülüyorsa; rant uğruna insanların dinini istismar etmek gelenek halini aldıysa, yaşam bize direnme hakkını verecektir. Beyaz yeni başlangıçların rengidir ne de olsa!


Savcılık kararı olmadan ‘makul şüpheli’ görülüp ev, işyeri ve aracımızda arama – sorgu yapılıp kırk sekiz saat gözaltında tutulabileceğiz.

Hak arama adına yapabileceğimiz tüm şiddet içermeyen gösterilerimizin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına karşın önü iç güvenlik yasasıyla kesilecek. Demokratik her tavrımız karşısında polisin silahı ile karşı karşıya kalacağız. Tüm ülke de Vali kararlarıyla olağanüstü hal ilan edilip, sıkıyönetim uygulanabilecek! Askeri Darbe dönemlerini aratmayacak kısıtlamalar Demokratik Dönüşüm! aldatmacasıyla uygulamaya konulacak! Hukukun tüm yetkilerini Vali, Jandarma ve Polis kendi inisiyatifinde kullanmaya başladığında “Ya sev ya terk et!” zorlamasıyla karşılaşacak muhalif insanların zorunlu sürgünlüğü kabul etmesi mi beklenmektedir? Beyaz Türklük sürgünlüğün ilk adımı mı olacak?

Hangi renk olduğumuz değil, gökkuşağının uyumunu yakalamamız değil midir önemli olan?