Karadul örümceği gibi çiftleşenler

“Canavarlar gerçektir, hayaletler de gerçektir. İçimizde yaşarlar ve bazen kazanırlar.” – Stephen King

“Savaşma, seviş.” – Anonim

Türkiye, cebi deliklerin ve cinsel iktidarsızların ülkesidir. karadul örümceği

Terörün tarihsel, sosyolojik ve psikolojik birçok nedeni olabilir ama ben size en temelini söyleyeyim. Teröristler ömürleri boyunca bir kez bile sevişmemiş insanlardır. Sadece üremek adına hayvani dürtüyle çiftleşir onlar. Çiftleştikten sonra partnerini yiyen karadul örümceğinden farksızdırlar. Bir vücuda şefkat ve tutkuyla dokunmanın, kadının teninden ruhunun derinliklerine inmenin ne manaya geldiğini bilmezler. Bilselerdi can almaktan vazgeçerlerdi. Bilselerdi kadınları iğrenç savaşlarının tam ortasına çekmezlerdi. En önemlisiyse, öldürdükleri askerlerin bir daha eşlerinin sıcaklığını hissedemeyecek olmalarıyla ilgili empati kabiliyetleri olurdu. Fakat sevişmenin, sevmenin, aşık olmanın, kaybetmekten korkmanın ne olduğunu idrak edemeyecek sefil ruhlardan bahsediyoruz.

Yalnızca terör meselesi de değil. Düğünlerde havaya şarjör boşaltanlar da cinsel iktidarsızdır. Ne yapsalar erkek gibi hissedemez onlar ve kendilerine dahi itiraf edemezler bunu. Zavallıdırlar. Sevgisiz çocuklukları lüzumsuz bir ciddiyete dönüşmüştür. Kadın ruhundan zerre kadar anlamazlar. “Karına çiçek alsana” dendiğinde; “ben ona harçlık veriyorum, kendine alsın” diye cevap verirler. Hal böyle olunca hiçbir dişi varlığın hayranlığına nail olamazlar. Erkek gibi hissedemedikleri için, aşkı tatmadıkları için, kayda değer tek başarı öyküleri olmadığı için; güç timsali olan silaha sarılırlar. Sadece dikkat çekmektir gayeleri, “bakın yeğenimiz evleniyor ve bizler müthiş erkekleriz! Silahımız da var! Öyle delikanlıyız ki düğünümüzü herkes duymalı! Pat pat pat!” Ve kör kurşunla balkonunda çay keyfi yapan ya da yolda yürüyen alelade masumlar ölür.

Fazla keskin bir yazı yazdığım için özür dilerim. Görüşlerimi bilimsel bulgulara dayandırırsam kusura bakmazsınız belki. Yaklaşık yetmiş sene evvel, 1943’de Abraham Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisini ortaya attı. Başka deyişle, bir homo sapiensin hayattan beklentilerini boş piramidin içine yerleştirdi.

Maslow piramidinin beş temel katmanı vardı:

  1. Fizyolojik gereksinimler (Nefes almak, beslenmek, cinsellik, uyku)
  2. Güvenlik gereksinimi (Can güvenliği, mülkiyet güvenliği)
  3. Ait olma, sevgi ve sevecenlik gereksinimi (Arkadaşlık bağları, aile bağları, aşk)
  4. Saygınlık gereksinimi (Kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı)
  5. Kendini gerçekleştirme gereksinimi (Erdem, yaratıcılık, üretkenlik, problem çözme, ön yargısız olma)

İnsanların çözmesi gereken öncelikli mesele, beslenme ve sevişmeydi. Ve şöyle ilave ediyordu Maslow: “Bir kategorideki gereksinimler tam karşılanmadan, kişi bir üst düzeydeki gereksinimlerini algılayamaz.” Yani eğer yeterli beslenemiyor ve cinselliğinizi yaşayamıyorsanız, diğer dört maddenin pek de ehemmiyeti yoktur.

Cinsel iktidarsızların ülkesi

Türkiye, cebi deliklerin ve cinsel iktidarsızların ülkesidir. Açlık sınırının 1371 lira olduğu ülkede, asgari ücretle çalışan bir adam karısını mutlu edemez. Mutlu hissetmeyen bir kadın cinsel tatmin yaşayamaz. Ve sevişmeyi bile beceremeyen bir çift Maslow’un öne sürdüğü diğer basamaklara çıkamaz. Yaratıcı olamaz, perspektifini genişletemez ve entelektüel manada ülkeye ufacık katkı sunamaz. Karı koca birbirlerini yiyerek tıpkı karadul örümceği gibi yaşarlar ve ölüp giderler.


Mutsuz bir ülkeyiz ve geleceğe dair işler iyi gitmiyor. Her güne yeni kayıplarla başlıyoruz. Kızıyoruz, yüreğimiz cız ediyor, o kadar. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Bazıları için kıyamete dönüşen anlar, bizler için geçici hüzünden ibaret. Uzun süreli yas tutamıyor, rutinimizi bozmuyoruz. Çünkü hayat devam ediyor. Sevmenin, sevişmenin ne olduğunu bilmeyen bir canlı bomba patlayınca ölüyoruz, trafiğe çıkınca ölüyoruz, düğün esnasında bir ahmağın kör kurşunuyla ölüyoruz, eşimiz işsizlikten cinnet geçirdiğinde ölüyoruz, ölmek için daima gerekçe yaratıyor ve Azrail’e fazla mesai yaptırıyoruz. Sonra hayat yine devam ediyor.

Hangi eğitim sistemi, hangi terapist veya kişisel gelişim kitabı ruhlarımızı paklar, bilmiyorum. Terör nasıl biter, tek parti hükümeti kurulana dek kaç seçim geçer, Maslow’un belirttiği üst basamaklara nasıl çıkabiliriz, yoksulluktan nasıl kurtulabiliriz? Bunlara cevabım yok, fakat vurgulamaya çalıştığım ana fikrin farkındayım. Açıkça diyorum ki size, hem de Cemal Süreya’nın sözcükleriyle: “Yoksuluz, gecelerimiz çok kısa. Dörtnala sevmek, sevişmek lazım.”

Dipnot: Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği’nin yaptığı araştırmaya göre, ülkemizde cinsel hayatı aktif olan her on kadından sekizinin, her on erkekten yedisinin hayatının bir döneminde cinsel işlev bozukluğu yaşadığı veya halen yaşamakta olduğu düşünülmektedir.


Kültürel seksin hikayesi (İsmail Pişer)