Kaç canımız kaldı? Canımız gidiyor, canlarımız gidiyor!

Özgecan’ımız tecavüze uğradı, katledildi… Cansu’muz tecavüze uğradı katledildi… Canımız gidiyor, canlarımız gidiyor ve daha bize ulaşmayan, üzeri örtülen kim bilir kaç kadın, kaç can aynı şiddete maruz kalıyor. Peki daha kaç canımız kaldı alacağınız?

Kaç canımız kaldı? Canımız gidiyor, canlarımız gidiyor!

Devlet büyüklerimiz de duyarsız kalmıyor tabi!

“Mekanı cennet olsun… Çok üzgünüz… Kınıyoruz… Rahmet diliyoruz…” gibi sözleriyle en ağır cezaları veriyorlar!

Bu kınamaları duyan kadın katilleri kınanmaktan çok korkuyorlar ve bir daha kadınlara dokunmama kararı alıyorlar!

Tüm bunlar saçmalık değil mi?

Ama tam olarak kadın hakları bu şekilde yürüyor ülkemizde.

Peki ne zaman kadın hakları konusunda bir düzenleme gelecek bu ülkeye? Ölüyoruz hem de acı çekerek ölüyoruz daha ötesi mi var!

Bugün Cansu’ya ağlıyoruz, isyan ediyoruz, çok üzülüyoruz öncesinde Özgecan’ a üzüldüğümüz gibi. Ve biliyoruz ki ilerleyen günlerde başka bir kadınımız için ne yazık ki yine üzülüyor olacağız. Meydanlarda, mitinglerde prim yapmaya gelince kadın haklarını dillerinden düşürmeyen partililer, siyasiler rahmet dilemekten öteye geçemiyorlar.

Peki ya kadın siyasetçilerimiz,

kadının derdini en iyi anlayacak olan lar, sahi ne yapıyor bu kadınlar mecliste? Neyi tartışıyorlar, ne için mücadele ediyorlar orada?

Hani tacize uğrayınca şikayet için devlete sığınırız, polise gideriz , yargıya gideriz ya işte orada bile varlığımızın ne boyutta olduğunu anlatayım:

Özgecan olayı olduğu zaman bir radyo programında tacize uğramış bir kadın hikayesini anlattı. Kadın bir devlet kurumunda çalışmak için başka bir şehirde yalnız yaşamaya başlar. Oturduğu binada kapıcı çöp almaya gelir. Kadın kapıyı açtığında zorla içeri girer ve kadını etkisiz hale getirir.

Zor da olsa kadın kendini kurtarmayı başarır ve yardım için kapıya koşar. Binadakiler yardım eder değil mi? Hayır yardım etmiyorlar etmedikleri gibi kadına suçlu muamelesi yapıyorlar, sakinleştirmek, destek olmak gibi bir yardımda da bulunmuyorlar. Polis gelir kadını ve kapıcıyı karakola götürür.

Polisler sorguda dalga geçer bir ifadeyle kadınsın, yalnız yaşıyorsun, askılı tshirt de giymişsin dikkat çekicisin olur tabi der. Kadın bu cümleleri duyunca ikinci şokunu yaşar. Bitti mi ? Hayır! Ve mahkeme olur. Kapıcının yakınları davayı geri çekmesi için kadını tehdit eder ama kadın kabul etmez. Mahkemede dava ertelenir.

Hakim ilerleyen zamanlarda kadına akşam yemeği teklif eder ve kabul ederse davayı kadının lehine sonlandıracağını söyler. Ve üçüncü şokunu da yaşayan kadın güvenecek bir devlet de olmayınca davasını korkudan geri çeker.

Peki biz kime güvenelim, kime gidelim, kimden yardım isteyelim, kimden hakkımızı isteyelim. Devletin hakimi bile yalnız yaşayan bir kadına hak etti gözüyle bakarsa bu ülkede güvenecek hangi kurum kaldı?

Ve siz erkekler! Hani hep diyorsunuz ya böyle olaylarda utanıyoruz erkek olmaktan, çok üzüldük diye ama hala iş yerlerinizde, sokakta gözlerinizle, sözlerinizle kadınları taciz etmeye devam ediyorsunuz. Gerçekten kadına saygı duyan istisna erkekler vardır mutlaka ama ne yazık ki çoğunuz sahte tepkiler veriyorsunuz.

Mini etek giymiş bir kız gördüğünüzde hepiniz gözlerinizi avcı dikip fazlasıyla rahatsız ediyorsunuz. Yetmiyor “kız mini etek giymiş çok dikkat çekiyor abiiii! ” diyerek kendinizi masum göstermeye çalışıyorsunuz. Mini etek giyen kadının, topuklu ayakkabı giyen kadının, saçını sarıya boyatan kadının tacizi hakettiğini düşünüyorsunuz. Sonra sosyal medyada üzüldük, utandık diye sahte cümlelerle kendinizi masum göstermeye çalışıyorsunuz.

Siz de suçlusunuz hem de fazlasıyla!

2015’te Dünya Gündemi: Mutlu Çocuklar