Siyasilerin Sözü Para!

Yazarların, bilim adamlarının, esnafın, siyasetçinin, öğretmenin velhasıl cümleten insanın birinci dereceden derdi olmasa en büyük amaçlarından biri para.

 siyaset-para

Hani gerçekten siyasilere karşı bir sözümüz yok, eminim onlar da siyaset yapabileceklerine inanarak geldiler o koltuklara kuruldular. Anayasayı bilmelerine, ekonomiden anlamalarına hatta bazı görgü kurallarını hazmetmelerine bile gerek yoktu; sadece seçilebilecek kadar seçmene, seçilmelerini sağlayacak kadar reklama ve en önemlisi reklamlarını yapabilecek, arkalarını sağlama alabilecek kadar paralarının olması yeterliydi. Şimdi fazla söze ne hacet, yeryüzünün en güçlü varlığı para, her kilidin anahtarı para, her güzelin ederi para gibi klişeleşmiş tabirlere yenilerini ekleyerek parayı ve paranın yapabileceklerini anlatmak mümkün.

Paraya karşı meyyali olanları, düşüncelerinin yörüngesini paraya doğru çevirenleri kınamıyorum zira günümüzde ben de dâhil hepimizin sabahtan akşam çalışmasının nedeni para. Yazarların, bilim adamlarının, esnafın, siyasetçinin, öğretmenin velhasıl cümleten insanın birinci dereceden derdi olmasa en büyük amaçlarından biri para. Çünkü ekmek para ile su para ile odun desen para ile kömür desen para ile. Okumak, okutmak, sevmek, sevilmek ne varsa akla gelen her şey para ile. Orhan Veli’nin şiirinden bedava olan geriye bir tek ‘hava’ kaldı o da kirlenip durmakta her gün.

Malumunuz seçim arifesindeyiz. Kimi parti binlerce afişlerle hazırlandı bu sürece, kimisi onlarca müzik yaptırarak. Kimisi el broşürlerinden bastırdı milyon adet, kimisi milyonlarca lira ile reklam filmi oynattı. Hiç düşündünüz mü, sadece bu seçimin hazırlık ve reklam sürecinde en küçüğünden en büyüğüne bütün partilerin harcadığı para ne kadar diye? Hiç düşündünüz mü bu paraların tümü kaç tane fakir aileyi ihya eder, emeklilerin kaç aylık maaşına tekabül eder, kaç tane işsizin adamakıllı bir iş kurabilmesi için sermaye olur? Ya da en basitinden bir seçimde, aday adayı olmak için yatırılan paradan tutun da aday adaylıktan adaylığa yükselmek için yapılan reklam çalışmalarına kadar verilen ücretler ve tüm seçim giderlerinin toplamı acaba küçük ülkelerden hangilerinin yıllı gelirlerine denk düşer?

Seçimde partiler sırf reklam yapabilmek için devlet hazinesinden yani, vergilerin ve değişik devlet gelirlerinin toplandığı kasadan bir ton para alıyor. Ve bu paraların üstüne bir o kadar daha bağış paraları eklenerek seçim için reklam, ulaşım ve sair masraflara gidiyor. Nedense bazı yetkililer her sene-i devriyede bütçe konuları tartışılırken memuruna, emeklisine ve tüm personeline zam yaparken bin dereden su getirip kaşık ile verdiğini kepçe ile almasını pek maharetlice icra ederken iş partilerin seçim gideri altında harcayacakları paraları hesaplamaya gelince en ufak bir tereddüde müsaade vermiyor.

Kim ne derde desin, ister reklamsız seçim mi olur deyin, ister davulsuz zurnasız miting mi düzenlenir deyin. Yine de ben seçim adı altında harcanan paraları ve heba edilen malzemeleri görünce ister istemez etkileniyor ve konu hakkında tekrar tekrar düşünüyorum. Sonuçta harcanan para hepimizin ortak parası diye bildiğimiz, en azından bize öyle anlatılan hazine parası. Ve eğer harcayacak bu kadar paramız varsa bence harcanacak daha iyi yerler de vardır. Bunun yanında adayların ve partilerin kendi kasalarından harcadıkları parayı da bu hesaba katabiliriz. Vasat düzeyde bir adayın seçim için yaptığı hazırlıkların masrafı neredeyse yüz bin lira gibi rakamlara çıkabiliyor. Tüm adaylar hesaba katıldığında bu seçim yarışı için ne kadar para heba oluyor varın siz hesaplayın.

Ekonomiden anlamam, tasarruf bilgim de ilkokulda hayat bilgisi dersinden gördüğüm kadar. Ama bazı şeyleri anlamak için ille allame olmak gerekmiyor. Değişmez ya da farklı bir şekilde yapılmaz diye bir şey yok. Bu yüzden yapmamız gereken sadece vicdanımızın üstüne elimizi biraz daha ağırca bastırmak. Tabi o da varsa, halen yerinde duruyorsa.

 

Önceki yazıMeşk Günü – 26 Nisan Pazar
Sonraki yazıİşsizliği Geciktirmenin Adresi: Üniversiteler
İstanbul'da okudum. Van'da öğretmenlik görevime başladım. Sonrasında yolum Şanlıurfa'ya düştü. Ne zaman başladım yazmaya bilmiyorum. Ama kendimi yazarak yaşamaya adadım. Ben sözden daha kuvvetli olanın sözü yıllara karşı dayanıklı kılanın yazı olduğuna inanırım. Düşüncelerin sözlerde eskidiğine yazılarla geliştiğine inanırım. Hayatımızın her alanında yazı ile barışık olma ümidi ve dileği ile yazılarımla burada olacağım. Bunun için Indigo Dergisi ailesine sonsuz teşekkürler.